|

|
AÇIK RADYO SOHBETLERİ
2004 |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
Haftanın Konuğu :
Av. Sunay HAYRİOĞLU
İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Üyesi
Hukukta Çocuk Hakları
Polat :
Bu
hafta Çocuğun Hakları Var programımızda Çocuk Hakları Merkezi
üyesi Av. Sunay Hayrioğlu’nu konuk ediyoruz. Değerli konuğumla
birlikte çocuk haklarının hukuktaki yerini ve mevzuatla ilgili
bazı problemleri konuşacağız. Hemen hemen her toplumsal sorunda
sorunun çözümü için alacağınız tedbirler ne kadar iyi tasarlanmış,
ne kadar iyi yapılandırılmış olursa olsun; çocuk istismarını
örnek olarak alacak olursak istismara uğrayan çocukların
tedavileri için merkezler açalım, bireyleri istismara karşı
bilinçlendirelim, eğer hukuksal düzenlemeler yetersizse eliniz
kolunuz bağlı kalıyor. Her türlü tedbire rağmen maalesef toplumda
suçu yok etmek mümkün değil. Dolayısıyla hukuksal mevzuatın iyi
yapılandırılmış olması ve suç halinde faillere verilecek cezaların
caydırıcı olması gerekiyor. Cezanın anlamı öncelikle caydırıcılık,
sonrasında ise islah. Çocuğu haklarından faydalandırmanın
temelinde de hukuk yatıyor. Zaten Çocuk Hakları Sözleşmesi de
Türkiye’nin taraf olduğu bir hukuksal metin. Sözleşme’yi 1989
yılında imzaladık ama günümüzde hala “bardağın yarısı boş”
diyebiliriz. Çocuktan sorumlu Devlet Bakanımız buna “bardağın
yarısı dolu” diyecektir. Her durumda şu bir gerçek ki olunması
gereken noktada değiliz.
Konuyla ilgili olarak baroların yıllardan beri çok başarılı
çalışmalar yapan, özveri ve disiplinle çalışan çocuk hakları
merkezleri var. Toplumda bunların faaliyetleri pek bilinmez. Bu
merkezleri biraz tanıtalım. İstanbul Barosu Çocuk Hakları
Merkezi’ni bize anlatırmısınız.
Hayrioğlu :
İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi, 2253 sayılı Çocuk
Haklarının Kuruluş Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra 1988
yılında Çocuk Mahkemeleri Komisyonu olarak kurulmuş. Arkasından da
Çocuk Hakları Komisyonu’na dönüşmüş. Çalışmalar devam ettikçe
birikimimizi çocuk için daha fazla anlam ifade edecek biçimde,
daha verimli kullanabileceğimiz şekilde yeni bir çalışma düzenine
ihtiyaç duyduk ve bu ihtiyacın sonucunda 2000 yılında
komisyonumuzu merkeze dönüştürdük. Merkezin esas amacı; suça ve
istismara maruz kalan çocuklarla sanık çocukların mahkemelerde
avukatlığını yapmak. CMUK servisimizce çocuğun temsil edilerek
haklarından üst düzey faydalandırılması için avukat
görevlendiriliyor. Mağdur çocuklara, hukuki yardım biriminde
hizmet-içi eğitimden geçmiş, ihtisaslaşmış gönüllü avukatlar
hizmet vermekte. Merkezimizde avukatlık ve hukuki danışmanlık
hizmetleri sabah ve öğleden sonra olmak üzere nöbetçi avukatlar
tarafından veriliyor. Günlük nöbet tutuluyor ve bu nöbetler
sırasında da her türlü hukuki yardım veriliyor. Bize intikal eden
olayların bir kısmı henüz yeni aşamada olaylar olduğu gibi, davası
açılmış görülmekte olan davalarla ilgili olaylar da oluyor.
Polat :
İstanbul en büyük ilimiz ve burada çocuklara böyle bir hizmet
veriliyor. Türkiye geneline baktığımız zaman herhangi bir
şehrimizde yine mağdur durumda olan bir çocuk için bu hizmeti
verecek Baro Çocuk Merkezi yada Komisyonu var mı? Hizmet
Türkiye’de yaygın mı?
Hayrioğlu :
Var. Diğer Barolardaki arkadaşlarla biraraya geldiğimiz
toplantılarımız oluyor. İstanbul Barosu’nun düzenlediği meslek-içi
eğitimlere katılıyor bu arkadaşlarımız. Kendi bünyelerinde de
zaman zaman başka nitelikte meslek-içi eğitimler düzenliyorlar.
