|

|
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
ÇOCUK HAKLARI VE SİVİL TOPLUM
Çocuğun birey
olarak kabul edildiği ve korunması, gelişimi, yaşatılması ve
katılımı prensiplerinin yaşama geçmesini hedefleyen Çocuk Hakları
Sözleşmesinin sadece devlet tarafından imzalanmış bir uluslar
arası sözleşme metni niteliğinde kalmasının en tipik örneklerinden
birisi Türkiye’dir. Çünkü bugün bakıldığında halen çocuk bir birey
olarak kabul edilmemektedir. Sözleşmede yer alan prensiplerin ise
çok azının yaşama geçirilmeye çalışıldığı izlenmektedir. Halbuki
bakıldığında çocuk konusunda bir politika oluşturmamış olan
ülkemizin her geçen gün artan şiddet, istismar, uyuşturucu, cinsel
sömürü, eğitimsizlik, kız çocuklarının sorunları ve yoksulluk, göç
gibi çok önemli problemleri artarak büyümektedir.
Türkiye’de çocuk hakları konusunda sivil toplum kuruluşlarının
çalışmaları çok eskiye dayanmamaktadır. Özellikle HABİTAT
sonrasında çocukla ilgili S.T.K. ların genelde var olan aile
birliği, yardım sevenler derneği yaklaşımlarından gerçek anlamda
sivil toplum kuruluşu olma aşamasına gelmeye başladıklarını
belirtmek gerekir. Bu dönüşüm başka konulardaki STK lar için de
geçerlidir. Buradaki sorunun gönüllülük kavramının yanlış
anlaşılmasından kaynaklandığını düşünmekteyim. Çünkü genellikle
gönüllülük herhangi bir fayda beklemeden, parasal yarar
gözetmeden ancak bir profesyonelmiş gibi bir iş disiplini
içerisinde çalışmayı gerektirirken bizdeki genel uygulamada
gönüllülük istenildiği zaman gelerek kendince bir katkıda
bulunmak gibi anlaşılmaktadır.
Burada altı çizilmesi gereken boyutun sivil toplum kuruluşlarının
temel görevlerinin hizmet üretmek olmadığı, hizmet modellerini
oluşturarak devlete göstermesi ve bilgilendirme –bilinçlendirme
çalışmalarını toplumda yürüterek “advocacy” (destek oluşturma)
çalışmaları yapmalarıdır.
Gönüllü kuruluşların çalışmalarının bir konunun topluma
tanıtılması ve bu konuda toplumu bilinçlendirme çalışmalarına
odaklaması gerekmektedir. Bu çalışmaların tüm iletişim
kanallarının kullanılması ile yapılması gerekir. Yazılı
materyallerin oluşturulması ve dağıtımı ilk yapılması gerekenler
arasındadır. Konferanslar ile seminerler de bu çalışmalar
grubundadır. Ayrıca radyo anonsları, gazete ilanları ve
televizyonda küçük sosyal reklam şeklinde filmler ile bu konudaki
söyleşiler hep bu konuda yapılması gereken çalışmalar grubu
içindedir.
Bu
tip çalışmalarda çocukları acındırmaya yönelik, onları teşhir eden
ve toplumda onları zayıf, zavallı konumda gösteren çalışmalar ilk
anda kolay ve çabuk sonuç alabilecek nitelikte görülürse de
çocukların aleyhine ve uzun dönemde onlara zarar verebilecek
nitelikte çalışmalar olarak dikkati çekmektedir. Ülkemizde güç
koşullardaki çocuklara yönelik çalışmaların çoğunda çocukların
toplum karşısına zavallı bir görünümde teşhir edildikleri, edilgin
ve kötü durumda gösterildikleri izlenmektedir. Halbuki bu
çalışmaların çocukların diğer çocuklardan farklı olmadığı temasına
uygun ve olanaklar verildiğinde diğer tüm çocuklar gibi her şeyi
yapabileceklerinin gösterildiği kampanyalar olması gerekmektedir.
Çocukların bu tip çalışmalarda yer alması ancak onların izin
verdiği durumlarda olmalı ve onların da onayıyla başarılı
olabildikleri konular ve başarıları dile getirilmelidir.
Bir
başka önemli problem de çocukla ilgili S.T.K. ların hep devletle
iç içe çalışmayı tercih eden tutumlarıdır. Bir kuruma maddi gelir
sağlamak amacıyla kurulanlar, çalışmalarını hep hükümetle paralel
sürdüren ve ilgili kuruluşlarla birlikte çalışmalar yapan S.T.K.
lar daha çok hizmet verme amaçlı çalışmalar yapmaktadırlar. Bu
modelin özellikle Ankara’da çok fazla göze çarptığı söylenebilir.
Bunun handikabı, eleştiri yapabilme özelliğinin devletle iç içe
çalışıldığında ortadan kalkmasıdır. Eleştiri her zaman çalışmanın
kalitesini yükseltmede temel etkenlerden birisi olarak önemli bir
görevdir. Bunu akademik ve objektif kriterlerle yapabilmek hizmet
kalitesin yükseltilmesinde çok önemlidir. Ancak hükümet
kuruluşlarıyla çok yakın ve iç içe çalışmak sivil toplumun en
önemli özelliği olan iyiye yönlenmek için bakış açısını ortadan
kaldırmaktadır. Özellikle son dönemde bunun çok somut örnekleri
izleyenleri rahatsız edecek düzeydedir.
Bugün çocuk hakları için çalışan kuruluşların şemsiye bir örgüt
altında toplanabilmesi ve çalışabilmesi için yönetim kurulu kararı
ile onay verilmiş katılım belgesinin alındığı Türkiye’nin coğrafik
bölge dağılımına uygun bölümlendirilen bir yapı ile Türkiye Çocuk
Hakları Koalisyonu çalışmalarını sürdürmektedir. Bu yapıda
öncelikle Mayıs 2007 de ülkenin çocuk hakları durumunu bildirir
alternatif raporun yazım çalışmaları sürdürülmektedir.
Çocukla ilgili S.T.K. larda öznenin çocuk olmasından dolayı hep
çocuklar için yapılan çalışmalardan bahsetmekteyiz. Burada kadında
veya benzer başka konuda olduğu gibi özne bizzat kişinin kendisi
olmadığı için yaşanmışlık değil bilgi ön plana çıkmaktadır. Belki
de çocuk konusunda S.T.K. çalışmalarındaki aksamayı bu noktada
aramak gerekmektedir. Çünkü bu alanda çalışanların büyük oranda
duygusal anlamda konuya inandıkları ancak aynı düzeyde bilgilenme
noktasında olmadıkları görülmektedir. Her alanda olduğu gibi
sürekliliğin olmaması ve bazen sadece kariyer arayışıyla gelip
sonra yok olan kişilerin yarattığı güvensizlikte önemli bir
problem olarak karşımıza çıkmaktadır.
|