|

|
AÇIK RADYO SOHBETLERİ
2004 |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
Haftanın Konuğu :
Av. Ayda TANYELİ
İstanbul Barosu
Uyuşturucu Olgusu (2)
Polat
:
Bu hafta, Ayda Tanyeli ile geçen hafta kaldığımız yerden devam
edeceğiz. Geçen hafta izleyemeyenler için kısa bir özet yapayım.
Av. Ayda Tanyeli, 4 Mart’ta (2004) eroin kullanımı sonrasında
kaybettiğimiz Can Tanyeli’nin annesi, dostum. Can pırıl pırıl bir
gençti ve geçen hafta; eroine nasıl başladı, olaylar nasıl
gelişti, anne-babanın çok büyük uğraşlarına rağmen çözümsüzlükler
nereden ortaya çıktı, bunları konuşmaya başlamıştık. Can’ın eroine
başlamasında ve sonrasında tedavilere rağmen devam etmesinde
arkadaşlarının çok fazla faktör olduğunu duyduk. Can çok üretken
ve duygusal bir çocuktu. Geçen programda kendi bestesini dinlettik
ve bir şiirini okudum. Bugün yine Can’dan bir şiir okuyacağım.
Müzisyenliğinin ve şairliğinin yanısıra Can çok iyi eğitim almış;
İtalyan Lisesi’nden mezun olduktan sonra eğitimine İtalya’da devam
etmiş sonra yine Türkiye’de Yıldız Teknik Üniversitesi’nde
öğrenimine devam eden, her yönüyle üretken bir gençti. Bildiğim
kadarıyla sporcu yanı da vardı Can’ın. Sonuçta eroine karşı
direnci yeterli olamadı.
Burada bu programı yapmak Ayda için, benim için ve siz dinleyenler
için çok zor. Peki, neden bu programı yapmak istedik? Ayda ile
düşündük ve dedik ki Türkiye’de uyuşturucu sorunu her geçen gün
artıyor ve gençlerle çocuklar arasında kullanım yayılıyor. Hiç
aklımıza gelmeyecek ortamlarda uyuşturucu kullanıldığını ve bunun
yaygınlaştığını görüyoruz. Uyuşturucuya başlama yaşı giderek
düşüyor. Sorun 10 yıl önce sinyallerini veriyordu, 5 yıl önce
sorun olmaya başlamıştı, 2 yıl öncesinden bugüne gelene kadar ise
çok yaygınlaştı. Üniversitelerde kullanımların % 50 oranında
olduğu söyleniyor. Bunu ortaya çıkarabilmek çok kolay değil; hem
kullanmak hem de satmak ayrı ayrı suç olduğu için ve kullananlar
kaynak azalmasını istemediği için, bir de toplumda bağımlılık
utanç verici olarak algılandığı için hep gizleniyor. Oysaki belli
bir yaştan sonra her anne-babanın ilk kaygısı bu olmaya başlıyor.
O yüzden, yaşanmışları toplumla paylaşarak bilinç oluşturmakla
doğru yapacağımıza inandık.
Kaldığımız yerden devam edecek olursak, Can, Bodrum’da babasının
yanındayken arkadaşları kargo şirketiyle kendisine eroin
ulaştırmışlardı. Bu olay nasıl gerçekleşti? Bu nasıl mümkün
olabiliyor?
Tanyeli
:
Togan adlı kişi oğluma kargo şirketiyle eroini yolluyor. Can’da
bankadan parayı havale ediyor. gönderiyor. Sanırım iki gün kadar
önce bir televizyon kanalında izledim, aynı şekilde kargo
şirketiyle yollanmış bir uyuşturucu paketini teslim alırken bir
kişi yakalanmış. Bu olayların sık yaşandığının bir nevi kanıtıdır.
Bu kargo şirketleri ile ve diğer posta servisleriyle ilgili olarak
da gerekli birimlerin ve idarenin önlem alması gerektiğini de
ayrıca söylemek gerekiyor. Anlaşıldığı kadarıyla bu tür posta
hizmetleri veya kargo hizmetleri de bu işlerde kullanılıyor.
Polat
: Yollayan belli, alıcı belli buna rağmen kargoyla eroin
yollayacak kadar serbestlik yaratılabiliyor. Amerika’da her türlü
posta narkotik köpeklerin aramasından geçiriliyor. Türkiye’de de
böyle bir uygulamaya gidilmesiyle tedbir alınmış olacaktır. Bunu
önlem önerisi olarak söyledikten sonra şimdi bir yıl geriye
Foça’ya dönelim. Can’ın Bodrum’da eroin kullanıp kullanmadığından
emin olamıyordunuz
Tanyeli
:
Babası Can’ı İstanbul’a bana yolladı. Can’da bir tuhaflık olduğunu
hissettim ama tam olarak kullanıyor diyemedim. Can eski Can değil.
