|

|
AÇIK RADYO SOHBETLERİ
2004 |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
Haftanın Konuğu :
Sibel GÜNEŞ
Eğitim ve
Sağlık Muhabirleri Derneği İkinci Başkanı
Sağlık Programı Yapımcısı
Medyanın Çocuk Haklarına Katkısı
Polat :
Bu hafta konuğum Sibel Güneş ile medyanın çocuk haklarına
katkısından bahsedeceğiz. Medyada yer alan çocuk haberlerinin
toplumu ve özellikle çocukları nasıl etkilediğinden, medyanın
çocukla ilgili sorunların çözümüne katkısından veya tam tersi
sorunu tırmandırmasından, habercilerin etik ilkelerinden
bahsedeceğiz. Sonuç itibarıyla medya ile çocuk haklarını
ilişkilendirip her boyutuyla konuyu bir habercinin bakış açısından
dinleyeceğiz. Medya ve çocuk deyince olmazsa olmaz medyada şiddet
haberleri ve dizileri konusuna da deyineceğiz. Konuğum Sibel
Güneş, ESAM kısa adıyla bilinen Eğitim ve Sağlık Muhabirleri
Derneği’nin bir dönem kurucu başkanlığını yapmış, halen ikinci
başkanlığını yürüten sağlık haberleri konusunda uzmanlaşmış bir
haberci. Aynı zamanda NTV’de bir sağlık programı yapıyor.
Kendisiyle çok sayıda çocuk haberini de birlikte yaptık.
Öncelikle ESAM hakkında bilgilenelim istiyorum. Rastgele çocuk
haberlerinin yapıldığı, basında çocuk istismarının yaşandığı bir
ortamda böyle bir derneğin varlığı çok önemli. Derneğin kuruluş
amacı nedir? Hedefinize ne kadar yakınsınız?
Güneş :
Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği medyadaki uzman habercilik
arayışının önemli örneklerinden birisi. 1991 yılında eğitim ve
sağlık alanında uzmanlaşmış habercilerin biraraya gelmesiyle
kuruldu. Olumlu bir işbirliğiyle başladı. Kuruluştan itibaren
‘uzman haberci sağlıklı haber’ anlayışını benimsemiş alanında
uzman bir dernek. Kendi içerisinde düzenli olarak eğitim
çalışmalarını sürdürüyor. Toplumu etkileyen önemli konularla
ilgili olarak kamuoyu yaratmak adına önemli toplantılar
düzenliyor. Konunun taraflarıyla, meslek örgütleriyle ve Sağlık
Bakanlığı ile düzenli olarak ortak toplantılar gerçekleştiriyor.
Gelinen noktada kendimizi değerlendirdiğimizde ise; 1991’den
2004’e bir değerlendirme yaparsak, sağlık ve eğitim haberlerinin
sunumunda artık hataların çok daha azaldığını, haber kaynaklarının
seçiminde daha özenli davranıldığını, yalnız uzman habercilerin
değil haber kaynaklarının da bilgi aktarırken daha özenli
davrandıklarını ve mesajlarını çok daha kontrollü ve sağlıklı
biçimde medyaya aktardıklarını görüyoruz. Derneğimizin bu konuda
büyük katkısı olduğunu düşünüyoruz.
Polat : Gerçekten
artık günümüzde haberlerin daha kaliteli, daha amaca hizmet eden
boyutta yapıldığı fikrine ben de katılıyorum. Bunun ötesinde
dünyada, medyanın üstlendiği bir misyon daha var. Çalışmalara
baktığımız zaman birçok sorunun çözümü açısından ve konumuz olduğu
için özellikle çocuk haklarının tanınması, bilinmesi, uygulanması
ve çocuk istismarı gibi sorunlarda toplumun bilinçlendirilerek
harekete geçirilmesi, sonrasında Devlet’in soruna dikkatinin
çekilmesiyle çözüme yönelmesi sürecinde medyanın büyük katkısı
var. Diğer taraftan medyanın bu gibi konularda toplumun üzerinde
negatif etkilerinin de olduğunu görüyoruz. Toplum medyada bulduğu
haberlerden korkabiliyor, yanlış yönlenip beklenenin aksine
tepkiler verebiliyor, soruna ilgisini kaybedebiliyor ve
pasifleşebiliyor. Medyanın toplumu yönlendirmedeki olumlu ve
olumsuz katkılarının çok iyi farkedilmesi gerekli. Toplumsal
sorunun çözümü için destek bulma açısından; dünya literatüründe
‘advocacy’ olarak geçiyor, ve tabii bilinçlendirme açısından
medyanın desteğini almak mutlaka gerekiyor. Ancak, medyanın
desteği bazen bumerang gibi dönüyor ve geri gelip çarpıyor.