Onlar da yine çocuk komisyonu olarak çalışıyorlar. Zannediyorum
Ankara ve İzmir’de merkeze dönüşmüş durumda. Komisyonlarda
içlerindeki Baro Yardım Bürolarından kaynaklanan sıkıntılar
oluyor, hizmete başvuru sayıları az olduğu için kendilerini
geliştirme anlamında kısıtlı kalıyorlar ve merkezleşemiyorlar. Bu
anlamda İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi işi en önde götüren
merkezlerden biri oluyor.
Polat :
Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni farklı uzmanlarla farklı açılardan
irdeliyoruz. Çocuk haklarını bir bütün olarak ele alacak olursak
hukuksal olarak çocuk hakları nedir? Hukukumuzda çocuk hakları
kavramı nasıl yeralmaktadır?
Hayrioğlu :
Çocuk hakları nedir dendiğinde bizim mevzuatımız var, bir de
uluslararası düzenlemeler var. Uluslararası düzenlemeler açısından
baktığımızda elimizdeki en önemli belge Birleşmiş Milletler’in
Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesidir. Bu Sözleşme ’95 yılından beri
ülkemizde de iç hukuk normunda yürürlüğe girmiştir. Sözleşme’nin
düzenlediği genel prensipler itibarıyla sayacak olursak;
ayrımcılığın önlenmesi, çocuğun görüşünün alınması, çocuğun yüksek
yararı, 18 yaşına kadar herkesin çocuk kabul edilmesi, yaşama ve
gelişme hakkı diye kısaca toparlayabiliriz. Bir de Birleşmiş
Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin uygulanmasına ilişkin
Avrupa Sözleşmesi var. Bu da mevzuatımıza girmiş durumda. Avrupa
Sözleşmesi’nin uygulamada faydalarını çok görüyoruz. Yargıtay
artık kendi içtihatları içerisinde Avrupa Sözleşmesi’ni kabul eder
hale gelmiş durumda. İç mevzuatımıza baktığımız zaman ise Türk
hukukunda çocuk haklarına dair son derece karmaşık düzenlemeler
var. Ülkemizde özel bir ‘çocuk hakları kanunu’ yok. Her kanun
içerisinde çocuklara yönelik düzenlemeler var. Farklı kanunların
maddeleri arasında çelişkiler olabiliyor.
Polat :
İç
hukuk normu kavramını biraz açalım. İç hukuk normu ne demek?
Hayrioğlu :
İç hukuk normu, tıpkı bizim kendi kanunlarımız gibi hüküm ifade
etmek demek. Anayasa’nın 90. maddesi değiştikten sonra artık tüm
uluslararası sözleşmeler bir iç hukuk normu haline gelmiştir.
Mevcut kanunlarımız aksini söylese dahi uluslararası sözleşmeler
uygulamada geçerli olacak.
Polat :
Taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler, ulusal kanunlar başka
türlü ifade etse bile geçerli sayılıyor. O halde taraf olduğumuz
Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin maddeleri çocuk haklarıyla ilgili
Türkiye’de yürürlükte olan maddeler.
Hayrioğlu :
Evet, böyle diyebiliriz.
Polat :
Çocuk haklarıyla ilgili geçerli olan esasların kaynağını Çocuk
Hakları Sözleşmesi olarak tespit ettikten sonra Çocuk Hakları
Merkezi’ne ne tip başvurular oluyor biraz bunları konuşalım ve
bugüne kadar kaç tane başvuru olduğunu öğrenelim.
Hayrioğlu :
Çocuk Hakları Merkezi 2002 yılından beri başvuru almakta ve 2002
yılı verilerine baktığımız zaman toplam başvuru sayısı 64. 2003
yılı verilerinde ise toplam başvuru sayısının 237’ye çıkmış
olduğunu görüyoruz.
Polat : Merkez’e
başvuru sayısında bir artış var. Bunu neye bağlıyorsunuz? Olgu
sayısında mı artış oldu yoksa hizmete başvuru bilinci mi gelişti?
Hayrioğlu :
Hizmeti duyurmamıza bağlı olarak oldukça iyi oranda bir artış bu.
Bunda radyoların, televizyonların ve diğer basının etkisi var.
Duyurularda her türlü hukuki yardım ve avukatlık hizmetinin
ücretsiz olduğunu üzerine basa basa söylüyoruz. Bu da insanlarda
bir gitme eğilimi yaratıyor, başvurma eğilimi yaratıyor.