Bunun üzerine Can’ı ve köpeğimiz Tarçın’ı alarak Foça’ya çiftliğe
gittik. Burada Tarçın’dan bahsetmek istiyorum. Tarçın’ı ben Can
için almıştım. Bize geldiğinde daha bir buçuk aylıktı. Bizimle
birlikte büyüdü ve Can’a çok düşkündü. Can’da Tarçın’ı çok severdi
ama Tarçın Can’a daha düşkündü.
Polat
:
Tarçın aslında bir bekçi köpeği. Eve kimseyi sokmuyor. Hatta
bahçenin önünden geçenlere bile havlıyor, yabancıları hiç
sevmiyor.
Tanyeli
:
Evet. Tam korumacı, Can’ı da tabii çok koruyordu. Can ile
konuşurken Tarçın’ı uyuşturucu konusunda yetiştirdiğimi, eğer
kullanırsa yada kullanan bir arkadaşı gelirse uyuşturucuyu hemen
bulacağını söylüyordum. Nitekim böyle oldu. Bir gece çiftlikte
otururken Can; “Ben dolaşmaya çıkmak istiyorum anne” dedi, bahçeye
çıktı. Peşinden de Tarçın tabii. Can’ı hiç yalnız bırakmazdı.
Aradan 10-15 dakika geçti Tarçın ağzında bir torbayla; sonradan
bunun fotoğraf makinası kılıfı olduğunu anladık, geldi.
Bulduklarını getirirdi, böyle eğitmiştik. Tarçın geldi ve ağzında
torbayla oturdu yanımıza. Bir şey bulduğu için çok mutlu olmuş,
kuyruk sallıyor. Fotoğraf makinesi kılıfını açınca içinden
enjektörler, bir kaşık, uyuşturucu kullanımında işe yarayan diğer
malzemeler var. Arkadan Can koşa koşa geldi bu sırada. Önce inkar
etti; “Bunlar eski, çantamda kalmış, haberim yok” şeklinde. Bir
süre ne söylediğini bile anlayamadık, büyük panik içerisinde inkar
etmeye çalıştı. Bu şekilde Can’ın kullandığını tekrar net olarak
ortaya çıkarttık ve israr edince itiraf etmek zorunda kaldı. “Evet
anne, ben bunu kullanıyorum, bunlar bulunmasaydı asla size
söylemezdim” dedi. Buradan anlıyoruz ki eroin kullanan birisi
hiçbir zaman eroin kullandığını söylemez.
Ertesi gün bütün bu aletler kırıldı, kullanılamaz hale getirildi
ve atıldı, hepsi yok edildi. Bir şeye çok üzülmüştüm o zaman.
Kalbimde hala yaradır. Çantanın içinden çıkan kaşık, bir
arkadaşımızın Can doğduğu zaman hediye ettiği mama kaşığıydı.
Can’a hep anlatırdım; “Bu senin mama kaşığın, bunu saklıyorum ki
sen de kendi bebeğine bununla mama yedireceksin” diye. Çocuğumun
kendi mama kaşığıyla eroin kullanması beni gerçekten çok
etkilemişti ve çok üzülmüştüm. Bu nasıl bir şeydi ki çocuğumu bu
hale getirebilmişti. Ertesi gün yine bahçeye çıktı Can ve ardından
Tarçın’da tabii. Aradan birkaç dakika geçti Tarçın poposuna bir
tekme yemiş olarak geri geldi. Can kızgınlıkla birkaç gün Tarçın’a
çok uzak durdu, çok kızmıştı malzemeleri bulduğu için. Bu arada
tabii 3-4 gün geçti, babasına (Yavuz Tanyeli) haber verdim, geldi.
Oturduk konuştuk. İstanbul’a dönmemiz gerekiyordu, Can’ın okula
başlaması gerekiyordu ama başlamasa daha iyi olurdu. Yine çaresiz
dönemlerimiz başlamıştı.
Polat
:
Foça’da kaldığınız süre içerisinde Can’ı kontrol edebiliyor
muydunuz? Burada eroini nereden buluyordu veya bulabiliyormuydu?
Tanyeli
:
Foça’da oturduğumuz çiftlik askeri bölgeye çok yakındı. Foça’nın
içinde bile değildik, bir köydeydik. Oldukça uzak bir mesafedeydik
yani, arabayla gidip gelmek gerekiyordu. Can’ın buradan uyuşturucu
bulması imkansızdı. Ancak, sürekli cep telefonuyla birileriyle
konuşuyordu. Bunlar arkadaşları da olabilirdi, çocuğun
sosyalleşmeye de ihtiyacı var tabii ama biz korkudan Can’ın
telefonunu sakladık ve telefonunu kendisinin kaybettiğine
inandırdık. Bunun üzerine sürekli benim telefonumu kullanmaya
başladı.
Polat
:
Mutlaka “kimi arıyorsun” diye soruyordunuz herhalde ve telefondan
kontrol ediyordunuz.
