|

|
AÇIK RADYO SOHBETLERİ
2004 |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
Haftanın Konuğu :
Prof. Dr.
Mustafa YÜKSEL
Marmara Üniv.
Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahi Bölümü Ana Bilim Dalı Bşk.
TORAKS Derneği Göğüs Cerrahisi Çalışma Grubu Bşk.
Sağlıkta Çocuk Hakları
Polat :
Bu
hafta sağlıkta çocuk hakları konusunu konuşacağız. Çocuk Hakları
Sözleşmesi’ne uygun olarak çocuğun sağlıklı yaşama ve sağlık
hizmetlerinden faydalanma hakları var. Tabii yetişkinler bakmakla
yükümlü oldukları çocukların sağlığı açısından hertürlü tedbiri
almakla da, bunun için gerekli olan bilinci kazanmakla da
sorumlular. Aksi halde çocuk ihmal edilmiş; dolayısıyla istismar
edilmiş oluyor. Bu nedenle bugün değerli konuğumla birlikte önce
çocukluk çağı kazalarından, bu kazaların neticesinde meydana gelen
görünmez yaralanmaların tedavisinden, bazı ilkyardım
tekniklerinden bahsedeceğiz ki ebeveynlerin sağlıklı çocuk
yetiştirme bilinçlenme görevine destek vermiş olalım. Sonrasında
sigara konusuna gireceğiz ve pasif içiciler olarak çocukların
sağlıklı yaşama haklarını nasıl ihlal ettiğimize değineceğiz.
Biraz yeniden görünmeye başlayan tüberküloz hastalığından ve
çocukların bu hastalıktan korunması için alınması gerekli
tedbirleri dinleyeceğiz. Oldukça kapsamlı konularımız var. Hemen
konuğumu tanıtmak istiyorum. Prof. Dr. Mustafa Yüksel, Marmara
Üniv. Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahi Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı.
Aynı zamanda TORAKS Derneği Göğüs Cerrahisi Çalışma Grubu
Başkanlığını da yürütüyor. Çok önemli çalışmaları var. Kendisine
öncelikle “çocukluk çağı kazaları deyince ne anlamamız gerekiyor?”
diye soralım.
Yüksel :
Çocuğun yaşadığı ev ortamında karşılaştığı sıradışı olayların
kendisine verdiği zararlar olarak niteleyebiliriz. Çocukluk çağı
kazalarını bizi ilgilendiren boyutunda görünen kazalar ve
görünmeyen kazalar olarak gruplamak mümkün. Görünen kazları;
çocuğun merdivenden düşmesi, sert bir cisme çarpmak suretiyle
vücudun çeşitli yerlerinde yaralar oluşması gibi örnekleyebiliriz.
Bir de görünmeyen kazalar var ki bunlarda hepimizin evde güvenli
zannettiğimiz bazı objeleri çocuğun özellikle etraftan öğrenme;
herşeye dokunup, ağzına alıp yutma, sürecinde tehlikesiz
zannettiğimiz şeyleri ağzına alıp bunların solunum yollarına
kaçmasıyla veya yemek borusuna kaçmasıyla oluşan kazalar. Bunlar
da çocukluk çağında sık başa gelen kazalardır.
Polat : Gerçekten
de çocukluk çağı kazalarına baktığımız zaman düşmeler var
yaralanmalar var ama bunların çok çabuk farkına varılması ve
müdahale edilmesi mümkün. Görünmez kazalar dediğimiz zaman ise ne
olduğunu anlayana kadar geçen sürede müdahale etme açısından ve
hatta hayati tehlike oluşması, kalıcı hasarlar oluşması açısından
çok büyük tehlike yaratabilme potansiyeli ortaya çıkıyor. O yüzden
de çocuğa günlük yaşamı içerisinde çok dikkat etmek, diğer bir
değişle çocuğu ihmal etmemek gerekli. Kazaların ihmalden
kaynaklandığının altını çizmekte fayda var. Bunları önlemenin
yöntemleri üzerine bilgilenme ve bunları uygulama çocuk hakları
açısından çok önemli.