Toplumdan olumlu destek beklerken olumsuz bir tavırla
karşılaşabiliyoruz. Örneğin, bazı meslek etik kurallarına uymayan
yada deneyimsiz haberciler, medyaya taşıyacakları bir çocuk
olgusunda mutlaka çocuğun resmine veya görüntüsüne yervermek
telaşı içine giriyorlar. Oysaki olayın kurbanı olan çocuk
açısından bu son derece sakıncalı. Kurban çocuğun toplumda
tanınmamasının, yaşadığı olayla ilgili olarak damgalanmamasının
büyük önemi var. Çocuk bir kere damgalandıktan sonra tüm yaşamında
hep bu olayla birlikte yaşamak zorunda kalıyor. Olayı unutması
hemen hemen imkansız hale geliyor. Halbuki bizim çabamız çocuğun
yaşadıklarını mümkün olduğunca çabuk unutması ve travmatizasyonu
hızlı atlatması yönünde odaklanıyor. Medya mensuplarıyla bu gibi
konularda bazen çelişkiye düşüyoruz. Buradan başlayacak olursak,
bir haberci çocuk haberi yaparken nelere dikkat etmeli?
Güneş :
Verdiğiniz örnekten devam edecek olursak ortada bir olayın mağduru
olan çocuk ve dolayısıyla bir haber var. Burada gazetecinin o
çocuğun fotoğrafını elde etme çabası kendi iş hiyerarşisindeki
talepden kaynaklanıyor. Gazetecinin bu konuda eğitimli olması, o
tavrı koyması bu fotoğrafın kullanılmaması gerektiğini bilmesi
bile bu anlamda yeterli değil. Özellikle olayın adli boyutu varsa
muhakkak yayın kuruluşunun iç hiyerarşisinden çocuğun görüntüsüne
haberde yerverilmesi talebi geliyor. Ancak, sevinerek belirtmek
isterim ki son bir yıl içerisinde bu konuda biraz daha özenli
davranma eğilimi görülüyor. Medyanın çocuğa bu duyarlılığı
geliştirmesinde kişisel insiyatifinin dışında başka bazı faktörler
var. Toplumun artık eleştiren bir yaklaşımı var. Kanunlarda bazı
değişiklikler var; önemli para cezaları uygulanıyor. Bunlar
bağlayıcı oluyor. Habercilik açısından değerlendirirsek yaptığımız
hiçbir haberin konunun tarafları olan insanların kişisel haklarını
zedelememesi gerekiyor. Bunu kendi içimizde çok sorguluyoruz.
Özellikle çocuk haberi yaparken mutlaka anne-babadan onay
alıyoruz. Çocuk adına karar vermeye yetkili olan kişi anne-baba
olarak görülüyor ama sonuç itibarıyla çocuğun kendisi bir birey.
Eğer bir istismar olgusunu haber yapıyorsak, her durumda çocuğun
fotoğrafının kullanılması veya adının haberde açıkça geçirilmesi
doğru değil. Hele görüntülü medyada bu çocukların ortada bir
trajedi varken televizyona çıkartılıp anne-babasıyla o trajedinin
içerisine ortak edilmesi yada ısrarla görüşünün alınmaya
çalışılmasının anormal olduğunu, sağlıksız olduğunu düşünüyorum.
En son İzmir’de AIDS’li bir çocuk öyküsü yaşandı. Bu olayda medya
çok fazla eleştirildi. Tabii medyanın hatalı olduğu taraflar var.
Ancak, çocuğun sorumluluğunu taşıyan anne-babanın da hatalı olduğu
taraflar var. Olayı medyaya taşıyan kişiler işin nasıl kontrolden
çıkabileceğini hayal bile edemiyorlar. Medyadan destek almak için
başlayan bir çaba sonuçta çok olumsuz noktalara taşındı. Yine de
mağdur çocuk için olumsuz gelişen İzmir örneğinden bile olumlu bir
sonuç ortaya çıkartılabildi. Ege Üniversitesi ve yerel
yönetimlerin işbirliğiyle bir çalışma grubu oluşturuldu. Bu
olumsuz deneyimin ardından bir daha hata yapmamak için nasıl
davranılması gerektiğine dair çalışmalar yapılıyor. Şunu anlamak
lazım ki bir konuda kamu yararı vazgeçilmez bir noktadaysa haberci
bir değerlendirme yapmak zorunda. Ama kamu çıkarı çok ön planda
değilse kesinlikle çocuğun ismini açıklamamalı, resmini
kullanmamalı ve olaydan da duygusal nema sağlamamalı.