Meslek-içi eğitimden geçmiş arkadaşlarımız da mağdur çocuklara ve
ailelerine nasıl yaklaşacakları konusunda bilgili oldukları için
bireyler rahatsızlık duymadan başvurabiliyorlar. O yüzden başvuru
sayımız artmış. 2004 yılının ilk 6 ayında da 169 başvuru olmuş. Bu
demek oluyor ki çalışmalarımız ve yaptıklarımız karşılığını
buluyor. Bu da bizi sevindiriyor doğrusu. Merkeze gelen başvuru
tiplerine baktığımız da bu konuda tam net rakkamlar yok ama
ağırlıklı olarak babalık davaları ve babalık davalarından
kaynaklanan kayyum atamaları ağırlıklı olarak karşımıza çıkıyor.
Polat :
Babalık davaları derken neyi kastediyoruz? Mağdur çocuklara
verilen hizmeti örneklemek açısından bu tip davaların seyri nasıl
oluyor?
Hayrioğlu :
Babalık davaları derken; gayr-ı meşru çocukların babalarının
tanınması ve nüfusa geçirilmesi davalarından bahsediyoruz. Çocuk
adına yada anne adına davayı açıyoruz. Dava açtığımız kişinin baba
olduğunun tespitini istiyoruz. Tespitte DNA testlerinden
faydalanıyoruz. Burada disiplinlerarası bir çalışmadan
bahsediyoruz tabii. Çocuk hakları dendiği zaman yalnızca hukuki
boyutu yok olayın. Pek çok kurumun birarada çalışmasını gerektiren
bir alandan bahsediyoruz. Biz merkez çalışmalarımız sırasında,
katıldığımız diğer toplantılarda da her zaman için işbirliği
halinde olmamız gerektiğini üzerine basa basa vurguluyoruz. Merkez
olarak bugüne kadar yaptığımız işbirlikleri açısından çok fazla da
sıkıntı yaşadığımız söylenemez ama diğer kurumlar bakımından
Devlet’in kendi kurumları arasında dahi sıkıntılar yaşandığı
kulağıma geliyor. Demek ki birşeyleri yaşarken yalnızca
toplantılarda değil, insanları çalışma hayatında da görmek gerekir
diye düşünüyorum. Biraz daha birbirimize karşı anlayışlı olmalıyız
çünkü hepimiz burada çocukları amaç edinmişiz. Çocuk yararına,
çocuğun üstün yararını gözeterek hareket ediyoruz. Bu anlamda bu
anlayışı yitirmememizi hep diliyorum.
Polat :
Çok
doğru söylüyorsunuz. Gerçekten çocuk hakları konularına baktığımız
zaman sadece hukukçular yada sadece doktorlar, kolluk güçleri,
sosyal hizmet uzmanları yada psikologlar yok. Hepsi birlikte
çalıştıklarında ancak sonuca ulaşmak mümkün oluyor ve hiçbirinin
işi diğerinden daha az değil. Yani ilk tespiti, teşhisi koyan,
tedaviyi yapan doktor daha sonrasında olayın tüm ailesel boyutunu
inceleyen sosyal hizmet uzmanı, tüm hukuksal prosedürü izleyen
hukukçular, çocuk polisi gerçekten çok önemli görev üstleniyorlar
ama Türkiye’de takım çalışması hususunda biraz sıkıntı var. Takım
çalışmasına alışana kadar herhalde biraz vakit kaybı olacak gibi
gözüküyor. Söylediğiniz gibi toplantılarda biraraya gelip
“yapalım” demek kolay. Uygulamada olayı herkes kendi etkinlik ve
yetkinlik alanı tartışmasına sokunca; “sosyal hizmetler hayır bu
bizim vakamız, çocuk polisi hayır bu bizim vakamız, öteki hayır bu
bizim vakamız” deyince, sıkıntı yaşanıyor. Bununla ilgili hemen
somut bir örnek verelim. Dünyada çocuk istismarı konusunda hizmet
veren rehabilitasyon merkezlerinin, konusunda uzman dernekler
tarafından kurulmuş, Devlet tarafından denetlenen yapılar
olduklarını görüyoruz. İngiltere’de, Amerika’da, Fransa’da hep bu
tip yapılanmayı görüyoruz. Devlet hizmet üretmekten çok denetleme
görevini üstleniyor. Türkiye’de ise durum farklı. Bizde sivil
toplum kuruluşlarının, uzman derneklerin bu tip merkezler açabilme
hakları yok. Sadece Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bu
tip merkezler açma yetkisine sahip. Bu tarz uygulama neticesinde
geldiğimiz sıkıntılı nokta belli. İstismara maruz kalmış çocuktan,
ensest vakalarından bahsediyoruz. Evinden ayrılması gereken
çocuktan bahsediyoruz. Peki bu çocuk evinde kalamayacaksa nereye
gidecek? Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na. Bu kurumlar
koğuş gibi, hangar gibi. Bazıları 40 yataklı ve bazen onlarda bile
yer olmuyor. Yer olsa bile hizmette kalite sorunu var. Tabii
Türkiye’de sadece bir tek sosyal hizmetler yüksek okulu var.