Geçenlerde sizinle birlikteyken ince saat pilleri gibi yassı bir
pili yutmuş olan bir çocuğun acile getirildiğine ve müdahalenize
rastlamıştım. Bu örnekten yola çıkarsak çocukları ne gibi
tehlikeler bekliyor? Ne yapmak gerekiyor?
Yüksel :
Çocuğun elinin ulaşabileceği yerlerde, ailenin öngöremediği büyük
tehlikeler var. Bunlardan bir tanesi oyuncaklar; oyuncak bebekler,
oyuncak telefonlar, özellikle cep telefonları. Bunların yassı
pilleri var. Bu piller aynı zamanda çok hafif ekşimsi bir tat
veriyor ve çocuk bu pillerin tadından çok hoşlanıyor. Ağzına
götürüyor ve yutmaya çalışıyor. Bu sırada pil akciğere, solunum
yoluna kaçabiliyor. Piller çok kaygan oluyorlar ve çok değişik
ebatlarda; yutulabilir ebatlarda, olanları da var. Bunlar solunum
yoluna kaçabildiği gibi yemek borusuna da kaçabiliyor. Yemek
borusunun birkaç tane darlığı var. Bu darlıklardan bir tanesinde
takılıyor ve eğer çocuk yabancı cisim yuttuğuna dair bir semptom
göstermiyorsa farkedilmiyor. Farkedilmeyen bu piller zaman
içerisinde alkali salarak çocuğun yemek borusunda veya solunum
yolunda yanıklar oluşturuyor. Farkedilmeden bir haftayı geçerse bu
süre içerisinde orası yırtılabiliyor. Başarılı tedaviler yapılıyor
ama bunları da uzun dönemde iyileşen yerde
striptür dediğimiz darlıklar
oluşabiliyor. Çocuk yıllar boyu bir tedavi ihtiyacı içerisinde
kalıyor. Bu tabii hiç öngörmediğimiz ama hemen elimizin altında
olan, çocukların elinin ulaşabileceği yerlerde bulunan, hatta
oyuncakların içinde mevcut pillerden oluşan bir tehlike.
Polat :
Çocuk bir şey yuttuğu zaman akla gelen tıkama, tıkanma, hava
almasının engellenmesi olur. Halbuki pil örneğinde hiç akla
gelmeyen başka birşey var; hemen önlem alınmadığı zaman delinmeye
yol açacak kadar büyük yırtıklar meydana getiriyor, yanıklar
meydana getiriyor. Kötü olan kaza anında semptomların gözlenemez
olması.
Bu
tarz kazaların genellikle çocuklarda görüldüğünü düşünüyorum.
Bunun dışında evde genellikle ağbi-ablalar oluyor ve bunlarda
bilinçsizce küçük çocuğun yabancı cisim -çoğunlukla organik
cisimler, yutmasına meydan verebiliyorlar. Bunlar ne gibi cisimler
oluyor ağırlıkla?
Yüksel :
Bu tarz tehlikelere 1-3 yaş arası çocuklar maruz kalıyorlar
çoğunlukla. Yabancı cisim aspire eden insanların %85’i çocuklar.
Bunlarında %60 ile 80’ini üç yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor.