Tanyeli
: O
dönemde ben bir kulak şeklini almıştım. Telefonu kullanırken hep
onun yanında ve çevresinde oluyordum. O konuşurken sürekli
konuşulanları takip ediyorum artı cep telefonundan konuştuğu
numaraları tespit edip liste oluşturuyorduk. Sıklıkla, Nilüfer
diye bir arkadaşı var onu arıyordu ve “itiraf etmek zorunda kaldım
ama başka çarem yoktu” gibi laflar ediyordu. Belli ki Nilüfer ona
kızıyordu “neden söyledin” diye.
Polat
: Çevreden bir türlü kopamıyordu değil mi? Ya Can onları arıyordu
yada onlar Can’a bir şekilde ulaşıyorlardı.
Tanyeli
:
Evet. Benim cep telefonumu bile kullanmasını engellemek istiyordum
ama sonuçta bir genç ve bu kadar çok engellemenin ters şeylere yol
açabileceğini de düşünüyorduk.
Polat
:
Kaçıp gitmesi söz konusu olabilirdi. Oysaki mümkün olduğunca
kontrol altında tutulması gerekiyor.
Tanyeli
:
Tabii. Bizden uzaklaşmasından çekiniyordum. O’na ancak
yanımızdaysa yardımcı olabileceğimizi biliyorduk. İşte ilk defa o
hafta içerisinde kitaplardan okuduğum ‘yoksunluğun’ ne olduğunu
gördüm.
Polat
:
Eroin kullanmaya alışmış bir bünye belli bir süre onu kullanmazsa
yoksunluk sendromuna giriyor. Can Foça’da eroin bulamayınca bu
ortaya çıkmış oldu tabii. Neler yaşadı, neler oldu?
Tanyeli
:
Yoksunluk anında Can; “Anne, kemiklerimin içi acıyor” diyordu.
Eroin aslında yılanlar, çıyanlar, akreplerle dolu bir dünya.
Kullanıldığı andan itibaren çok kısa bir süre için mutluluk da
denemez bir rahatlama hissi veriyor. Bu kısa süreli rahatlığın
bedelini inanılmaz ağrılar, müthiş bir ishal, halsizlik ve müthiş
acılar çekerek ödüyordu. Çocuğunuz inanılmaz bir acı hissediyor ve
siz de annesi olarak bu acıları ruhunuzda hissediyorsunuz. O
haline şahit olmak anne-baba için dayanılmaz.
Bu
dayanılmaz acıları yaşarken Can sürekli İstanbul’a dönmek ve
tedavi olmak istediğini söylüyordu. Tedavi olmak için yalvarıyordu
ama biz bir türlü inanamıyorduk.
Polat
:
Acaba gerçekten tedavi mi olmak istiyordu yoksa eroin temin
edebileceği arkadaşlarına mı ulaşmaya çalışıyordu? Profesyonel
destek almayı düşündünüz mü?
Tanyeli
:
Böyle bir şüphe içerisinde mecburen İstanbul’a döndük. Bu arada
hep Can ile yapışık yaşıyorduk. Daha evvel Can’ı sekiz ay boyunca
tedavi eden psikiyatriste gittik ve Can’ı hemen Fransız La Paix
Hastanesi’ne yatırdık. Eroin tedavisinde fiziksel tedavi süreci
bir hafta ile on gün arasında değişiyor. Bu zaman içerisinde
sürekli ilaç vererek uyutuyorlar. Serum veriliyor. Hastanedeyken
de görevlilere tembih etmiştik ki hiçbir şekilde yanına ziyaretçi
kabul edilmeyecekti.
Polat
:
Buna rağmen yanına gelen arkadaşları oluyor muydu? Bu arkadaşlar
hastanedeyken de Can’a eroin getirebiliyorlar mıydı?
Tanyeli
:
Bir tane Murat diye çok sevdiğimiz, çok iyi bir arkadaşı vardı.
Ben çok iyi tanırım Murat’ı. Dolayısıyla onun gelmesine izin
verdik. Can’ın arkadaşa da, oyalanmaya da ihtiyacı vardı. Halbuki
Murat’da kullanıyormuş. O’da Bilgi Üniversitesi’nde öğrenci.
Bunlar hep iyi okullarda okuyan üniversite gençliği. Ancak,
hastaneye eroin getirdiğini zannetmiyorum çünkü öyle serbest bir
ortam yoktu orada. Yine de tembih etmiştik ziyaretçi alınmasın
diye. Başka yerlerde bunun mümkün olduğunu duymuştuk.
Polat
:
Orası çok titiz bir hastanedir. Başhekimi de çok başarılı bir
arkadaş. Böyle şeylere izin vermediklerini biliyorum.
Tanyeli
:
Yine de uyarmak gerekiyor. Aslında bu bir işbirliği. Bir ziyaretçi
listesi hazırlıyorsunuz ve bunların dışında kimsenin kabul
edilmemesini ikaz ediyorsunuz. Onlarda uyguluyorlar. Can, La
Paix’de bir hafta kaldı. Foça’dayken “tedavi olacağım” diye
tutturmuştu, hastanede ise “çıkmak istiyorum” diye başladı.in çaba
sarfediyordu. Ben izin vermiyordum, babasını arıyordu, babayı
devreye sokuyordu. Bu da bize bir tecrübe oldu ki tedavi süresince
aslında çocuğun yanına gitmemek gerekiyor.
