|

|
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
S.H.Ç.E.K. ÇOCUK BAKIM KURUMLARINDA OLANLAR HALA BARDAĞI
TAŞIRMADI MI?
Son
dönemde güç koşullardaki çocukların medyada ve kamuoyunda yer alma
biçimleri hep aynı oluyor. Bu çocuklarımızın kaldığı Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunda personel tarafından maruz
kaldığı kötü muamele ve çocuklarımızın yaşadığı dram. Bu tablo
uzun zamandan beri hiç değişmiyor. Hep aynı, benzer görüntüleri
seyrediyoruz .
Kamuoyunda bu yüzden sosyal hizmet uzmanına da bir tepki oluşmuş
vaziyette. Çünkü perde arkasını bilmediği için zannediliyor ki
bunu yapan orada çalışan sosyal hizmet uzmanlarıdır. Aslında düz
mantıkla ve olması gereken nedir diye bir an düşünüp baktığınızda
karşınıza çıkan sonuç gerçekten de budur. Bu kurumlarda çalışması
ve çocuklarla ilgilenmesi gereken sorumlu kişiler sosyal hizmet
uzmanları olmalıdır. Ama baktığımızda gerçeğin hiç de böyle
olmadığını görüyoruz.
Sosyal hizmet uzmanlarının deneyimlileri yöneticilik görevlerinden
alınarak pasif görevlere verildikleri için çoğu ayrılmış, ya
alanlarıyla ilgisi olmayan konularda yaşamlarını kazanmaya
çalışıyorlar ya da özel sektörde kendilerine bir yön çizmeye
çalışıyorlar. Zaten kısıtlı sayıda olan uzmanlarından aktif olarak
yararlanılmaması da bir çok problemi beraberinde getiriyor. Bugün
İstanbul başta olmak üzere bakıldığında büyük illerimizin SHÇEK il
müdürlerinin hiç biri de sosyal hizmet uzmanı değil. Çoğu milli
eğitimden yatay geçişle gelmiş kişiler. Bu konula ilgisi olmayan
ve bu konuda yeterli alt yapıya sahip olmayan kişiler.
Halbuki bugün düne göre kamuoyu bu konuda bilgilenmiş ve yeterli
düzeyde bilginin getirdiği farkındalıkla neler oluyor sorusunu
sormak isteyen bir kamuoyu. Kapalı kapılar arkasında yaşanan bir
çok olayın medya aracılığıyla ortaya çıkması da büyük tepkileri
getiriyor. Çünkü bu çocuklarımıza ilk sahip çıkacak olan toplumun
kendisi. Bu konuda yüreğini, zamanının, emeğini ve maddi katkısını
yapmak isteyen sivil toplum gönüllülerinin kapısından giremediği
yuvalarda neler oluyor sorusuna alınan cevaplar hep bu dramatik
dayak olayları.
Dramatik dayak olaylarının örttüğü hijyen, temizlik ve bakım ve
gıda yeterliliği düzeylerinden bahsetmeye sıra gelmiyor. Bu
çocuklar boş zamanlarında neler yapıyorlar, kötü
alışkanlıklarından kurtulmak için neler yapılıyor? Rehabilitasyon
süreçlerinde yapılanların yeterliliği nedir? Bunlar hiç
konuşulamıyor. Çünkü bunlara gelene kadar gündemde hep dayak
yiyen çocuklarımız var. Bu dayaklar da diğer bahsettiğim konuların
konuşulmasının bile bu ortamlarda lüks kabul edildiğini
gösteriyor.
Yöneticiliğin ilk kuralı bir şeyin neden yapılamadığını veya kötü
olduğunu açıklamak değil tam tersi nasıl yapılacağının çözümünü
bulabilmektir. Çözüm çalışmalarının ilk kuralı da bilginin
kullanılması ve takım çalışmasından geçer. Bu iki ana kural artık
yaşamın ilk basamağındaki kişiler tarafından bile bilinmektedir.
Bu
köşede defalarca dile getirdiğimiz bazı şeyleri yinelemekten
sıkıldığım için ilgili bakan için hiçbir şey yazmayacağım. Sadece
politikacı olabilmek, makamda kalabilmek için bu kadar çocuğun
harcanmasının vicdan muhasebesini nasıl yapabiliyor? Nasıl rahat
edebiliyor? Buna şaşırdığımı söylemekle yetiniyorum. Ama bu konuya
duyarlı olduğunu söyleyen hükümetin başbakanı ve diğer bakanlar
ile milletvekillerinin ve kamuoyunun nasıl sessiz ve tepkisiz
kaldıklarını merak ediyorum. Çünkü artık tehlikeli bir boyuta
girdik. Sürekli dayak olaylarını duyan kamuoyu artık yaşananları
kanıksadı. Malatya’daki olaylar sonrası tepkilerin onda birini
bile bu sefer duymadık. Yakında bu durum haber olmaktan bile
çıkacaktır. O zaman ne olacaktır? Sorumlu kişiler başımız
ağrımadığı için rahatladık mı diyeceklerdir?
Zaten bugüne kadar bu problemin çözümü için yapılanlar hep
yetersiz kaldı. Ama hiç olmazsa bir umudu da beraber taşımamızı
sağladı. Ancak son dönemde yaşananlar o umudu da bitirmek üzere.
Bu umut toplum katmanında da biterse o zaman hiç kimse bir şey
yapmak istemeyecek. O zaman da kaybedilmiş çocuklarımızı
karşımızda suça itilmiş, uyuşturucu batağında ve kriminaller
olarak bulacağız? Özetle savaşı kaybedeceğiz.
Bir
bakanlık buna değer mi? |