Dolayısıyla 1-3 yaş arası çocukları bekleyen ikinci tehlike de 3-8
yaş arasındaki ablalar ve ağbileri. Bu yaştaki çocukların
anne-babanın yanında bile kendi yedikleri çekirdekleri,
leblebileri, fındıkları, fıstıkları kardeşlerine ikram ettiklerini
biliyoruz. Ortada geleneksel Türk misafirperverliğinden
kaynaklanan bir ikram var. Bu cismin küçük çocuk tarafından aspire
edilme; yemek borusundan çok akciğere, soluk borusuna kaçma
ihtimali fazla. Ciism yemek borusuna kaçarsa nihayet mideye
geçecek ve hazmedilemezse dışarıya atılacak. Organik cisim soluk
borusuna kaçtığı zaman ise kalıcı hasarlar oluşturuyor. En çok
gördüğümüz aspire edilmiş organik cisimler neler? En sık yer
fıstığını görüyoruz. %35-43 oranında çocuk tarafından soluk
borusuna aspire edilmiş yabancı cisim yer fıstığı. Daha sonra
sırayla ayçekirdeği, kabak çekirdeği, elma-armut çekirdekleri
geliyor. Bazen çocuğun eline soymadan, çekirdekleri temizlemeden
elma veriyorlar. Çocuk o küçük çekirdekleri yutamıyor ve soluk
borusuna kaçırıyor. Küçük Lego parçacıkları da çocukların
yuttukları cisimler arasında. Özellikle okul çağına yakın
çocukların tükenmez kalem kapaklarını çiğnediklerini ve bu
parçacıkları aspire ettiklerini görüyoruz. Ayrıca, 13-14 yaşından
sonra gelişme çağında olan kız çocukların takmaya başladıkları
türbanın iğnelerini yuttuklarını görüyoruz.
Polat :
Türban iğnesi yutan çocuklar var demek ki. Hangi sıklıkla bu sizin
karşınıza çıkıyor?
Yüksel :
Oldukça sık görüyoruz hatta türban iğnesi; ameliyata kadar giden,
çıkarılması çok özel manipulasyonlar gerektiren bir yabancı cisim.
13-17 yaş grubunda türban takan çocuklarda çok görüyoruz. Çocuk
türbanı boynuna dolarken veya türbanı düzeltirken iğnelerini
ağzına alıyor ve ani nefes aldığında türban iğnesinin başındaki
plastik başlık paraşüt görevi görüp akciğere kaçmasına sebep
oluyor. Bu cisim ameliyata kadar giden işlemlere sebep oluyor.
Polat :
Prof. Dr. Mustafa Yüksel ile çocukluk çağı kazalarını konuşmaya
devam ediyoruz. Çocukluk çağı kazalarında özellikle akciğerdeki ve
soluk ve yutak borusundaki lezyonları konuşuyoruz çünkü çok sık
karşımıza çıkıyor. Tabii cisim hemen müdahale edilip çıkarıldığı
zaman hiçbir sorun kalmıyor ama birçok olayda bunlar kalıcı bazı
etkilere yol açıyor, problemler ortaya çıkıyor çünkü zamanında
farkedilemiyor. Çocuk bunu bir kabahat olarak görüyor ve saklıyor.
Semptomlar da aile tarafından anlaşılamıyor. Neden?
Yüksel :
Aslında ailenin farketmesi çok zor oluyor bu olguları. Zaten bize
gelen olgular bütün olguların içinde üçte birlik bir kısım. Diğer
üçte ikisi farkedilmiyor hakikaten. Çocuk saklıyor, abla-ağbi
saklıyor, bakıcı kız saklıyor. Semptomlar çok ciddi oluşmuyor. En
büyük bulgu çocuğun öksürmesi. Morarma gibi tablolar çok büyük bir
cisim yutulmuşsa ve nefes almayı engelliyorsa ortaya çıkıyor. Oysa
çocuğun yuttuğu bir çekirdek veya bir fıstığın parçasıysa çocuk
aspire ediyor ve cisim akciğerlere kaçtıktan sonra bronşlara
yerleşiyor. Çocuk hafif öksürüklerle semptom veriyor. Aile bronşit
diyor, nezle diyor, grip diyor, o şekilde geçiştiriyor hastalığı.
Bunlar ne zaman ortaya çıkıyor? Ancak bir hafta on gün sonra
çocuğun ateşi çıkar, zaatürre tablosu gelişirse o zaman
farkediliyor. Ailenin ciddi bir şekilde şüphelenmesi gerekiyor.
Yaptığımız bir çalışmaya göre ve bu genel literatüre de uyuyor,
şüphenilen olgularda %10-15
oranında yanlış pozitiflik var. Yani bir yabancı cisimden
şüphelendiğiniz zaman %80-85
oranında yabancı cisim buluyorsunuz.