Polat :
Medyada sağlık haberleri yapan biri olarak çocuğun başlıca
haklarından biri olan çocuğun fiziksel, zihinsel ve ruhsal
sağlıklı gelişimi açısından ülkemizdeki tabloyu değerlendirmenizi
isteyeceğim. Özellikle medyadaki şiddet içerikli programlar ve
diziler açısından medyanın çocuklar üzerindeki etkilerini ve bu
anlamda medyanın çocuk haklarını nasıl istismar ettiğini ele
almakta fayda var.
Güneş :
Türkiye’nin ekonomik gelişmişliğiyle sağlık konusunda geldiği
nokta birbiriyle doğru orantılı değil. Türkiye elindeki kaynakları
iyi kullanamıyor ve çocuklarda bundan olumsuz etkileniyor. Her gün
133 bebek ve 2 anne ölüyor. Çocuklar açısından genel anlamda
sağlık hizmetlerine ulaşmayla ilgili bölgesel farklılıklardan
kaynaklanan, dağılımdan kaynaklanan zaten başlangıçta hak
ihlalleri olduğunu düşünüyorum. Çocukların fiziksel sağlıkları
açısından ciddi problemleri var. Bu açıdan değerlendirirsek
Birleşmiş Milletler Raporu’nda Türkiye’de korunmaya muhtaç 500.000
çocuktan bahsediliyor. Bu rakkam son derece çarpıcı. Biz sağlıklı
birey olma adına eğer çocukları çok temel enfeksiyon
hastalıklarından koruyamayacak noktadaysak çocukları; diğer
sağlıklı çocuklarla kıyasladığımızda, zaten hayata çok geriden
başlatıyoruz demektir. Çocuklar arasında bu anlamda eşitsizlik ve
hak ihlali daha en başında var. Çocuğun sağlıklı fiziksel gelişim
hakkı ihlal ediliyor. Arkasından yayınlardaki olumsuzluğa gelirsek
fiziksel şiddetin çok fazla işlendiği programların bütün dünyada
çocuklar tarafından daha fazla izlendiğini bütün bilim adamla bir
çalışma var rı söylüyor. Yapılmış çalışmalardan bir örnek vermek
istiyorum. Fırat Üniversitesi tarafından ilköğretim okulunun 5. ve
8. sınıflarından öğrencilere seçilerek yapılmış bir çalışmaya
göre; çocukların %22’sinin en çok şiddet içerikli yerli-yabancı
dizileri izledikleri, yalnızca binde 4’ünün çocuk programlarını
tercih ettikleri saptanmış. Agresif tutumların sergilendiği, gene
şiddet içeren, çok kavganın olduğu spor programlarını izleyen
çocukların oranı ise %42. Bu çocuklarda diğerlerine göre şiddet
eğiliminin çok daha yüksek olduğu gözlenmiş. Çocukların ruh
sağlığı açısından yayınların hazırlanmasında özenli
davranılmadığını düşünüyorum. Bu programlardaki kahramanların yada
katılımcıların çocuklar tarafından idolleştirildiklerini
dolayısıyla bunlarla çocuklara yanlış, sağlıksız modeller
öğretildiğini görüyoruz. Bir yandan çocukların fiziksel
sağlıklarının ihmal edildiğini söylerken diğer yandan
televizyonlardaki bu tarz sorumsuz yayınlarla çocukların ruh
sağlıklarının da olumsuz etkilendiğini düşünüyorum.
Polat :
Gerçekten çocukların sağlıklı gelişim hakları bu şekilde ihlal
edilmiş oluyor. Peki nasıl bir tutum belirlenmeli, habercilerin ve
program yapımcılarının nelere, hangi kriterlere dikkat etmesi
gerekiyor?