Sadece buradan yetişen yılda 25-30 öğrenciden bahsediyoruz.
İkincisi için henüz bir adım atılmış değil. Bu tip sıkıntıların
olduğu düzende birlikte çalışma kültürünü çabuk edinmezsek, o
sinerjiyi yaratamazsak tabii sonuçları daha problemli olacak.
Çocuk Hakları Merkezi’ne gelen olgulara geri dönecek olursak,
istismar olgularıyla karşılaşılıyor mu? Bunlar ne tip istismar
olguları oluyor? Yine tabii uygulama açısından bu tip olgular
nasıl işlem görüyor? Uygulamada yaşanan problemler var mı?
Hayrioğlu :
Bize genellikle 18 yaşından küçük çocuklar geliyor. Cinsel
istismar olguları ağırlıkta. Ensest olguları da var. Az önce
birlikte çalışmaktan bahsettik, birlikte çalışamamaktan
kaynaklanan bir takım sıkıntılarımız oluyor. Cinsel istismar
vakalarında özellikle raporlandırmalarda sıkıntılar yaşıyoruz.
Rapor alımında gecikmeler olabiliyor. İspat edici belgelere ve
şahitlere ulaşmada zorluklar yaşıyoruz. Cinsel istismar aile
içinde yaşandığı zaman çocuğun birilerine açılamama sorunu oluyor.
Dolayısıyla istismarın ortaya çıkmasında gecikmeler oluyor. Buna
bağlı olarak sonradan açtığımız davalar maalesef olumlu bitemiyor,
beraatle sonuçlanıyor. Bu beraatlerin arkasından ‘haksız suç
isnadı’ davaları geliyor. Yine aynı şekilde aile içerisinde
dayağın geleneksel yapımız içerisinde bir terbiye yöntemi olarak
seçilmiş olması en büyük sıkıntılarımızdan birisi. Bir de mağdur
veya sanık olsun çocuklarla ilgili olarak verilen raporlarda çok
daha özenli davranılması gerekirken bu gözden kaçabiliyor. Burada
üzerinde durmak istediğim farik-mümeyyizlik raporu diye
nitelendirdiğimiz, hukuken tam yetkinlik ve erginlikle ilgili
çocuğun tam yetkin ve ergin olduğuna ilişkin raporlar son derece
üstün körü diye tabir edeceğim çok kısa bir görüşme sonrasında
veriliyor. Halbuki bu çok önemli bir rapor. Adli tıpçılarımızın
bunun üzerinde durması bizim özel isteğimiz haline dönüştü ve biz
merkez olarak bu alanda bir çalışma yapmayı planlamaktayız.
Polat :
Çocuk açısından farik-mümeyyizlik neden önemli? Farik-mümeyyizliğe
hangi yaş grubunda bakılıyor?
Hayrioğlu :
Farik-mümeyyizliği 15 yaş grubunda bakıyoruz.
Polat :
11 yaşını bitirmiş 16’dan gün almamış çocuklarda yaptığı işin,
suçun ve sonuçlarının farkında olup olmadığını yani çocuğun
yetkinlik ve olgunluğunu araştırmak gerekiyor. Devlet bu görevi
bilirkişi olarak adli tıp uzmanlarına yüklemiş ama Türkiye’de adli
tıp uzmanı sayısı yeterli olmadığı için farik-mümeyyizlik
raporlamasını sağlık ocaklarındaki hekimler de yapabiliyor.
Çocukla görüşme esnasında “bugün ayın kaçı, Cumhurbaşkanı kim?”
gibi iki-üç soru soruluyor. Bu doğru bir yaklaşım değil.
Hayrioğlu :
Hayır değil. Uygulamada bunun sıkıntısını yaşıyoruz çünkü bu rapor
sözkonusu çocuğun alacağı cezayı belirleyecek olan bir rapor.