Polat
:
Bağımlı olan tedavi olurken bile hep uyuşturucu bulmanın yollarını
arıyor tabii ve anne-baba olarak duygusal anlamda bir zayıflık,
bir evlada kıyamama olduğu için çocuğunuza inanıyorsunuz. Bu çok
doğru bir tespit. Uyuşturucu tedavisi sırasında kontrolü uzmanlara
bırakmak gerekli. Anne-babanın duygusal müdahaleleri olabiliyor.
Tanyeli
:
Evet. Böyle olması gerektiğini şimdi düşünüyorum. Bir hafta
boyunca beni ve babasını ikna etmeye çalıştı. Doktoru, “eminmisin
Can?” diye soruyordu. Bir süre daha kalması için israr ettik ama
kendisini çok iyi hissettiğini ve okuluna geri dönmek istediğini
söyledi. Psikiyatristimiz’e de danıştık. O da tamam deyince
hastaneden çıkarttık. Psikiyatristimiz ile tedaviye devam ettik.
Kendi evini kapatıp tekrar yanımıza almak istedik Can’ı. Orada
yalnız kaldığı müddetçe risk vardı.
Polat
: Hastaneden çıktıktan sonra da sanırım takip ettiniz. Kullanıp
kullanmadığını soruyor muydunuz?
Tanyeli
:
Tabii, asla ilgisiz bırakamazsınız. Can ile artık açık açık
konuşmaya başlamıştık. Biz soruyorduk, o da “hayır” diyordu.
Psikiyatristimiz “beyanlarına inanmak zorundayız” diyordu. Kendisi
tedavi olmak istiyordu. O dönem doğru söylediğine inanıyorum. Bu
arada Can’a sürekli vitamin yükleniyor, ilaçlar veriliyordu. Alkol
kullanımı da bu dönemde iyice ciddileşmeye başlamıştı. Can ilk
içmeye İtalya’da peynir ve şarap ile başlamıştı. Keyif olsun diye.
Çok alkol alan bir çocuk olmamıştı aslında. Hastaneden çıktıktan
sonra alkol alımını arttırmıştı. Böyle de bir sorun ortaya çıktı.
Yine çaresiz kalmıştık. Arkadaşım Cem Tüz’ü aradık.
Polat
:
Cem Tüz’de bir psikiyatrist ve AMATEM’de hoca.
Tanyeli
:
Devamlı şüphe içindeydik; “Eroine başladı mı, başlamadı mı?”, “Çok
mu içiyor, az mı?” diye. Hep evini kapatmayı düşündük ama kendisi
başaracağını söylüyordu ve “evi kapatmayın, başaracaksa kendisi
başaracak” şeklinde de tavsiyeler alıyorduk.
Polat
:
Şimdi geriye dönüp düşündüğünüzde kapatır mıydınız evi?
Tanyeli
:
Hiç açmazdım veya bunu öğrendiğim anda kapatırdım. Hiç kimseyi de
dinlemezdim ve derhal kapatırdım. Hatta mümkün olabilse Can’ı alıp
belki bir köye veya bambaşka bir yere giderdim.
Polat
:
Ulaşılamayacak bir yere.
Tanyeli
:
Ulaşılamayacak bir yere, bambaşka bir yere götürürdüm. Başka bir
şehire. Çevre, çevre değil bir örümcek ağı. Nereye gitseniz size
ulaşıyorlar, etrafınızı sarıyorlar, bir türlü peşinizi
bırakmıyorlar.
Polat : Bağımlıyı
bir tüketici olarak görüyorlar ve tabii peşini bırakmıyorlar.
Bağımlı onların kazanç kapısı.
Tanyeli
:
Evet. Yiyip bitirene kadar bırakmıyorlar. Aslında hiçbir zaman
eroin verdikleri birisinin ölmesini istemiyorlar. Bağımlı yaşadığı
sürece onlar için bir kazanç kapısı.
Korku bütün ruhumuzu sarmıştı. Kendimizi ortada kalmış gibi
hissediyorduk. Ne yapacağımızı bilemiyorduk. Kesin emin olmak için
Can’ı AMATEM’e tahlile götürmeye başladık.
Polat
:
İdrar tahliliyle tespit etmeye çalıştınız. Can buna nasıl tepki
verdi? Tahlil sonuçları nasıl çıkıyordu? Tabii burada tahlile
hangi sıklıkla götürdüğünüz ve bundan kendisinin önceden haberi
olup olmadığıda çok önemli.