Güneş :
Medya mensubu olarak bu konuların daha sık gündeme getirilmesi
gerektiğini söyleyebilirim. Toplumsal sorunun çözümü için mutlaka
medya ile işbirliği yapılması gerektiğini ancak bazen de konuyu
medyaya iyi taşımazsak bunun tıpkı bir bumerang gibi gelip bizi
vuracağını söyledik. Bu noktada kamu yararı adına medyanın iyi
kullanılması gerekiyor. Bilgi yaşadığımız çağın en önemli gücüdür
ama bazen medya işin kolayına kaçıp yalnızca işin duygusal
sömürüsüyle yetinebiliyor. Halbuki işin içerisinde bilgi olursa
hayattaki bir takım olumsuzlukları değiştirebiliriz. Bunu bilgi
olmadan yapma şansımız yok. Diğer taraftan bakıldığında ise konuyu
medya ile paylaşırken de özenli davranmak gerektiğini
unutmamalıyız. Bilginin mutlaka konuyla ilgili çalışan uzman bir
medya mensubuna çok sağlıklı bir şekilde aktarılması gerekiyor. Bu
açıdan bakıldığında konunun uzmanı habercinin olaya belli bir
felsefi yaklaşımla değineceğini, haberi yaparken konuya ait etik
değerleri mutlaka gözönünde bulunduracağını garanti altına almış
oluruz. Uzman gazeteciye ulaşmak mesajın medyada sağlıklı
yeralmasının anahtarı sayılıyor. Tabii, eğer ben sağlık
habercisiysem gazetecilik meslek etiğini iyi bilmek durumundayım,
sağlık haberciliğinin etik ilkelerini iyi bilmek durumundayım, bir
de haber kaynaklarım olan sizlerin meslek etiklerini, ilkelerini
bilirsem ancak bu sınırlar içerisinde düzgün haber yapabilirim,
çocuk haklarıyla ilgili bir konuyu medyaya düzgün taşırım.
Polat :
Medyanın toplumsal sorunlarımızın çözümüne büyük desteğinin
olabileceğinden ancak yapılan haberlerin niteliklerine bağlı
olarak toplumu yanlış yönlendirebileceğinden, dolayısıyla gerek
haberi yapanın gerekse haber kaynağı olanın bilimsel verilere
dayalı, doğruluğu kanıtlanmış bilgilere rağbet etmesinin öneminden
bahsettik. Özellikle çocuk konusunda çok duyarlı davranılması
gerekli çünkü çocuk kendi hakkını arayabilecek konumda değil.
Medyanın çocuk haklarına olumlu katkısından bir örnek vermek
istiyorum. Sonrasında da olumsuz bir örnekle konuyu tam ifade
etmek gerkecek. Çocuğu İstismardan Koruma ve Rehabilitasyon
Derneği (ÇİKORED) olarak 1991 yılında anne-babası tarafından
sürekli dövülen, çok kötü işkencelere maruz bırakılan bir çocuk
için koruma kararı çıkartmak istedik. Bu bizim ilk vakalarımızdan
biriydi. O güne kadar koruma kararı çıkartılması için ancak aile
yakınlarından birinin onay vermesi gerekiyordu. Hukuksal düzenleme
böyle diye gerek sosyal hizmetler müdürü gerekse savcı bu çocuk
hakkında koruma kararı çıkartmamakta direniyorlardı. Oysaki
kanunda ihpar sözkonusu ise de koruma kararı çıkartılabileceği
şeklinde bir ibare mevcuttu. Bu maddeyi işletmeyen savcının
kapısına üç televizyon kanalından arkadaşla ve beş gazeteciyle
gittik. Basının önünde savcıdan bu maddeyi işletmesini,
işletmeyecekse de haklı gerekçelerini anlatmasını istedik. Çocuk
eve gönderilirse sağ kalamayacağından korkuyorduk, savcı hakkında
diğer yasal yollara başvuru ise çok uzun zaman alacaktı ve çocuğun
durumunun buna tahammülü yoktu. Bizi iki hafta boyunca bu kritik
durumda kilitlemiş olan savcı medyayı karşısında bulunca; toplumda
kötü tanınmamak, kınanmamak adına gerekli açıklamayı yaptı ve
çocuğu kurtarabildik. Bu örnek konuyla ilgili olarak medyadan
bulduğumuz manfaatlerden biridir.
Günümüzde sokak çocukları sorunu karşımızda duruyor. Bu çocuklarla
ilgili olarak Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneğimizde
karşılaştığımız medya tarafından yaratılmış olumsuz bir deneyim
var. Derneğin bulunduğu Kadıköy Yeldeğirmeni’nde sokak çocuklarına
hizmet veren 40 yataklı bir merkez var. Bu merkez tam yaşam
alanının içerisinde yeralıyor. Mahalleliden de bu çocuklara
devamlı destekler ve yardımlar gelirdi. Mahalleli bu çocuklara
sahip çıkardı. Ne zaman ki medyada ‘Tinerci Çocuk Cinayetleri’,
‘Kapkaçcı Sokak Çocukları’ başlıkları altında sokak çocukları
karalanmaya başladı, mahalleli artık bu çocukların mahallelerinden
gitmesini istemeye başladı. Sürekli Merkez’in camları kırılmaya
başlandı. Bu gibi tacizler yaşandı. Oysaki tinerci çocukların
büyük bir çoğunluğu aileleriyle birlikte yaşayan çocuklardır.
