|

|
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
ÇOCUK VE YOKSULLUK
Bugün
Türkiye’nin özellikle çocukları için en önemli sorunu
yoksulluktur. Yoksulluk çocuğun iyilik hali açısından en korkunç
engeli oluşturmaktadır. Yoksul ailelerde doğan çocukların anneleri
kötü beslenen ve halsiz kişiler ve kendileri de düşük doğum
kilosuna sahip ve yetersiz beslenmiş olacaktır. Şehrin mahrumiyet
bölgelerindeki çocuk ölüm oranları refah içindeki bölgelerinkinden
çok daha fazla olacaktır. Desteğin olduğu ortamlar düşük doğum
kilosu ve sağlık durumundaki bozuklukların etkilerini ortadan
kaldırabilir, fakat bu desteklerin ciddi yoksulluk içinde olan
çocuklar için mevcut olması olasılığı çok düşüktür.
Buna
karşın, yetersiz beslenme, yetersiz hıfzısıhha, temiz olmayan su
ve kirli hava etkilerini kötü beslenme, sık sık hasta olma ve
cansızlık şeklinde ortaya koyabilir. Bu bedensel ve zihinsel kötü
etkiler, uyarımın ve fırsatların olmaması ve kendilerinden
sorumlu, yoğun stres altındaki kişilerin davranışları ile bir
araya geldiğinde bu çocukların potansiyellerinin tavanına erişmesi
açısından ciddi engellerle karşı karşıya olacaktır.
Yoksulluk içindeki pek çok çocuk yaşamlarının daha başlarında
çalışan insanlar olmaktadırlar. Halbuki çocukluğun ilk prensibi
çocuk yaşının gerektirdiği yaşamı yaşamalıdır şeklindedir. İş,
bir öğrenme ve sosyalleşme kaynağı olabilir, fakat uzun saatler
yapılan monoton ve çetin işler çocukların gelişimleri açısından
ciddi riskler anlamına gelir. Çalışma koşulları sağlık asından
özellikle tehlike arz etmektedir ve çocuklar bu etkileri yaşamları
boyuca hissedebilirler. Çalışmaya verilen zaman, gelişimin optimum
düzeye ulaşması için gereken dinlenme, oyun ve eğitimden
çalınmıştır.
Yoksulluk içindeki çocukların karşı karşıya oldukları güçlüklerin
boyutları kız çocuklar için çok daha büyüktür. Birçok toplumda,
ve özellikle de kaynakları sınırlı kişilerin oluşturduğu
toplumlarda erkek çocuklarına daha tercihli bir muamelenin
olduğunu görmek hiç te olağandışı bir durum değildir. Ayrımcılık,
doğumdan önce bile söz konusu olabilir; bebeğin kız olacağını
öğrendiklerinde çocuğun düşürülmesi yoluna gidilebilir.
İlk
haftalar ve aylarda kız bebeklerin ölüm oranları, daha çabuk
iyileşme kabiliyetlerine rağmen, erkeklerden daha fazladır. Bu
durum, daha kısa dönemli emzirilmelerinden ve sağlık bakımlarına
daha az ihtimam gösterilmesinden kaynaklanmaktadır. Hindistan’da
yapılan bir çalışma, okul öncesi dönemdeki çocuklar arasından kötü
beslenen kız çocukların oranının %71 ve erkek çocukların da %28
olduğunu bildirmektedir. Bangladeş’te bir ve dört yaş
arasındaki kız çocukların ölüm oranı erkek çocukların yaklaşık iki
katıdır.
Bütün dünyada okula gitmeyen çocukların üçte ikisini kız çocuklar
oluşturmaktadır. Türkiye’de bu durum daha da dramatik bir tablo
olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğitimlerinin önemli olmadığı
düşünülmektedir ya da ev işi yapmaları için okuldan
alınmaktadırlar. Resmi rakamlar kızlara oranla daha fazla erkek
çocuğunun çalışmakta olduğunu gösterse de kız çocuklar uzun
saatler boyunca ücretsiz olarak çalıştıkları ev hizmeti gibi su
yüzünde olmayan işlerde çalışmaktadır. Kız çocuklar beceri
edinmeden ve eğitim almadan çoğunlukla küçük yaşta
evlendirilmektedirler. Bu, bazen ailenin maddi kazanç sağlaması
nedeniyle gerçekleşmektedir.
Adolesan annelerin bebekleri, kendileri açısından bir risk
oluşturması dışında, anneleri için de sağlık riski olurlar.
Ondokuz yaş altındaki kızların doğumdaki komplikasyonlardan ölme
oranı yirmili yaşlarında olan annelerin iki katıdır.; ve, 15 yaşın
altındaki kızların karşı karşıya oldukları risk daha da fazladır.
Beslenme yetersizliği, eğitim almamaları, aşırı çalışma, ve
genel bir fırsat yokluğu bir araya geldiğinde, bu, milyonlarca kız
çocuğun potansiyellerinin tavanına hiçbir zaman ulaşmadıkları
anlamına gelir.