Hakimin takdir hakkını etkileyici olması nedeniyle çok önemli bir
rapor.
Polat : Gerçekten
farik-mümeyyizlik muayeneleri Türkiye’deki önemli problemlerden
bir tanesi. Kanuna göre 11 yaşından küçüklerin zaten ceza ehliyeti
yok. 12-15 yaş grubunda olupda suç işlemiş olan çocukların
cezalandırılması ise çocuğun farik-mümeyyiz olup olmamasına bağlı.
Bilirkişi çocuğun ceza görüp görmemesine karar veriyor. Çocuğun
yaşamını derinden etkileyecek böyle bir kararın verilmesinin üstün
körü bir muayene ile yapılıyor olması çok vahim bir tablo çiziyor.
Bu açıdan Baro’nun bu konuda çalışma başlatması hakikaten çok
önemli.
Baro
Çocuk Hakları Merkezi’ne gelen olgulardan bahsederken birinci
sırada babalık davalarından bahsettik sonra istismar olguları
dedik. Bunlardan başka ne gibi olaylar geliyor?
Hayrioğlu :
Velayet meselelerine sıklıkla rastlıyoruz. Yine aynı şekilde nüfus
kaydının düzeltilmesine, nesebin düzeltilmesine ilişkin istemler
geliyor. Başvuru sıklığına baktığımız zaman, boşanmış
anne-babalarda çocukla anne veya baba arasında kişisel ilişkinin
kurulmasına ilişkin; çocuk annede kalıyorsa babayı nasıl ve ne
zamanlarda görebilecek veya tam tersi, davalar çok sık karşımıza
çıkıyor. Boşanmış ebeveynlerin çocuklarını görme hakları olduğu
gibi çocuğunda hem anne hem de babayla vakit geçirme hakkı var.
Polat :
Çok güzel. Çocuğu ilgilendiren oldukça geniş kapsamda; çocuğun
mağdur olabileceği her türlü olay grubunda, çocuğa yardımcı ve
çocuktan yana tavır koyabilen bir merkez konumundasınız. Peki bu
Merkez’e kimler başvuru yapabilir?
Hayrioğlu :
Başvurucunun niteliği ne olursa olsun herhangi bir istismara
uğramış, ihmale uğramış çocuğa bizim tarafımızdan avukatlık
hizmeti sunulmakta. Bu tarz mağduriyetler yaşayan çocuklar veya bu
çocuklar adına yetişkinler hergün Merkez’i arayıp hizmet talep
edebilirler.
Polat : Merkez’e
yapılan başvurularda velayet hakkı için talepte bulunanlar var
dedik. Velayet hakkı çok önemli bir kavram çünkü her ne kadar
yetişkine verilmiş bir hak olarak görülsede aslında çocuğun
korunma, yetişme ve eğitim alma hakkının ebeveynlerce sağlanması
olarak toplumda algılanmalı. Biraz velayet hakkından bahsedelim.
Hayrioğlu :
Çocuklara bakma ve yetiştirme aile hukukunda eşlerin ortak
yükümlülüğü olarak düzenlenmiş. Hatta bu yükümlülük yalnızca kendi
çocukları için değil üvey evlatları için de sözkonusu olan bir
yükümlülük. Bu yükümlülüğünün kapsamını yasa; çocuğun bakım,
gözetim, korunma, eğitim, maddi ve manevi ihtiyaçlarını imkanları
dahilinde karşılamak, olarak belirlemiş. Eşlerden birisi bu
sorumluluğunu yerine getirmediği zaman diğer eş hakimin
müdahalesini isteyebiliyor. Bu Medeni Kanunumuza yeni girmiş bir
madde. Hakim durumu değerlendiriyor ve gerekli tedbirleri alıyor.
Polat :
Bir örnekle gidelim; anne-baba ve çocuk evde yaşıyorlar, baba
çocuğa karşı görevlerini yerine getirmiyor. Bu durumda anne
mahkemeye başvurarak gerekli tedbirlerin alınmasını talep
edebiliyor. Gerekli tedbirler neler? Hakim ne kararlar verebilir?
Hayrioğlu :
Hakim öncelikle annenin bu talebini haklı bulmalı. Haklı bulmuş
olması halinde, yine somut duruma bakacak ve önlemlerden hangisi
uygunsa o önlemi alacak. Çok vahim olmayan durumlarda, problemin
başlangıç safhasında uyarıda bulunma, uzlaştırmaya çalışma gibi
önlemler alabilir. Birlikte yaşamaya ara verilmesini sağlayabilir.