Semptom olarak öksürüğün varlığından sözettik. Çocuk öksürdüğü
zaman aileler hemen çocuğu çocuk hekimine götürüyorlar. Eğer
burada; ne zaman başladı, ağzında birşey buldunuz mu, birşey
yutmuş olabilir mi gibi çok özel sorgulama olmazsa anlaşılmıyor.
Genellikle bize gelen olguları önceden çocuk hekimi görmüş oluyor.
Acilde filmi çekilmiş oluyor. Çocuk hekimi akciğerlerde yabancı
cismin yerleştiği yerde solunum sesi değişikliği buluyor,
şüphelenmiş oluyor. Ailenin şüphelenmesinden çok hekim dinleme
bulgusuyla şüpheleniyor. Çocuk bize geliyor, genel anestezi
altında bronkoskopi (bronş yollarına özel bir aletle bakmak) ile
cismi çıkarıyoruz. İşlem biraz külfetli.
Polat : Zahmetli
ve çocuğu da yoran birşey oluyor. O yüzden de tabii gizli
kalabilme potansiyeli de yüksek olduğu için önceden dikkat etmek
gerekiyor. Peki, diyelim böyle bir olay oldu ve anne-baba
farketti. Bu durumda neler yapılması uygun?
Yüksel :
Çocuğun öncelikle doğal olarak çocuk hekimine götürmesi lazım.
Hekime çocuğun yabancı cisim aspire ettiğinden şüphe edildiğinin
söylenmesi lazım. Bir akciğer filmi çekilmesi ve çocuğun
dinlenmesi lazım. Akciğer filminde havalanma farklılığı varsa,
aynı yerde dinleme bulgusuna rastlanıyorsa ve çocuğun solunumu
hırıltılıysa yabancı cismin varlığından şüphe edilir. Hemen çocuk
hekiminin çocuğu bu işi yapabilecek Marmara Üniversitesi, Çapa
veya Cerrahpaşa gibi büyük üniversite hastanelerinin acil
servislerine yollaması gerekiyor. Buralarda genel anestezi altında
bronş yollarının gözlemlenmesi ve yabancı cismin çıkarılması
yapılabiliyor. Yabancı cisim çıkarılmazsa, uzun dönemde akciğerde
kalıcı hasarlar yapabilir.
Polat :
Yabancı madde irritasyonu yaratıyor.
Yüksel :
Özellikle organik maddeler bronşa yerleşiyor ve zaman içerisinde
su alarak şişiyor. Orada obstruksiyon
dediğimiz bir tıkanmaya sebep oluyor. Normal çaplarının
daha üstüne çıkıyorlar, ayrıca bulunduğu yerde
enflamasyon yani iltihaplanma
yapıyor. Bölge de ayrıca şişiyor. Hem o yabancı cisim şişiyor hem
etrafındaki doku şişiyor, iltihabi bir doku oluşuyor. Tavşanlar
üzerinde kısa dönem bir cisim çalışması yaptık. Bronşlarına
yabancı cisim attık. Bunların akciğerlerini yedinci gün, onbeşinci
gün ve otuzuncu günden sonra inceledik. Otuzuncu günden sonra
kalıcı hasarlar olduğunu gördük. İnsanda da benzer gelişme
olduğunu tahmin ediyoruz. Otuz günden fazla yabancı cisim kalırsa
akciğerde kalıcı hasarlar ortaya çıkıyor. O bölgelerin ameliyatla
daha sonra çıkarılması gerekiyor. Basit bir yabancı cisimden bir
çocuk erişkin yaşa geldiği zaman akciğerinin bir parçasının
alınmasına sebep olabilecek bir ameliyata kadar gidebiliyor.
Polat :
O
yüzden anne-babaların bakmakla yükümlü oldukları çocukların
sağlıklı yetişmelerine çok dikkat etmeleri gerekiyor. Sağlıklı bir
şekilde yetiştirilmek her çocuğun hakkı.