Yetersizlikleri olan yoksul çocuklar gelişimsel açıdan çok büyük
güçlüklerle karşılaşabilir. Uygun eğitim verildiğinde ve
çevrelerinde ihtiyaçlarına cevap veren değişiklikler yapıldığında
yetersizlikleri olan pek çok çocuğun daha fazla beceri
geliştirmesi için destek olunabilir. Ancak, yoksulluk içindeki
çocuklar için eğitim ve kalifiye destek için fazla bir olanak
bulunmayabilir ve çevrelerinde değişikliklerin yapılması
olanakları oldukça kısıtlı olabilir. İlgi yokluğu ve yaşadıkları
çevredeki kısıtlamalar nedeniyle çocuklar gittikçe daha engelli
hale gelir.
Yetersizliklere ilişkin tutumlar bir kültürden diğerine farklılık
göstermektedir. Bir toplumda kabul gören ve saygıyla karşılanan
bir durum bir başkasında düşmanca bir yaklaşım ortaya çıkarabilir.
Çocuklar, başarıya çok değer verilen bir ortamda çok daha fazla
güçlükler yaşayabilirler. İstismar ve sert muamele açısından büyük
risk altındadırlar. Kendilerine sıcak yaklaşılan
yerlerde de durumlarının Allah’ın takdiri olduğu ve herhangi bir
müdahalenin gerekmediği şeklinde bir düşünce hakimdir. Çocuk
Hakları Sözleşmesi’ne bağlı kalınması ve çocuğun kimliğine ve
yaşamı üzerindeki en büyük kontrolü kendi eline alacak düzeyde
kapasiteye sahip olduğuna saygı duyulması bu kapasitenin
arttırılması ve becerilerin kazanılması için destek olunması
sonucunu ortaya çıkarmalıdır.
Neler yapılabilir ;
·
Yerleşim bölgenizde ölçme değerlendirmeler yaparak desteğe en çok
ihtiyacı olan ailelerin belirlenmesi gerekmektedir.
·
Mikro-teşebbüsler için meslek eğitimi ve destek sağlanmalıdır.
·
Bu evler için kolayca erişilebilen, bütçeye yük getirmeyen
birincil sağlık bakımı sağlanmalıdır.
·
Kaliteli çocuk bakımı hizmetleri desteklenmelidir.
·
Kızların eşit haklara sahip oldukları ve özel ihtiyaçları
hakkında genel bir bilinçlenme sağlanması çok önemlidir.
·
Kızların sağlık ve beslenmelerine, özellikle başlangıçtaki
yıllarda olmak üzere, özel bir önem verilmelidir.
·
Kaliteli okulları kızlar için daha ulaşılabilir ve ebeveynleri
tarafından daha kabul edilebilir hale getirilmelidir.
·
Kızlar ve kadınlar için kaliteli üreme sağlık bakımı
sağlanmalıdır.
·
Kızlar ve kadınlar için eşit fırsatlar sağlanması teşvik
edilmelidir.
·
Tuzların iyotlanması, hamilelikte sodyum ilavesi, ve körlüğün
önlenmesi için A vitamini gibi yetersizliklerin önleyen destek
programları teşvik edilmelidir.
·
Yetersizlikleri olan çocukların hakları konusunda genel bir
bilinçlendirme ve ayrımcılığın önlenmesi için çalışmalar
yapılmalıdır.
·
Ebeveynlere, çocuklarına uygun bakımı sağlamaları için eğitim ve
destek verilmelidir.
·
Yaşanılan bölge-temelli rehabilitasyon hizmetlerini
desteklenmelidir.
·
Yetersizlikleri olan çocukların uygun ve ayrımcılığın olmadığı bir
eğitimden yararlanmaları sağlanmalıdır.
·
Yetersizlikleri olan küçük çocuklarla hedefe yönelik bir
meşguliyet için eğitim ve fırsatların ulaşılabilir olması
sağlanmalıdır.
·
Yetersizlikleri olanların hareketliliğini önleyen bölgedeki
fiziksel engeller ortadan kaldırılmalıdır.
Çocuğun gelişimi için temel destekler fazla karmaşık değildir.
Uyarımın olduğu ve sevgi temelinde bir bakım ve bedensel
gerekliliklerine yanıt verme mutlu ve canlı, becerileri gelişmiş
ve üretken insanlar olmalarını sağlayacaktır. Elde edilenlerle
karşılaştırıldığında gereken yatırım oldukça küçüktür. Ne yazık
ki, çocuklar için öncelikler çoğunlukla, şehrin “daha büyük”
problemleri bağlamında gereksiz görülmektedir. Eğer şehirler,
küçük vatandaşlarının gelişimini ve haklarını desteklemek için
bilgi temelinde bir yol takip edeceklerse, bütün düzeylere ait
tutumlarda köklü bir değişime ihtiyaç vardır.
|