Birlikte yaşamaya ara vermek evde kimin kalacağı sorununu
yaratıyorsa eğer, böyle bir tedbire başvurabilir. Parasal katkının
belirlenmesi tedbiri alınabilir. Örneğin; baba çalışıyor ama eve
katkı sağlamıyorsa, çocuğun eğitim ve diğer maddi ihtiyaçlarını
karşılamıyorsa, babanın maaşının belli bir kısmının aile bütçesine
sokulmasına yönelik tedbir kararı verebilir. Yine aynı şekilde bir
eşin başkalarından olan alacağını borçlulara emir vererek borcun
diğer eşe ödenmesi kararını alabilir. Eşlerden biri tasarruf
yetkisini çok kötü kullanıyorsa, tasarruf yetkisinin
sınırlandırılmasına da karar verebilir hakim.
Polat :
Yetkiler epey geniş tutulmuş. Bu tedbirlerin alınmasında aile
mahkemesi mi yetkili?
Hayrioğlu :
Evet bunlarda görevli mahkeme aile mahkemeleri.
Polat :
Hazır mahkemelerden söz açılmışken çocuk mahkemeleri konusuna da
değinelim. Çocuk mahkemeleri her ilde olmak zorunda mı? 1988’de
çocuk mahkemeleri kurulsun denmiş ve başlamış. Aradan geçen 16
yıldan sonra bakıyoruz ki Türkiye’de sadece beş ilde; İzmir,
Ankara, İstanbul, Trabzon ve Diyarbakır’da çocuk mahkemesi mevcut.
Demek ki kağıt üzerinde herşeyi yapalım, edelim, şöyle olmalı diye
belirliyoruz ama uygulamaya gelince bunlar konusunda adım
atmıyoruz. Bunca senede sadece 5 ilde kurulabilmiş, diğer illerde
çocuk mahkemeleri yok.
Hayrioğlu :
Uzman mahkeme sıfatını verdiysek eğer çocuk mahkemelerinin biran
önce kurulması gerekiyor. Gerçi çocuk mahkemeleri mağdur
çocuklardan çok sanık çocukları ilgilendirdiği için çocuk
mahkemeleri ile aile mahkemeleri arasında bir bağlantı yok ama
çocuk mahkemeleri çocuk hakkında koruma kararının alınmasıyla da
görevli.
Polat :
Sonuçta çocuk mahkemelerinin çok önemli görevleri var. Çocuklar
suç dahi işlemiş olsalar biz bu çocukların suça itildiklerini
dolayısıyla aynı zamanda mağdur olduklarını söylüyoruz. Çocuğun
suça itilmiş dahi olsa topluma geri kazanımları önemli, mümkün
olduğunca örselenmeden yargı aşamasını geçmesi önemli. Bu durumda
çocukların uzmanlar eşliğinde yargılanması gerekliliği var.
Yargılanma aşamasında pedagog, psikolog, sosyal hizmet uzmanları
olmalı ve bunların eşliğinde, raporların eşliğinde karar
verilmeli. Uygulamaya baktığımızda ise çocuklar elleri kelepçeli
mahkemeye getiriliyorlar, yetişkinlerle aynı ortamda bulunuyorlar
ve uzman raporları çocuğa has titizlikle hazırlanmıyor.
Hayrioğlu :
Evet. Çocuk mahkemelerinde yargılanmakta olan çocuklar suça
itilmiş çocuklar. Suça itilme sebepleri onları mağdur kılmakta.
Biz ayrıca bu konuda da bir takım çalışmalar yapıyoruz,
istatistiksel veriler var elimizde. Yani aileden kaynaklanan suça
yönelme eğilimi var bu çocuklarda ve bunların giderilmesi,
rehabilitasyonunun yapılması gerekliliği var. Eğer bu çocuklar
suça yönlenmişlerse, tüm toplumun bunda payı var demektir.