Tanyeli
:
Haftada 2 gün götürüyorduk. Sonuçlar temiz çıkıyordu. Hangi günler
gidileceğini Can’a önceden söylemiyorduk. Bizim tespit ettiğimiz
günlerde tahlil yapılıyordu. Can tabii ki önce bunu reddetti ama
biz, eğer bu tahlilleri yaptırmazsa, kendisini yeniden hastaneye
yatıracağımızı söyledik. Mecbur kalmıştı, sabahleyin erkenden
gidiyordu. Bir gün arkadaşım Cem Tüz aradı ve Can’ın inanılmaz bir
doz kullandığını tespit ettiklerini söyledi. Çok yüksek dozda
eroin kullanmıştı. Can bu sırada hem psikiyatristi tarafından
tedavi ediliyordu hem de Cem tedaviye destek veriyordu. Aslında
Cem, benim arkadaşım olduğu için Can’ın üzerinde bir baskı
oluşturamıyordu. Tamamen ben istiyorum diye tahlil işlerimize
yardım ediyordu, ilaçlarını veriyordu ama Can’a bu şekilde faydalı
olamayacağını da belirtiyordu.
Polat
:
Tanıdık olduğu için, yakını olduğu için Cem Tüz’ü otorite olarak
görmüyordu demek.
Tanyeli
:
Evet. Biz diğer psikiyatristimiz ile tedaviye devam ettik. Burada
hep bir kuşku içindeydik. Psikiyatristin dediklerini yapıyoruz ama
yine Can kullanmaya devam ediyor. Psikiyatrist tespit etmenin
beyana bağlı olduğunu söylüyordu ama biz görüyorduk ki bu beyanla
olacak iş değil. Evet, Can hakikaten eroin kullanmayı bırakmak
istiyordu; hepsi istiyor ama bunu başaramıyorlar ve
engellenmesinler diye kullandıklarını hep saklıyorlar.
Polat
:
Bir anne-baba olarak tedavi sürecinde neyi eksik buluyordunuz?
Tedavi nasıl olmalıydı?
Tanyeli
:
Bence öncelikle tıp dünyası eroinin ne kadar dehşet verici ve
vazgeçilmez bir zehirleyici madde olduğunu kabul etmeli. Bağımlı
isterse bırakır, isterse tedavi olur yoksa başarılamaz gibi bir
tutumla, bağımlıya sorumluluk yüklemekle maalesef olmuyor.
Polat
:
Hepsi bırakmayı hep düşünüyorlar ancak kendi başlarına
bırakamıyorlar. Eroin onları esir etmiş oluyor. Adı üzerinde
maddeye bağımlılar ve ellerinden birşey gelmiyor. Ne yapıp edip
eroinden uzak tutmak gerekiyor. Bu tarz irtibatlarının önünü
kesmek gerekiyor.
Tanyeli
:
Hiçbirisi başaramıyor. Ancak, şu çok ilginç; uyuşturucu
kullanmaktan hapse girenler başarıyor. Bunlardan biriyle tanıştım.
Hapiste 2 – 2,5 sene boyunca maddeyi bulamıyor ve bırakıyor.
Çıktıktan sonra da başlamayabiliyor.
Polat
:
Uzun süreli bırakanlar başarılı olabiliyor diyorsun ama tabii her
zaman yeniden başlama gibi bir riskleri hayatları boyunca var.
Tanyeli
:
Evet, risk hep var. Çocuk eroini 4 yıl bırakmış, kullanmıyor.
Birgün dişçiye gidiyor ve dişine iğne yapılıyor. Artık burada ne
hatırlıyorsa yada o iğneden ne kadar etkileniyorsa derhal tekrar
eroin kullanmaya başlıyor. Şimdi kendsi son derece zor
durumdaymış.
Polat
:
En ufak bir hatırlatma, akla getirme bile yeniden başlamak için
yeterli oluyor.
Tanyeli
:
Can’da böyle söylüyordu. En ufak bir şey, herhangi bir şey, hiç
kimsenin aklına gelmeyecek bir şey bile derhal bunu ona
hatırlatıyor. “Aslında her şey eroini hatırlatıyor anne” diyordu
Can. Bu öyle bir bataklık ki buradan çıkmaya çalıştıkça batıyorsun
ve gördüğün zaman reddetmen mümkün değil. Bunun için çok güçlü
olmak lazım ve o güç orada kayboluyor. Birde tabii o arkadaşları
sürekli arıyorlar, hiç rahat bırakmıyorlar. Bir şekilde ona
arkadaş kisvesiyle geliyorlar, onu kurtaracaklarını söyleyerek
yanına yaklaşıyorlar. Sonuçta çocuğu yok ediyorlar. Kendilerini de
yok ediyorlar aslında.
Polat
:
Burada şunu merak ediyorum; eroin parayla temin edilen bir madde
ve uyuşturucu sektöründe çok fazla miktarlarda paralar döndüğü
söyleniyor. Can eroin almak için parayı nereden buluyordu? Eroin
maalesef pahalı da değil. Keşke olsaydı. Burada ne gibi sorunlar
yaşıyordunuz?