Kapkaç yapan çocuklar ise olanakları kısıtlı doğu illerimizden
gruplar halinde getirilerek burada yetişkinlerce kapkaç yapmak,
hırsızlık yapmak üzere eğitilen çocuklardır. Bu çocuklar küçük
yaşlarından itibaren çeteler halinde yetiştirilirler ve bütün gün
bu şekilde suça itildikten sonra ellerinden bu paralar alınır. Bu
çocuklar arasında kontrolü sağlamak ve çocukların kaçmasını
önlemek içinse çocuklara uçucu ve uyuşturucu madde bağımlılığı
kazandırılır. Sokak çocuğu kavramı ise belli bazı ekonomik ve
sosyal etmenler nedeniyle yada aile içinde yaşanan istismar
nedeniyle sokağa meyil etmiş, sokakta yalnız yaşamaya başlamış
çocukları tarifler. Tabii ki bu çocuklarda sokakta bir yetişkinin
kontrolünden uzakta yaşarken uyuşturucuya ve suça zaman içerisinde
itilebilirler ama genel anlamda toplumun nefretini çocuklara bu
denli odaklamak medyanın olumsuz bir hareketi olmuştur. Bu
çocuklar zaten dışlanmış çocuklar. Bunlara sahip çıkmak ve
rehabilite etmek yerine daha da dışlamak yapılabilecek en kötü
davranış.
Bu
iki örnekten yola çıkarak bir habercinin çocuk haberi yaparken
hangi kriterleri ön plana çıkarması gerekli? Haberi yaparken
nelere dikkat edilmeli?
Güneş :
Genel olarak haberi yaparken; haber kamuoyunu ilgilendirir mi,
yeni bir olay mı, elimizde yeterli bilimsel argümanlar var mı,
haber kaynağımız güvenilir ve nitelikli mi gibi kriterlere
bakarız. Bütün bunları dikkate alarak haberi oluştururuz. Burada
anahtar nokta olarak bilginin medyayla paylaşılması konusuna
atıfta bulunmak istiyorum. Bir konunun medyada yeralması için
haber kaynağının niteliği, adresin güvenilir olması çok önemli.
Çocuk hakları konusunda çalışanların bilgilerini medyayla
paylaşırken sözcülerini iyi seçmesi gerekiyor. Sözcülerden gelen
mesajların çok açık ve net olması gerekiyor. Habercilerin de buna
çok dikkat etmesi gerekli. Diğer taraftan haberciler kendilerini
sorgulamalı ve niteliklerini arttırmak için gerekli eğitim
çalışmalarına dahil olmalıdırlar. Konu hakkında çok fazla konuşan
insan varsa haberci bunların arasından eleme yapabilmeli. Birden
fazla insanın aynı konuda çok farklı şekillerde konuşması kavram
kargaşası yaratır. Bu yaratılan kaos medyada olabilecek en kötü
şeydir. Mesajların çok net ve temiz olması gereklidir. Ayrıca,
yaptığımız haberlerde olayın tüm yönlerini yansıtmak durumundayız.
Tek bir kişinin ağzından olayın birebir aktarılması aslında
objektif habercilik olmaz. Bu tamamen borazan habercilik dediğimiz
bir yaklaşım olur. Haberci konuyla ilgili bütün argümanları net
bir şekilde ortaya koymakla yükümlü aksi halde hoş görünen boş
haberler yaratmış oluruz. Genellikle medyaya yönelik eleştirilerin
temelinde de bu var. Zaman zaman tam bir sayfa ayrılmış, çarpıcı
haberlerde bile ‘Beş N Bir K’ dediğimiz haberin temel unsurlarını
ortaya koyan bilgilerin var olmadığını görüyoruz. Çarpıcı haber
yapalım, halkın ilgisini yakalayalım derken olayın temel
unsurlarını gözden kaçırabiliyoruz.
Polat :
Haberde kamu yararı olup olmadığı da öncelikli bir konu aslında.
Diğer bir husus ise hedef kitlenin tayin edilmesi. Haberin
sunumunda anne-baba mı hedeflenmiş yoksa anne-baba ve çocuk
birlikte mi hedeflenmiş bazen anlaşılamıyor. Örneğin haberi
yaparken bunu çocuklar izlemese daha iyi olur yada bazı şiddet
görüntülerini, kanlı görüntüleri göstermeyelim çocuklarda
seyredebilsin gibi yaklaşımlar oluyor mu? Ne tip kriterler var?