Polat :
Çok doğru. Bu yüzden www.0-18.org adresinde “0-18 Vurursan
Kırılır” Çocuk Hakları İçin Yurttaş Hareketini başlattık. Amacımız
toplumu çocuğun hakları konusunda bilinçlendirmek ve uygulamanın
takipçisi olmak. Açık Radyo’da gerçekleştirdiğimiz bu program da
hedeflerimize yönelik bir çalışmadır. Geçtiğimiz hafta sitemize
bir emniyet müdür yardımcısından; “Sanık çocukların hakları
nelerdir?” şeklinde bir soru geldi. Gerçekten hangi kimlikte
olursa olsun çocuğun hakları var. Sokakta yaşıyorsa da,
çalışıyorsa da hakları var, istismara maruz kalan, eğitimde olan,
çalışan, engelli olan tüm çocukların sadece çocuk olmaktan
kaynaklanan hakları var ayrıca, içinde bulundukları durum
nedeniyle de hakları var. 0-18 yaş arasında herkes çocuksa, o yaş
arasındaki herkes her konumda haklarını sonuna kadar
savunabilecek, yaşayabilecek konumda olmalıdır. BM Çocuk Hakları
Sözleşmesi’ni Taraf Devlet olarak imzalayan tüm ülkeler gibi
Türkiye’nin de bunu sağlaması mecburiyettir.
Aile
mahkemelerinden ve velayet hakkından bahsediyorduk. Çocuğun
bakımının ebeveynlerden biri tarafından ihmal edildiği, gerekli
bakımın sağlanmadığı durumda hakim çocuk yararına gerekli
tedbirleri alır dedik. Tedbirleri sıraladık. Devam edecek olursak
aile mahkemelerinin çocuk yararına başka nasıl görevleri var?
Hayrioğlu :
Anne-babanın çocuklarının bedensel, ruhsal, zihinsel, ahlaksal ve
sosyal gelişimini sağlamak ve korumak yükümlülüğünü yerine
getiremediği durumlarda aile mahkemelerin üzerine düşen görevler
var. Bu durumda olan çocuğun korunması sözkonusu. Çocuğun
korunması konusunda yasada belirlenmiş üç tane önlem var: koruma
önlemleri, çocuğun yerleştirilmesi ve velayetin kaldırılması.
Velayetin kaldırılması alınacak önlemler arasında en ağır olanı.
Polat :
Velayetin kaldırılması ne demek? Velayetin kaldırılmasını doğuran
sebepler neler?
Hayrioğlu :
Anne ve babanın çocuk üzerinde velayet hakkı ve yükümlülüğü var.
Eğer anne-baba bu yükümlülüğünü yerine getirmiyorsa mahkeme
kararıyla çocuk üzerindeki velayet kaldırılıyor ve çocuğa bir vasi
atanıyor. Alınanbilecek en ağır tedbir bu. Bu durumda çocuğa
atanan vasi çocukla ilgili iş ve işlemleri takip ediyor. Çocuğu
korumaya yönelik alınacak tüm tedbir kararları geçici mahiyette.
Durumlarda iyileşme olduğu zaman bu kararlar kaldırılabilir.
Velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmediğini öngören
sebepler ise; anne-babanın deneyimsizliği, anne-babanın hastalığı,
anne-babanın özürlü olması, anne-babanın başka yerde olması ve
benzeri sebepler olarak yasada yeralmış. Bu koşulların varlığı
velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmediğini gösteren
durumlar. Bu haller varsa artık velayetin anne-babadan alınması
gerekiyor. Bugünkü mevcut olan düzenleme gereğince velayetin bir
çocuk için kaldırılmış olması ailedeki tüm çocukları ve doğacak
olanları da kapsıyor veya kararda buna ilişkin olarak aksine bir
hükmün olması gerekiyor.
Polat :
Bu çok yerinde bir düzenleme. Eğer anne-baba bir çocukla ilgili
yükümlülüklerini yerine getiremiyorsa veya çocuğa zarar
verebiliyorsa diğerleride risk altında demektir. Böylece belki
henüz zarar görmemiş ancak görme potansiyeli yüksek çocuklarda
korunmuş oluyor.
Yasa
hakikaten gerekli tedbirlerin alınması için uygun ancak uygulamada
bazı aksaklıklar olduğunu biliyoruz. Geçen dönemin Çocuktan
Sorumlu Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin gerçekten gerek sokak
çocukları konusunda gerekse istismar konularında çok olumlu
girişimleri oldu. Kendisiyle birlikte çok çalışmalar yaptık. O
dönemde özellikle anne-babası tarafından sokakta çalıştırılan
çocuklar açısından anne-babanın çocuk üzerindeki velayet hakkının
kaldırılmasıyla ilgili problem yaşanıyordu. Şöyleki, yasada
olmasına rağmen uygulamada çocuğun sokakta çalıştırılması
nedeniyle anne-babanın velayet hakkı kaldırılmıyordu. Anne-baba
çocuğu ticari amaçlı sömürüyordu ve bu çok yaygındı ama mahkemeye
intikal eden olgular yoktu. Mahkemelerde velayet hakkının
kaldırılması hiç ama hiç gerçekleşmiyordu. İlk defa sokakta
çocuklarını çalıştıran babalarla ilgili velayet hakkının
kaldırılması yönünde bir kampanya başlatıldı. Hakimlere ve
savcılara eğitim verildi. Böylece mevcut kanunun işletilmesi
sağlandı. Kanunların iyileştirilmesi, güncelleştirilmesi ve dünya
standartlarına uyumlu hale getirilmesi hakikaten önemli. Ancak,
mevcut kanunların işletilmemesi kanunun varlığını değersiz hale
getiriyor.
