|

|
Başyazı |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
25 KASIM
KADINA YÖNELIK ŞIDDETIN ÖNLENMESI GÜNÜ
Aile içi
şiddet olgusunda en yoğun şiddete maruz kalan iki kişiden birisi
kadınlar. Ötekini sizler de biliyorsunuz; çocuklar. Aile içi
şiddet çalışmalarını yapanların tespit ettiği çok önemli bir olgu
var. Eğer evde birisi şiddet görüyorsa, mutlaka diğeri de şiddet
görüyordur. Yani evde kadın kocasından dayak yiyorsa o zaman çocuk
da dayak yiyordur. Ve ilginçtir bu dayağı sadece evdeki dayak
atan babadan değil aynı zamanda dayak yiyen anneden de yemektedir.
Bu konuda
yaptığımız bir araştırma benzer bir durumu çok çarpıcı rakamlarla
ortaya koymuştu. Fatih’deki kadın sığınma evine evinde kocasından
dayak yediği için sığınan kadınlarla bir çalışma yürütmüştük. Bu
çalışmada merak ettiğimiz konu dayak yediği için yaşamlarının
şekli değişmiş, kötü duruma düşmüş bu kadınların çocuklarını dövüp
dövmediğiydi. Bu konuda yurt dışında yapılmış olan araştırmalar
şiddetin bir döngü olduğunu ve erkekten kadına, oradan da çocuğa
bir iletişim yöntemi olarak kullanılması şeklinde çıkıyordu. O
yüzden de beklenen kadının yaşamını travmatize etmiş olan koca
dayağına rağmen yine de çocuğunu dövüyor olmasıydı. Çünkü dediğim
gibi dayak iletişim yöntemi olarak kullanılmaktaydı. Ayrıca, bir
model olarak görülüp problem çözme yöntemi olarak kabul edildiği
için dayak beklenen sonuçtu. Ama araştırma sonucu bulduğumuz oran
bizi bile şaşırtmıştı.
Oran %92’ydi.
Bir başka deyişle her 10 kadından 9’u çocuğunu dövüyordu. Sadece
bir kişi dışında bütün çocuklar annelerinden dayak yiyordu. Bu
tablo da gösteriyordu ki kadına yönelik şiddet konuştuğunuz zaman
kaçınılmaz olarak çocuğa yönelik şiddeti de konuşmak
gerekmektedir. Etkileşim kaçınılmazdır ve çocuk bu durumdan
mutlaka zarar görmektedir.
Kadına yönelik
şiddet olgusunun fiziksel şiddetle sınırlanmamış olması bunun
yanında cinsel şiddeti, duygusal şiddeti ve ekonomik şiddeti de
içermesi konunun boyutunu çok yüksek bir noktaya getirmektedir.
Burada taciz suçlarını, takip olgularını ve iş yerinde taciz
olarak isimlendirilen son yıllarda çok rastlanan olguları da
eklediğinizde çok büyük bir olgular zinciriyle karşı karşıya
kalındığı görülecektir.
Buna karşın
kadına yönelik şiddet konusunda yapılanların çok kısıtlı hatta yok
denecek düzeyde olması da dramatik bir boyuttur. Çünkü şiddete
maruz kalan bir kadının kaçabilmesi, dayak yediği ortamdan
kurtulabilmesi için gidebileceği bir yer olması ve dayak yediği
kişiye karşı güvenlikte olması gerekmektedir. Ancak Aile Koruma
Kanununun çıkmış olmasına ve bu kanunda “başvuran kadının şikayeti
en kısa sürede sonuçlandırılacaktır” demesine karşın bunun bugün
halen çok az kişi tarafından bilinmesi, kadınların bundan haberdar
olmaması yüzünden pratikte işe yaramamaktadır. Bu durumda şiddet
uygulayan eşin evden uzaklaştırılması ya da kadının sığınma evine
ivedi olarak yerleştirilmesi gerekmektedir. Kanun bunu
söylemektedir. Ama bugün bilinmektedir ki kadın sığınma evlerinin
sayısı çok düşüktür ve var olanlar da çok kısıtlı olanak ve mekana
sahiptirler.
Yerel
yönetimlerin temel görevleri arasında yer almasına karşın bu
konuda bir şeyler yapmaya çalışan çok az sayıda belediyenin, yerel
yönetimin olması da durumu ümitsizleştirmektedir. Dünyada şiddet
artışı özellikle kadınlar ve çocuklar üzerinde kendini
göstermektedir. Bu konuda bizim toplumumuzda görüldüğü gibi töre
cinayetleri, namus cinayetleri gibi akıl almayacak uygulamalar da
vardır. Özellikle güneydoğu bölgesinde yaşananlar önlenememekte ve
her gün bir başka olay gündeme gelmektedir.
Bu konuda yol
alabilmenin en önemli adımlarından birisi bu konuda çalışan
profesyonellerin özellikle hekim ve hemşireler ile hukukçuların
konu hakkında bilgilenmeleridir. Çünkü böylelikle karşılarına
gelen olguya doğru teşhis koyarak yardımcı olma şansları
artacaktır. Bundan daha da önemli olan konu, kadınlara haklarını
anlatabilecek, onlara yol gösterebilecek en iyi konumda bu meslek
grubunun elemanlarının bulunmasıdır. Advocacy (destek oluşturma)
çalışmalarının uzun dönemde bu şiddet olaylarının önlenmesinde
önemli rolleri olacağı açıktır. İlk adımın kadının bir birey
olduğunu, hakları bulunduğunu ve şiddet görmesinin kader
olmadığının anlatılması gerekmektedir.
Bu konuda daha
çok yol almamız gerekmektedir. Berdelin yaşandığı, töre
cinayetlerinin kaçınılmaz olduğu bir ülkede kadın haklarının
öğrenilmesi ve uygulanabilmesi konusunda daha başlangıç
noktasındayız bile diyebilmek kolay olmuyor.
|