Zaman zaman öyle haberler yapılıyor ki görüntü konuyu bastırıyor.
Konunun aslından çok görüntü tartışılıyor.
Güneş :
Yaptığımız haberin çocuk tarafından da izlenebilir olması aslında
iyi bir anahtar. Kimseyi irite etmemek, rahatsız etmemek önemli.
Kişisel görüşüm, ailenin yemek masasında birlikte izleyebileceği
bir haberi üretmek çok önemli. Belirli olayları bunun dışında
tutuyorum. Bazen görüntü öyledir ki o çarpıcılığı hiçbir söz
karşılayamaz. Bu bir savaş olayı olabilir, bu bir şiddet olayı
olabilir, işlenmiş bir suç vardır kamuyararına yönelik işlenmiş
bir suç vardır o zaman genel anlamda onun kullanılmasında müthiş
bir kamusal yarar olabilir. Bunlardan sözetmiyorum. Bunlardan
bağımsız olarak normal gün içerisinde yaptığımız haberlerde kan
görüntüsünün olmaması gerektiğini düşünüyorum. Eğer konunun tarafı
çocuksa, çocuğu sorularımızla irite edecek, onu rahatsız edecek
yaklaşımların olmaması gerektiğini düşünüyorum. Sağlık habercisi
olduğum için sık sık kanser gibi konularda haber yapıyoruz. Böyle
haberlerde çocukları da konuşturuyoruz. Burada vereceğimiz
mesajların ümitsizlik taşımaması gerekiyor. Çağın vebası, çaresiz
hastalık diye ortaya konulan haberler kanser hastası bir çocuğu
incitebilir, daha fazla ümitsizliğe sürükleyebilir. Haberlerde bu
tip tanımlamalar kullanmamamız gerekiyor.
Polat :
Buradan bir başka konuya geçmek istiyorum. Çok ilginç bir boyuttan
bahsedelim. Türk toplumu biraz tembel ve tabii başka etkenlerde
var ki insanlarımız kendileri gidip araştırıp öğrenmek ve derdine
çare bulmak yerine bilgi önüne sürülene kadar bekliyor. Katıldığım
interaktif televizyon ve radyo programlarında canlı telefon
bağlantıları yapılıyor ve çok sayıda soru ile karşılaşıyoruz.
Genellikle arayan kişiler; bunlar çoğunlukla anneler oluyor,
programın anons edildiğini duyduklarını ve büyük bir heyecanla
programı beklediklerini söylüyorlar. Sorun nedir diye anlatmaya
başladıklarında görüyoruz ki çocuklarının başına gelen ensest gibi
ağır çocuk istismarı olguları var. Buna rağmen uzman kişinin
televizyona çıkması bekleniyor. Yetişkinler bir olayla
karşılaştıklarında ne yapacaklarını bilemiyorlar, nereye
başvuracaklarını bilemiyorlar diyebiliriz ama tabii bir vurdum
duymazlık da var. Kişi hiçbir şey bilmese polise gitmeyi akıl
etmeli diye düşünüyorum.
Güneş :
Çocuk istismarı aslında kamu vicdanını çok yaralıyan bir konu.
İnsanların üstünü örttükleri birçok çirkin gerçek aynada birden
bire yüzlerine vurulmuş oluyor. İnsanların genel anlamda sağlıkla
da ilgili yaklaşımları var. Yalnız yani çocuğun uğradığı bir
travma değil kendi yaşamlarıyla ilgili başka konularda da muhakkak
gidip bir hekime ulaşma konusunda da sıkıntıları var. Bir
televizyona çıkan uzmandan bunun bilgisini alarak kendisi için
çözüm yaratma eğilimi yaygın. Burada tembellik bir faktör. Doğru.
Bütçelerden bu konuda sağlığa pay ayrılmaması da diğer bir faktör.
Bir de sağlık sistemi içerisindeki organizasyonsuzluk nedeniyle
insanlara nereye, nasıl başvurması gerektiği konusunda çok net
olarak ortaya konmuş bilgilendirme yok. Özellikle istismar
konusunda kişiler bir sağlık kurumuna başvurması gerektiğini
bilmiyor. Kurumlarda böyle bir çatı oluşmamış. Olayın bir de
sosyal boyutu var. Kişiler istismar nedeniyle sağlık kuruluşuna
gitseler bile nasıl karşılanacaklarını bilmiyorlar. Kişiler zaten
kendi içlerinde bu olayı sindirmekte, kabullenmekte zorlanıyorlar.