Peki, diyelim çocuk büyükçe bir şeyi yuttu ve nefes alamıyor,
çırpınıyor, mosmor kesilmiş. Hastaneye getirecek vakit yok. Bu
durumda anne-baba yada çocuğun bakımından sorumlu lan kişi ne
yapmalı?
Yüksel :
Bu durumda tabii ilk önce çocuğun yanında olan kişinin müdahalesi
gerekli. Bahsettiğiniz tabloda yabancı cisim akciğere kaçmamıştır.
Tam boğazda yemek borusuyla soluk borusunun arasında tıkanmıştır.
İlk yapılacak iş işaret parmağının yandan çocuğun azı dişlerinin
arkasından boğaza kadar itip bütün yabancı cismi geri çıkarmaya
çalışmak olmalıdır. Ağzın içindeki bütün yabancı cismin
çıkarılması şarttır. İkinci işlem olarak
Hemlich manevrası dediğimiz
manevranın uygulanması gerekir. Bu çocuğun kucağa oturtulup
kalbinin altına; midesinin üzerine üç parmağıyla şiddetle basıp
çocuğun ağzını diğer elle açıp yabancı cismi dışarı atmaya yarayan
bir uygulamadır. 16-17 yaşında bir çocuksa, arkasına geçip elinizi
yumruk yapıp midesinin üzerine koyup çocuğu karnından kendinize
çekerek uygulanabilir. Bunlar evde ilk yapabilecek şeyler. Bundan
ötesi zaten bir hekimin yapabileceği şeyler.
Polat :
Tabii böyle basit şeylerin yaşam kurtarma gibi büyük ve önemli
işlevleri ve fonksiyonları oluyor. O yüzden çok detaylı dinleyelim
istedim. Dinleyen izleyicilerimizin umarım böyle birşeye
ihtiyaçları olmaz ama bilgilenmek çok önemli bir sorumluluktur. Bu
konularla ilgili olarak maalesef halk pek bilgilendirilmiyor.
Oysaki bu tarz pratik bilgilerin anlaşılabilir bir dilde, uzman
olmayanların anlayabileceği bir dilde aktarılmalıdır. Kazalar bu
şekilde önlenebilir hatta hayatlar kurtarılabilir.
Çocukluk çağı kazalarından bahsettik ve şimdi çok büyük düşmanı
olduğum, kendimi bu konuda Türkiye’de çok talihsiz hissettiğim
sigara alışkanlığından bahsetmek istiyorum. Sigara içimi bir çocuk
hakkı ihlali aslında. Türkiye’de hemen hemen her yerde sigara
içiliyor. Çocuğunuzun yanında sigara içen kişiler oluyor. Sigaraya
başlama yaşının çok küçük olmasının yanında sadece sigara içilen
ortamlarda bulundukları için sağlıkları bozulan, ileri yaşlarında
ölümcül hastalık bulma riski taşıyan çocuklarımız var. Sigara
içenlerin çok dikkatli dinlemelerini istiyorum. Sigara içenler
kendilerine ve çevreye verdikleri zaraların yanında çocuklara ne
gibi zararlar veriyorlar?
Yüksel :
Şöyle bir cümleyle başlayayım; akciğer kanseri yirminci yüzyılın
başlarında nadir görülen bir hastalık olmasına rağmen sigara
kullanımındaki artışa paralel olarak sıklığı giderek artmış ve
dünyada en sık görülen kanser türü haline gelmiştir.
Polat :
Aslında bu cümleden sonra programı kapatmak lazım. Başka bir şey
söylemeye gerek yok kalmadı.
Yüksel :
Akciğer kanserinin gelişiminden %94 oranında sigara sorumlu.
Sigara içenlerde akciğer kanseri riski sigara içmeyenlerden 24-36
kat daha fazla. Tabii çocuk hakları açısından düşündüğümüzde,
“pasif içici durumunda olan çocuklar ne alemde?” diye insanın
aklına geliyor. Pasif sigara içimindeki akciğer kanseri gelişimi
riski ise %3,5.