Tanyeli
:
Evet, maalesef eroin ucuz ve temin etmek çok kolay.
Psikiyatristimiz ile de bu sorunu çok yaşadık. Can’a günlük
harçlık veriyordum. Bu çok bir para olmuyordu, bilinçli olarak yol
parasını ve belki bir sandwich parasını hesaplayıp veriyordum.
Aslında bunu bile vermek istemiyordum. Eroin kullanıyordu ve bu
parayla da gidip eroin alacağını biliyordum. Psikiyatristimize
“Para vermek istemiyorum, eroin alacağını biliyorum.” dedim. Bana
cevaben şöyle dedi; “Eğer vermezseniz satıcı olur.” Aynı şeyi ben
arkadaşımla da konuştum. O’da; “ O zaman evindeki eşyaları satmaya
başlar veya satıcı olur.” dedi. Bu arada evi kapatmak için ısrar
ediyorum. Yapma diyorlar. Şaşırdım. Bu arada Can bana sürekli;
“Ben kocaman insanım, doktora yalnız gidebilirim, niçin siz de
geliyorsunuz? Ben yalnız gideyim.” diyor.
Polat
: Denetimden kurtulmaya çalışıyor.
Tanyeli
:
Psikiyatrist ile bunu sık sık konuşuyoruz. O da; “Evet, doğru
kendi kişiliğini kazanması lazım. Kendi haline; gerçek Can’a,
dönmesi lazım.” diyor. Bunun üzerine Can’ı yalnız yollamaya
başladık. Parasını veriyorduk, o da yalnız gidiyordu. Sonradan
öğrendik ki iki kere gitmemiş. Doktoruna “şehir dışına çıkıyoruz”
demiş.
Daha
sonra Can babasıyla birlikte doktora gittiklerinde, Bodrum’a
gideceklerini söylemişler. Doktoruda o zaman Can’a “Bu yolculuk
uzun bir yolculuk olacak” demiş. Yavuz bunu çok garipsemiş ve
rahatsız olmuştu. Böylece doktor; “Kendimi artık satıcı gibi
hissediyorum. Bundan böyle Can’ın tedavisini üstlenmek
istemiyorum.” diyerek tedaviyi kesti. Psikiyatrist arkadaşım da
Can ile ilgilenmek istemiyordu. Biz yine gerçek anlamda
kaderimizle baş başa kaldık. Yalnız bırakıldık.
Polat
:
Can’ın tedavisi çok zorluydu ve bütün psikiyatristler tedaviyi
bıraktılar, devam ettirmek istemediler.
Tanyeli
:
Evet, istemiyorlar.
Polat
:
Tabii istememenin ötesinde önleyemediklerini düşünmüş olmalılar.
Tedavi uzuyordu belki ve fayda görmemiş olabilirler mi acaba?
Tanyeli
:
Evet, önleyemediklerini düşünüyorlar. Doktor zaten Yavuz’a ve
Can’a, “Ben kendimi satıcı gibi hissediyorum, bu çok uzun bir
yolculuk olacak.” demiş. Nihayetinde yazın Can babası ve
arkadaşıyla yine Bodrum’a gitti. Bodrum’da; daha önce
bahsetmiştik, Can Alman Hastanesi’nde yoğun bakıma alındı.
Saniyeyle falan kurtuldu. Orada da bir doktorun inanılmaz inadı ve
iradesiyle aslında kurtuldu. Müthişti ve elinden gelen her şeyi
yaptı.
Polat
:
Bu ikinci kez yoğun bakıma alınışıydı değil mi? İlk seferde Fatih
Camii’nin avlusunda bulunmuştu ve siz ilk defa böyle öğrenmiştiniz
eroin kullandığını. İkinci yoğun bakıma alınış Bodrum’a ikinci kez
gittiğindeydi. Can’ı bu halde görünce neler hissettin?
Tanyeli
:
Tabii ki Can’ı orada yatarken görmek çok kötüydü. Oğlumu iki kez
böyle gördüm. Yoğun bakımda bir sürü yaşlı insan yatıyor. Hepsi
kalp krizi gibi hastalıklardan yatıyorlar. Bir tek Can vardı
aralarında gencecik, fidan gibi. Her tarafına bir sürü şey
takılmış vaziyette. Uzay üssü gibi bir yer orası veya ben öyle
hissediyorum. Sürekli başında “Oğlum dön, hayata dön.” diye
yalvardığımı hatırlıyorum. Orada on gün kaldık. Sonra Can’ı alıp
İstanbul yerine Foça’ya gittim. Oğlumu bulmalarını, ona
ulaşmalarını istemiyordum. Biz Foça’dayken satıcılar Can’a
ulaşabilirmiyiz diye sürekli ofisimi aramışlar.