Tüm bu sebepler bir uzmana başvurmayı geciktiriyor ve insanlar
kimliklerini gizleyebilecekleri televizyon programlarındaki
uzmanların yayına çıkmasını bekliyorlar. Ayrıca gazetecinin yada
televizyon kurumunun iyi bir eleme yaparak konunun iyi uzmanını
yayına taşıdığını düşünenlerde oluyor. Bu tip programlarda
inanılmaz soru yağmuruyla karşılaşıyoruz. Hatta televizyonda
izledikleri bir programdan kendilerine tanı koyan insanlar bile
var. “Doktorlar tanı koyamadılar, ben bu programı izledim, benim
hastalığım buymuş” yaklaşımında olan insanlar var.
Bir
başka açıdan da sizin gibi uzmanların bu tip programlara
çıkmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Örneğin ensest Türk
toplumunda çok yaygın ve ciddi bir istismar türü. Ancak hiç
konuşulmuyor ve herkes bunun sadece kendi başına geldiğini
zannediyor. Bu tip programlar aracılığıyla sorunun birçok başka
kişinin de sorunu olduğunun bilmesi aslında bu bir yere başvurma
konusunda da tetikleyici bir faktör.
Polat :
Kişi anonim bir problemin parçası olduğunu bildiği zaman, kendi
gibi başka insanlarında varlığını öğrendiği zaman çok daha cesur
olacaktır.
Güneş :
Cesur oluyor ama bireysel olarak yaşanan bu travmanın
duyulmasından da ayıplanma, aile bütünlüğünün bozulması gibi
düşüncelerle korkuluyor. Gelinen noktada benim haberci olarak
gördüğüm bir konu var. Türkiye’de paranızın olması yada sosyal bir
güvencenizin olması sizi o konunun en iyi uzmanına, en iyi
hastanesine götürmeye yetecek bir durum değil. Standartlar
oluşmadığı için ve bu karmaşa devam ettiği için insanlar ya
eş-dost tavsiyesiyle; bunda da bir doğruluk payı vardır, deneyim
önemlidir, ama genellikle televizyonlara çıkan insanların bu
konuda uzman olduğunu ve doğru söylediğini inandığı kişilerin
önerdikleri yoldan gitmeyi daha değerli buluyorlar. Bu noktada
topluma hakikaten doğru uzmanı sunmak sorumluluğu haberciye
düşüyor. Kaynağın doğru seçilmesi çok önemli. Sonuçta Devlet’e ve
kurumlara bu gibi hizmetlerin nereden, nasıl alınabileceğinin
altını çizmek gibi bir görev düşüyor. Gerçekten insanlar belirli
bir hastalığın dahi hangi uzmanlık dalı tarafından tedavi
edildiğini bilmeyebiliyorlar. Soruların önemli bir kısmı bununla
ilgili. Çocuk istismarı konusunda ise hiçbir fikirleri olmuyor.
Polat :
Bu
anlamda medya gerçekten çok önemli bir görevi üstleniyor ve
dolayısıyla belli programların çok daha detaylı planlanarak
yapılması gerekiyor. Çocuk haklarının toplum tarafından
öğrenilmesi, bilinmesi için medya gerçekten çok önemli bir eğitim
aracı. Doğru kullanıldığında toplumda yaygın bir duyarlılık
oluşturma ve bilgilenme sağlanıyor. Toplumun eğitim seviyesinin
düşüklüğü gözönünde bulundurulursa bu bilgilendirme, eğitme nasıl
gerçekleştirilebilir?
Güneş :
İlköğretimden başlayarak üniversiyete kadar devam eden pek de
hoşnut olmadığımız bir eğitim tarzımız var. Zaman zaman medyada da
bu tarzı benimsemiş programlar görüyoruz. O programlar gerçekten
insanları çeken değil genellikle iten programlar haline geliyor.
Gazetecilikten televizyonculuğa geçtiğimde kısa zamanda çok şey
söylemenin ve izleyiciyi yakalamanın ne kadar önemli olduğunu bir
kez daha farkettim. Grafiklerle anlatılan, görsel anlatımla
desteklenen bilimsel araştırmalar dikkat çekiyor. Haber bazında
değerlendirdiğizde çok çarpıcı hale geliyor. Sivil toplum
örgütlerinin çalışmalarını ortaya koyan programlar var. Orada bu
işe gönül vermiş insanların çabalarını ve elde edilmiş sonuçları
ortaya koyduğunuz zaman bir ivme yaratılıyor ve destek sağlanması
açısından da bu önemli. İnsan ilişkilerini irdeleyen programlar
var. İnsanların kendi deneyimlerini paylaştıkları interaktif
programlar var. Burada tabii olayı sunan kişilerin eğitimci
olmaları ama aynı zamanda bir tiyatrocu gibi de davranabilme
yetilerinin olması o programları çok daha sıcak ve albenili hale
getiriyor. Hayatın önemli bir bölümü birbirimizele olan
ilişkilerimizden oluşuyor. Çocukların anne-baba ilişkisinde de
ciddi hak ihlalleri olduğunu düşünüyorum. Tarafların birbirlerini
nasıl algıladıkları bu tip programlarla ortaya çok daha net bir
şekilde koyulabiliyor. Bir de tabii yaşanan dramatik olaylar var.