Polat :
Çocuk sigara içmediği halde yanında sigara içilmesinden dolayı
pasif içici oluyor ve pasif içicilerde de akciğer kanseri gelişme
riski %3,5.
Yüksel :
Ayrıca, pasif sigara içici durumunda olan çocukta akciğer kanseri
görülme yaşı erkene çekiliyor. Normalde 40 yaşın üzerinde 50 yaşın
üzerinde akciğer kanseri görürken 30-35 yaşlarında akciğer kanseri
görüyoruz. Diğer taraftan sigara çocukluk çağı hastalıklarını
%15-20 oranında arttırıyor.
Polat :
Burada akciğer kanserinin diğer kanser tiplerine göre daha
şiddetli seyrettiğini ve çok daha umutsuz vakalara yol açtığını
söylemeliyiz. Sigara da bu tür kanserin oluşumunu arttıran baş
faktör.
Yüksel :
Dedem 70 yaşındaydı halen sigara içiyordu” gibi örnekler var ama
akciğer kanseri olan hastalarda sigara içicilik oranı %99’larda.
Sigara içmeyen hastamız çok nadir geliyor. Bir de tabii “ben günde
bir tane sigara içiyorum” diyenler olabiliyor. Kendisi için riskin
ne olduğunu düşünen birisi için verilecek cevap şu; “risk, sigara
içme süresinin dördüncü kuvveti ve günlük sigara sayısının karesi
ile doğru orantılıdır.” Dolayısıyla bir tane sigara içenin riski
muhakkak 24-36 kat kadar fazla değil. Genellikle üçün altında
sigara içenlerde oran daha düşük. Üçün daha üstünde yirmiye kadar
içenlerde daha yüksek. Yirmiden fazla içenlerde oran çok daha
yüksek tabii. Bu içiciler için görünen tablo. En büyük travma ise
sigarayı bilmeyen, tanımayan ama ortamda bulunması sebebiyle pasif
sigara içici konumunda olan çocuklarda yaşanıyor. Bazı
anne-babalar var bu konuda gayet masumca; “biz mutfakta içiyoruz”,
“çocuğun odasında içmiyoruz” diye kendilerini savunuyorlar.
Oysaki çocuk evin içinde her yerde var. Mutfağa soru sormak için
geliyor, yemek yemek için geliyor. Buzdolabını açmak için geliyor.
Devamlı sigara ortamını soluyor. Pasif içici çocuklarda sigaraya
bağlı gelişen hastalıkların yanında diğer hastalıkların ortaya
çıkması %10-15 oranında fazla görülüyor. Bu hastalıklar alerjik
astımdan tutun romatizmal hastalıklar, gastro-intestinal
hastalıklar, kan hastalıklarına kadar varıyor.
Polat :
Akciğer kanserinin yanında bir sürü başka hastalık var ki onlarda
her zaman Demokles’in kılıcı gibi çocukların tepesinde duruyor.
Buradaki tezat; çocuğun hiçbir günahı yok, ne sigara içiyor nede
böyle bir isteği var. Çevresindekiler içtiği için tüm riskler
onlarıda bekliyor.
Başka hastalıklar deyince sigaradan son dönemlerde dikkatimi çeken
tüberküloza (verem) gelmek istiyorum. Eskiden tüberküloz çok
yaygın ve korkulan bir hastalıktı. Uzun zamandır tüberküloz
görülmüyordu. Ancak, günümüzde yeniden ortaya çıktı. Hastalıktan
bahsedelim tabii ama özellikle bu hastalığın nasıl yayıldığından
bahsetmek istiyorum çünkü çocuk hakları açısından bu çok önemli
bir konu.
Yüksel :
Tüberküloz sosyo-ekonomik düzeyi düşük toplumların hastalığı.