Polat
:
En ufak bir anımsama, anımsatma bile yeniden başlamasına yetiyor
demiştik. Buna rağmen satıcıların böyle inatla peşine düşüp Can’ın
kırılma noktasını beklemeleri büyük sorun olmuş. Sürekli Can’a
“Bak biz buradayız, istediğin zaman da malı verebiliriz” mesajını
vermişler. Hatırlatmak için epey çaba sarfetmişler. Can üzerinde
böyle bir kavgaya girmişsiniz. Siz bir yandan kurtarmaya
çalışıyorsunuz, diğer yandan onlar çocuğu inatla eroine
itiyorlar. Can’a her şekilde ulaşmaya çalışmışlar.
İkinci kez Foça’ya gittiğinizde neler yaşandı? Burada ne kadar
kaldınız?
Tanyeli
:
Foça’da 3,5 ay kaldık. Burada bizi bulamazlardı. Ben işimi ve
herşeyi bıraktım. Burada şunu söylemeliyim; aslında ben iki
sektöre birden hizmet verdim. Bunlardan bir tanesi uyuşturucu
sektörü; oğlumun benden aldığı harçlıklar uyuşturucu sektörüne
aktı, diğeri ise tedavi sektörü. İkisi de zaman içerisinde
kolunuzu, kanadınızı kırıyor. Miktarlar ufak görünsede biriktiği
zaman çok büyük paralar tutuyor. Özellikle Can hastanede kaldığı
dönemlerde inanılmaz rakamlar tutmuştu. Hem ilaçları, hem
tedavisi. Dolayısıyla büyük bir maddi güç gerekiyor. Çok pahalı da
bir şey.
Foça’da 3,5 ay kaldığımız sürede arkadaşlarım beni yalnız
bırakmadılar. Bu konuda çok şanslıyım. Bir arkadaşım geldi bizimle
birlikte 1,5 ay kaldı. Bir başka öğretmen ve ressam arkadaşım yine
bizimle kaldı ve Can’a iyi beslensin, kendisine gelsin diye yemek
yaptı. Can’ın yanından hiç ayrılmadık. Can bu sürenin sonunda
kendisine geldi ama bir robot gibiydi. Yemeğini yiyiyor,
dinleniyor, oturuyor ama sanki bir başka boyutta yaşıyor gibiydi.
Sürekli yanımda yatıyordu, beraber yatıyorduk ve O benim kolumu
tutuyordu. Artık hep uyuşturucudan bahseder olmuştuk. Bunun ne
kadar kötü bir şey olduğunu anlatıyorduk.
Polat
:
Peki, konuyu kim açıyordu? Neler konuşuyordunuz? Bunları
konuşmaktan Can rahatsız oluyormuydu? En önemlisi “tekrar
kullanmak istiyorum” dediği oluyor muydu?
Tanyeli
: O
da açıyordu ben de açıyordum. Sürekli eroinden bahsediyorduk. Can
hiçbir zaman “tekrar başlamak istiyorum” demedi. Aksine “Ben
kullanmamak için ne mümkünse yaparım” diyordu ama eroinin görünce
dayanılamaz bir şey olduğunu da söylüyordu. En önemlisi eroinin
etkilerinden bahsederken söyledikleriydi. Can; ”Herkes zannediyor
ki eroin kullandığın zaman çok güzel şeyler hissediyorsun. Yok
böyle bir şey anne” diyordu. “Eroini sadece normal olabilmek için
kullanır hale geliyorlar. Bunu kullandığın zaman ne cinsel gücün
kalıyor ne de bir şey istiyorsun. İstediğin her şeyi yok ediyor.
Bir duygu kalmıyor, sadece sevgi kırıntıları oluyor.” diyordu. Can
halüsünasyonlar görüyordu. Akrepler, yılanlar, çıyanlar. Artık
kullansa da kullanmasa da fark etmiyordu. Eroinin keyif vermek
gibi bir etkisi yok zaten.
Polat
:
Sonra Foça’dan İstanbul’a döndünüz ve Can bir dönem burada da
kullanmadı. Daha sonra tekrar başladı. Bu sefer eroinle nerede
karşılaşmıştı?
Tanyeli
:
İstanbul’a dönünce tekrar okula başladı. Okula başladıktan 3 gün
sonra kullandı. Bunun üzerine derhal kaydını dondurduk. Şubat’a
kadar okula gitmedi, hep yanımdaydı. Ben bu arada bir rahatsızlık
geçirdim. Can bana baktı. Sürekli başka ne gibi tedbirler
alabilirim diye düşünmeye başlamıştım. Hep böyle benimle birlikte
oturtamazdım yaşamı boyunca.
Polat
:
Ayda bu arada Emniyetle işbirliği yaptı ve onlara satıcıların
hepsinin listesini verdi. Narkotikten onların yakalanmasını istedi
ve sürekli takip etti. Hertürlü çabanın ötesinde böyle de bir
savaşa girdi. Can Şubat tatili sonrasında iyi olduğunu ve tekrar
okula başlamak istediğini söyledi. Biraz bunlardan bahsedelim.