Koruma kararları hangi durumlarda alınıyor?
Hayrioğlu :
Koruma kararları; anne ve babanın çocuğa karşı yükümlülüğünü
yerine getirmediği, çocuğu ağır zarara uğrattığı durumlarda
mahkeme kararıyla çocuğun anne-babadan alınarak koruyucu aile
yanına veya bir kuruma yerleştirilmesini içeriyor. Fakat
uygulamada idari nitelikte koruma kararları da var. Acil
durumlarda; ensest olgularda, aşırı yaşamsal tehlikenin yaşandığı
fiziksel istismar durumlarında çocuğu ailenin yanında bırakmak
tehlikeli oluyor ve valilikten alınacak idari bir kararla çocuk
koruma altına alınabiliyor. Sonrasında tabii muhakkak mahkeme
kararı alınıyor.
Polat :
Koruma kararının alınma sıklığından bahsedecek olursak tabii ki
her risk altındaki çocuğumuzun korunmasını sağlamak gerekiyor ama
pratikte Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun mevcut
yapılarının, kapasitesinin ve hizmet kalitesinin beni korkuttuğunu
açıkça ifade etmeliyim. Tüm iyi niyetli çabalara rağmen hakkında
korunma kararı alınan çocukların korunma altına alınacakları
yerler açısından sıkıntı olduğu bir gerçek. Bu nedenle çocuğun
mümkün olduğunca aile içinde kalmasına ve yetiştirilmesine çaba
sarfediliyor ve tabii ailelerin bu anlamda desteklenmesi
gerekiyor. Demek ki çocuk hakkında koruma kararının alınması için
hakikaten titiz bir soruşturma yapılması gerekiyor.
Hayrioğlu :
Bu konuda aynen sizin gibi düşünüyorum. Önceliğin her zaman için
çocuğun aile yanında aile ile birlikte
rehabilitasyonunun sağlanması olduğu fikrindeyim. Hatta
mevzuatın değiştirilerek ön kurumlar yapılandırılması gerektiğine
inanıyorum. Biz de maalesef ön kurumlar yok. Risk altındaki
çocukları ve aileleri önceden tespit edecek bir ön kurum
oluşturulmalı. Bu ön kurumda sosyal hizmet uzmanları aile
ziyaretleri yaparak incelemelerde bulunmalılar. Risk altında
bulunan ailelere gerekli yönlendirilmeler yapılmalı ve aile
desteklenmeli. Buna rağmen olay yaşanırsa ancak o zaman çocuk
hakkında korunma kararı alınmalı ve çocuk artık en son çare olarak
aileden alınıp kuruma yerleştirilmelidir.
Polat : Gerçekten
koruma kararı ancak yaşamsal tehlike varsa yada ensest gibi
gerçekten çocuğu yıkıcı etkisi olan bir olay yaşanıyorsa
alınabilecek bir karar. O zamana kadar direnmek gerekiyor. Tabii
koruma kararıyla ilgili önce kurumların düzeltilmesi gerekiyor
diye hatırlatalım.
Bu
hafta İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nden Av. Sunay
Hayrioğlu ile söyleştik. Merkez’de çocuk yararına çok değerli
hizmetler veriyorlar. Hizmete ulaşım için kendisinden Merkez’in
telefon numaralarını alalım. Kendisine katılımı için çok teşekkür
ediyorum.
Hayrioğlu :
Ben
teşekkür ederim. Toplumda çocuğun yararını üstün tutan
çocukça yaklaşımlara ağırlık verelim diyerek İstanbul Barosu Çocuk
Hakları Merkezi’nin direkt telefonunu vereyim : 0212-245 65 51 ve
İstanbul Barosu’nun telefonu 0212-251 63 25.
|