Ekonomiyle birebir ilişkili. Biz hastalığı tedavi edebiliyoruz,
tedavide başarılıyız ancak, hasta olma potansiyeli yüksek bir
toplum yaratırsanız çok rahatlıkla mikrobu bunların tekrar
kazanması ve hastalanması mümkün. Şimdi Türkiye’de ve dünyada son
yıllarda tehlikesi artan bir tüberküloz türü var; ilaca dirençli
tüberküloz.
Polat :
En kötüsü.
Yüksel :
Evet, en kötüsü. Bir tarafta ilaca dirençli tüberküloz var, diğer
taraftada sosyo-ekonomik düzeyi düşük, tinerci, sokaklarda
büyüyen, eksik ve yanlış beslenen günlük ne yiyip içtiğini kontrol
edemediğimiz bir grup var. Bir de hiç evi olmayan, evine günlük
birkaç ekmekten başka yiyecek girmeyen, gecekondu bölgelerinde
yaşayan bir toplum var. Dolayısıyla tüberkülozun yeniden çıkması o
kadar da büyük sürpriz değil. İlaca dirençli tüberkülozun çıkması
çok sürpriz değil. Bildiğimiz çok basit tıbbi kuralların içinde bu
yeni tüberküloz hastalarının ortalıkta dolaşması çok çok normal.
Polat :
Uzman olarak aslında bizim için sürpriz değil beklenen bir durum
çünkü sosyo-ekonomik durumdaki kötülüğün bir yansıması olarak
karşımıza çıkan bir boyut diyorsunuz. Tabii çocuklarda görülmesi
insanın içini acıtıyor. Eğer bu toplumun düşük sosyo-ekonomik
düzeyinden kaynaklanıyor ve çocukları böyle kötü etkiliyorsa bir
an önce toplumsal boyutta önlem alınması gerekiyor. Tüberküloz
ilginç bir hastalık, yayılması çok sinsi olabiliyor. Her ortamda
olabilir. Yayın öncesi konuşurken evdeki bakıcıların sigorta
güvencesinin olmasının önemininden ve bununla ilişkisinin ne
olduğundan bahsediyorduk. Burada dinleyicilerimize aktaralım
istiyorum.
Yüksel :
Türkiye’de ve dünyada kaçak işçi sorunu var. Bunların hiçbir
sigorta güvencesi olmuyor ve belediyenin kontrolunda değiller.
Kurumlar hep kaçak işçiyle çalışmak istiyorlar çünkü bu işçiler
düşük ücretle ve hiçbir güvence talep etmeden çalışıyorlar. Çok
zor koşullarda az gelir elde eden bu grupta hastalığı taşıyan
insanlar var tabii. Bu insanlar, yayılmaya bir örnek vermek için
orta çağda vebayı yayan fareler gibi, tüberküloz hastalığını
taşıyan kişiler.
Polat :
Çok
zor koşullarda ve az gelirle çalıştıkları için tüberküloza
yakalanma riskleri çok fazla ve tedavi için sosyal güvenceleri
yok. Tedavi olamıyorlar ve çalışmaya devam ediyorlar yani içimizde
dolaşmaya devam ediyorlar. Bir öksürükle mikrop havaya karışıyor
zaten.
Yüksel :
Tüberküloz küçük parçacıklarla taşınıyor ve bulaşıyor. Hastalık
taşıyıcısı her an karşımıza evimizdeki temizlikçi olarak,
çocuğumuzun bakıcısı olarak, sokakta bir satıcı olarak karşımıza
çıkabilir ve taşıyıcıyla aynı mekanda çok kısa bir süre birlikte
kalmak bile tüberküloz basiliyle rahatlıkla enfekte olmanıza
yeter. Bu aslında toplum içinde her an patlamaya hazır bir bomba.
Hepimiz ekonomik olsun diye daha ucuza evde bakıcı çalıştırmak,
daha ucuza bir temizlikçi çalıştırmak kaygısındayız. Sosyal
güvencelerinin olup olmamasına dikkat etmiyoruz. Böylece hepimiz
içimizde bir tüberküloz taşıyıcısı barındırıyor olabiliriz.