Bir tane olay olduğu zaman hepimiz çok sarsılıyoruz ama sonra
toplumsal hafızamız ne yazık ki zayıf ve unutup gidiyoruz. Bu tip
programların her kanal açısından bir sorumluluk olduğunu ve
düzenli olarak yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Polat :
Hakikaten başarı ancak toplum tarafından destek bulunursa
yakalanabiliyor. Tek tek olguları tedavi etmek önemli değil.
Sorunla ilgili yurttaş katılımı çok önemli. Tabii ki sivil toplum
örgütleri model oluşturacaklar ve Devlet’de onları örnek alarak
uygulamaya geçecek ama bizim gibi ülkelerde sivil toplum örgütleri
hem model oluşturuyor hem de uygulamanın içinde bizzat yaşamak
zorunda kalıyor. Yurttaş katılımı, toplumun bilgilendirilmesi
maalesef kısa zamanda başarılamıyor. Çocuksa beklemez, büyüyor. O
yüzden de medyanın gerçekten bu anlamda çok büyük ve önemli etkisi
var. Ancak yapılacak haberlerin bizim üçüncü sayfa haberlerimizden
daha nitelikli olması gerekiyor. Salt olayın anlatımı konuyla
ilgili olarak toplumu bilinçlendirme anlamında hiçbir katma değer
üretmiyor. Olayın anlatımını, bilimsel araştırma sonuçlarıyla
sunmak, ülkedeki durumdan bahsetmek ve mümkünse çözüm önerileri
sunmak gerekli. Böyle bir haberi okuduğunuz zaman bilgilenmiş
olursunuz. Henüz bizde böyle bir habercilik anlayışı gelişmiş
değil. Neler yapılmalı?
Güneş :
Nitelikli haber için medyanın gerçekten bilgiyi savunması lazım.
Bazen olayın duygusal taraflarıyla, görselliğiyle o kadar fazla
uğraşıyoruz ki gerçeği ve bilgiyi kaybediyoruz. O yüzden de
medyanın uzman habercilere ihtiyacı var. Medya kendi çalışanına
yatırım yapmalı, kendi meslek-içi eğitimini meslek örgütleri
yaparken her kurum kendi geleneğini oluşturma adına dinamik bir
eğitim programını sürdürmeli, her uzmanlık alanında da o uzmanlık
alanının bir dili var, kavramların halka sağlıklı bir şekilde
aktarılması için ortak kavramlar üretmemiz gerekiyor. Medyanın
kullandığı dil farklı, haber kaynağının söylediği farklı, halkın
anladığı çok farklı. Kavramları ortaklaştırabilirsek çözüm
üretmede de bir farklılık yaratabiliriz diye düşünüyorum. Uzman
haberci yetiştirme konusunun medyanın okunma oranının artmasında
ve güvenilirlikle ilgili yaşadığı erozyonun aşılmasında da önemli
olduğunu düşünüyorum. Sonuçta medya kuruluşları ticari kuruluşlar,
güvenilirlik ve tiraj artışı tamamen ticari olarak medyanın
geleceğini yakından ilgilendiriyor. Elde edilen doğru haberler,
habercilerin uzmanlaşması gibi kavramların kamuya yararı var ve
varolan olumsuzlukları değiştirme konusunda da önemli bir katkısı
var. Bu yüzden medya uzman haberciyi unutmamalı.
Polat :
Çok doğru. Bizim Açık Radyo’da “0-18 Vurursan Kırılır” sloganıyla
yaptığımız Çocuğun Hakları Var adlı programımızda aslında toplumu
çocuk hakları konusunda bilinçlendirmek adına gerçekleştiriliyor.
Çok olumlu tepkiler alıyoruz. Programın yararlı olduğuna dair geri
bildirimler geliyor. Sadece bu program bile medyanın çocuk
haklarına ne denli büyük katkılar sağlayabileceğinin bir
göstergesidir. Sayın Sibel Güneş’e çok teşekkür ediyorum.
|