Tanyeli
:
Baktım ki oğlum okula gitmek istiyor, nişanlanmayı - evlenmeyi
düşünüyor birşeyler yapmalıydım. Can bu istediklerine kavuşsun ama
eroinden uzak kalsın diye birşeyler yapmalıydım. Bunun üzerine
Narkotik’e gitmeye karar verdim. Can’la birlikte listeler
hazırlamıştık. Kimler satıcı? Kimlerden alıyor? Ne yapıyor?
Bunları listelemiştik. Zannediyorum 15 Ocak’ta randevu alarak
Narkotik’e gittim. Ve Emniyet’e oğlumun da adının olduğu bir liste
verdim. Özellikle de belirttim Can’ın oğlum olduğunu. Satıcıların
ihbar haberini alıp çocuğuma birşey yapmalarından korkmuştum.
Can’ın adı da listedeydi, böylece ondan şüphe etmeyeceklerdi. Bu
listenin içerisinde telefon numaraları, adresler, ne bilgi
bulabildiysem ve Can ne bilgi verebildiyse, bunlar vardı. Bu
ihbarı önlem olsun diye, satıcılar yakalansın ki oğluma eroin
bulma yarışından geri kalsınlar diye yaptım. Bundan sonra artık
yapılabilecek başka bir şey kalmamıştı.
Polat
: Narkotiğin eroin satışını engellemesini istediniz.
Tanyeli
:
Evet, satışı engellemelerini istedim ve başka ne gibi tedbir
alıyorlar görmek istedim. Ben elimden gelen herşeyi yapmıştım.
Polat
:
Peki, Narkotik bu liste ile ilgili ne yaptı? Birşey yapabildi mi?
Tanyeli
:
Bence onlar Can’ın ölümüne kadar hiçbir şey yapmadılar. Ve ben
Can’ın ölümünü duyunca Beşiktaş Karakolu’ndan Narkotik’i aradım ve
sordum; “Oğlum öldü, siz bunu önlemek için ne yaptınız?” Bir cevap
alamadım. Ben hala karakoldayken yaklaşık 15 dakika sonra bir ekip
geldi ve benim arkamdan Sezer ve Togan ile ilgili işlem
yaptıklarını biliyorum. İşleme başladıklarını biliyorum. Can’ın
ölümünden sonra harekete geçtiler.
Polat
:
Ancak geç kalınmış oldu. Neden böyle bir tutum içinde olabilirler?
Siz çok açık bir şekilde elinizde listeyle, Can’ın ölümünden çok
önce onlara durumu bildirdiniz.
Tanyeli
:
Evet, bence çok geç kalındı. Mazeret olarak da; bir ihbar olmadığı
için, her gelen ihbarı değerlendiremiyoruz gibi şeyler
söylemişler. Halbuki ben oraya kimliğimi gizleyerek gitmedim.
Elimde satıcıların isim ve adres listesiyle gittim. Bu da oğlumdur
diye belirttim. Bu değerlendirmeye gerek duyulmayacak herhangi bir
ihbar değildi. Çok ciddiye almış olmaları gerekirdi.
Polat
:
Derhal işbirliğine gidilmiş olması lazım. Bu ailelerin tek
başlarına halledebilecekleri bir olay değil ve siz suçu ihbar
ediyorsunuz. Hakikaten çok ciddiye alınması gereken bir durum.
Tanyeli
:
Ben de böyle düşündüm. Uyuşturucuyla mücadele eden tüm ailelere de
ellerinde ne bilgi varsa hemen gidip bunları Emniyet ile
paylaşmalarını tavsiye ediyorum. Bu hakikaten tek başına
ailelerin, tek başına doktorların ne de tekbaşına polisin
başedebileceği bir durum. Herkesin işbirliği yapması gerekli.
Öncelikle bu zehirin bizim ülkemize girişinin-çıkışının
engellenmesi lazım. Maddeye çok kolay ulaşımın yolları
kapatılmalı. Herkes işbirliği yapmalı. Herkes bildiğini söylemeli.
Bağımlılar tedavi için ve eroinden uzak kalabilmek için destek
bulabilmeli.
Bu
çok zorlu bir mücadele. Bütün çevrem beni desteklemesine rağmen,
doktor arkadaşlarım bulunmasına rağmen, çocuğum sporla uğraşmasına
rağmen ki oğlum yüzücüydü ve yelken kullanırdı, bir arkadaş
kurbanı oldu. Aslında Can’ın ölümü sadece benim kaybım değil. Bu
ülkenin kaybı, insanlığın kaybı.
Polat
: Kesinlikle buna katılıyorum. İnsanlık kaybediyor. Daha Can’ın
hikayesinde konuşacak çok şeyimiz var. Başka bir programda
bunlardan bahsetmeyi isterim. Bu programda paylaştığımız
yaşanmışlıkların çok anne-babaya rehber olacağına inanıyorum.
Şimdi Can’dan bir şiir okuyalım ve ona ‘C’est la vie’ şarkısıyla
veda edelim.
Şu an yapayalnızım
Gerçeğim
Varım!
O
kadar
Can Tanyeli
|