Polat :
Hiç
aklımıza gelmiyor ama bu çok mümkün hakikaten. Çocuklar böyle de
risk altına sokulmuş oluyorlar. Çocuk hakları açısından
baktığımızda, çocuk sağlığı dediğimiz zaman sadece çocuğun
hastalığının tedavi edilmesinden bahsetmiyoruz. Çocuğun hastalıkla
karşılaşmayacağı bir ortamın sağlanması yükümlülüğünden de
bahsediyoruz.
Yüksel :
Tabii, kesinlikle. Bir kere çocuğun sağlıklı yaşama hakkı evde
sağlıklı bir bakıcı olmasıyla başlıyor. Benim Beyazıt’ta yabancı
işçi pazarından çocuk bakıcısı alan arkadaşlarım var. Seçmece
usulüyle, hiçbir sağlık kontrolu olmadan. Kimsenin aklına bir
akciğer filmi istemek gelmiyor. Çocuklarımız bu insanlarla çok
uzun saatler aynı ortamı paylaşıyorlar ve doğal olarak sağlıkları
açısından risk altındalar.
İşte
aslında toplumda kontrol edilmesi gereken büyük bir kesim var. Bu
yine sosyal devletin görevleri arasında. Sadece tinerci çocuklarla
bitmiyor sorunlar.
Polat :
Çok doğru. Korunmaya muhtaç çocuklarımız görünen bir sorun. Bu
tarz sağlık tehditleri ise görünmez yüz. Görünmeyen yüzde de
çocuklar hakikaten keskin bir bıçağın ucunda yürüyorlar.
Tüm
bu bahsettiklerimizin dışında, çok sık karşımıza çıkabilecek,
büyük tehlike potansiyeli oluşturabilecek başka ne gibi sağlık
sorunları olabilir? Çocuklar bunlardan nasıl etkilenirler ve en
önemlisi korunma yöntemleri nelerdir?
Yüksel :
Çocukluk çağında hep ev ortamından bahsediyoruz. Evdeki diğer bir
tehlike, sağlık tehditi de kedi, köpek gibi evcil hayvanlardan
beklenir. Evde beslenen kedi-köpeğin hepimiz muhakkak aşısını
yaptırıyoruz. Onlardan geçebilecek kist hastalığı var ve bu büyük
bir tehlike ancak hayvanın aşısını yaptırarak bunlardan
korunabiliriz. Aşılı kedi ve köpeğin dışarıdaki sahipsiz
kedi-köpekle ilişki kurup eve onlardan hastalığı taşıması ikinci
tehlike. Bunu engellemenin yolu ya kedinizi-köpeğinizi dışarı
çıkarmayacaksınız veya dışarıdaki kedi-köpeği aşılatacaksınız.
Sokak kedi-köpeklerinin aşılanması en azından belediyelerin
aşılama programlarına, kontrol programlarına konmak zorunda.
Polat :
Aslında bizim güvenli, her şey yerinde dediğimiz ortamlarda bir
sürü göremediğimiz tehlikler var çocuklar için. Demek ki öncelikle
bir bilinçlendirmeye ihtiyaç var. Eğer çocuğun sağlıklı yaşama
hakkı varsa, bunu sağlayacak olan bilinçli anne-babalar olacaktır.
Yüksel :
Aile bütün bu tehlikeleri farkedip onları engellemek için gerekli
olan tedbirleri alacak çocuğu için.
Polat :
Toplum eğitimi ön plana çıkıyor. Mutlaka eğitimler yapmamız
gerekiyor. Bu haftaki konuşmamız çok öğretici oldu sanırım.
Dinleyicilerimize hep baktıkları ama görmedikleri,
farkedemedikleri şeyleri hatırlattık. Şimdi etraflarına daha bir
dikkatli bakacaklarına inanıyorum. Sigara içicilere de çocuklara
verdikleri zararları hatırlatarak, çocuğa duyarlı olma görevlerini
yapmaya davet ederek bu haftaki programı kapatıyorum.
|