|

|
AÇIK RADYO SOHBETLERİ
2004 |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
Haftanın Konuğu :
Av. Ayda TANYELİ
İstanbul Barosu
Uyuşturucu Olgusu (1)
Polat
:
Yoksunluk Dişi Kahraman God’s Medicent Kan Çiçekleri ve Tanrı’nın
İlacı
Biçim ve aşk insanı terk ettiğinde
Zaman olayların birbiri ardına sıralanmasıdır
Korkma, yargılama, ol ama unutma
İlişki en az iki kişi arasındadır
Tanrı bir birlikteliktir
Ve biz Tanrılarımız’a kendilerimiz için inanıyoruz ki
En yoksunluk çeken odur aslında.
Bu
şiir Can Tanyeli’nin. Can kim? Can, 04 Mart 2004’de kaybettiğimiz;
geleceği çok parlak olan ve hakikaten pırıl pırıl bir gencimizdi.
Bugünkü konuğum da Can’ın annesi Av. Ayda Tanyeli. Biliyorum hem
benim için hem de Ayda için zor bir program olacak ama düşündük ki
bu programı yaparsak uyuşturucu sorunları yaşayan insanlara bir
ışık tutabiliriz. Ayda’nın yaşadıklarını ben biliyorum ve eğer
insanlarla yaşanan acıları paylaşırsak, onlarda gerek
çocuklarımızın uyuşturucu kullanımını engellemek gerekse
uyuşturucu tuzağına itilmiş olanların rehabilitasyonu için
yapabilecekleri şeylerin neler olduğunun farkına varırlar. En
azından, “Ben ne yapabilirim ki?” sorusunun; hep sorulan ancak
cevaplaması en zor soru budur, cevabını belki burada bulabilirler.
O yüzden Ayda ile bu programı yapmaya karar verdik. Bu biliyorum
Ayda için çok zor bir program ama Can ile birlikte uyuşturucuyla
nasıl mücadele ettiklerini duyunca çok güçlü bir kadın olduğunu
anlayacaksınız. Kendisine uyuşturucu sorunumuzun çözümüne katkıda
bulunmak üzere programa katıldığı için teşekkür ediyorum. Burada
konuşacaklarımız belki bir çok başka aileye, çocuğa, gence
uyuşturucuyla ve bağımlılıkla ilgili gerçekleri öğrenme şansını
verecek.
Uyuşturucu her geçen gün artan bir problemimiz. Buna rağmen sorun
Türkiye’de daha yeni yeni konuşulmaya başlandı. İnsanlarımız daha
yeni yeni uyuşturucudan korkmaya başladı. Türkiye konumu
itibariyle uyuşturucu maddelerin bir geçiş yeri, yani doğuda
üretiliyor ve batımızda satılıyor. Zaman zaman doğudan batıya akış
engellendiğinde uyuşturucu Türkiye’de birikiyor ve pazar buluyor.
Para, seks ve uyuşturucu bir üçlü aslında. Uyuşturucu kullanımının
yaygınlaşması için çaba sarf ediliyor, bağımlı uyuşturucu
bulabilmek için paraya ihtiyaç duyuyor ve zaman içerisinde satıcı
haline geliyor. Bu bir çark ve çark sürekli dönüyor. Çarka
kapılanlar genellikle hiç aklınıza gelmeyecek kişiler oluyor,
biraz sonra konuştuğumuzda da göreceksiniz; Can gibi, İtalyan
Lisesi’ni bitirmiş, üniversitede okuyan, çok güzel şiirleri,
besteleri olan, her yönüyle mükemmel çocuklar. Ben de tanıdığım
için rahatça söylüyorum Can iyi yetişmiş bir çocuktu. Sadece ve
sadece tanıdığı bir arkadaşı yüzünden uyuşturucuya alışmış ve 2
yıl boyunca kurtulabilmek için her şeyi denedikten sonra hiç
olmadık bir zamanda çok kötü bir şekilde Can’ı kaybettik. Can için
artık ne söylesek boş ancak yaşanmışları dinlemek ve bunlardan
öğrenmek çok önemli.
Ne
zaman başladı Ayda? Bu olayı ilk defa ne zaman fark ettin?
Tanyeli
:
Can İtalyan Lisesi 2. sınıftayken, Fatih’te bir camii avlusunda
koma halinde bulundu. Vakıf Guraba Hastanesi’ne kaldırılmıştı. Biz
ilk orada uyuşturucu kullandığını öğrendik. Ondan önce hiçbir
şekilde Can’ın uyuşturucu kullandığını anlamadık. En ufak bir
şekilde ne davranış değişikliği, ne hareketlerinde bir değişiklik,
ne tepkisel bir değişiklik, hiçbir şey yoktu. Koma halinde
bulunduğunda henüz kullanmaya başlayalı 3 ay olmuştu. Biz Canla
konuştuk ve derhal önlemler almaya karar verdik. Benim de hiç
bilmediğim bir konuydu bu. Daha önce çevremizde böyle bir şey
yaşanmamıştı. Şok oldum. Can’da anlaşılabilir bir belirtisi de
yoktu. Bu ne kokan bir şey ne de izi olan bir şey. Davranışlarında
bizi uyaracak hiçbir şey olmadı. Ancak şunu da düşünüyorum; buluğ
çağında olması nedeni ile ikisi birbirine belki karışmış olabilir.
Normal bir çocuğun buluğ çağı problemlerini Can da yaşıyordu. Onun
için artı böyle bir bağımlılığın olabileceği hiç aklımıza gelmedi
açıkçası.
Can’ın uyuşturucu kullandığını öğrendiğimiz zaman derhal AMATEM’de
görevli bir doktor arkadaşımı aradım ve ne yapabileceğimi sordum.
Jülide arkadaşım olduğu için tarafsız davranamayacağını söyledi ve
bizi bir başka doktora yönlendirdi. Dr. Fatih Bey ile 8 ay boyunca
AMATEM’de tedavisini sürdürdük ve Can bu tedavi neticesinde
gerçekten uyuşturucudan arındı.
Polat
:
İlk Fatih Camii’nin avlusunda baygın bulunduktan sonra doktor
gözetimi altına alındı. Yani okulu bıraktı ve orada mı kaldı?
Tanyeli
:
Hayır, okulu hiç bırakmadı. Tedavi okulla birlikte devam ederken
Can’ı sürekli olarak gerek ben, gerek babası ve gerekse
arkadaşlarımız hep birlikte denetim altına aldık. Hep yanımdaydı
ve doktora hep birlikte gittik. Böyle bir yol izledik. Bu arada
Can’ın uyuşturucuya nasıl başladığını öğrendim.
Polat
:
Nasıl?
Tanyeli
:
Can’ı uyuşturucu kullanmaya iten İtalyan Lisesi’nden Emre isimli
bir arkadaşı ile o sırada Marmara Üniversitesi’nde öğrenci olan
Emre’nin arkadaşı Koray’dı. Biz Can ile sürekli doktor
kontrolündeyken yaz gelmişti Can’ı Bodrum’a; bir süre hava
değişimi olsun diye, babasının yanına gönderdik. Sonradan öğrendik
ki Emre ve Koray Can’ın peşini bırakmamışlardı ve birlikte eroin
kullanmaya burada devam etmişler.
Polat
: Çocuklar Can’ın arkasından Bodrum’a gitmişler ve burada Can’ın
tedavi olduğunu bildikleri halde birlikte uyuşturucu mu
kullanmışlar?
Tanyeli
:
Evet, Bodrum’da kullanıyorlar. Yavuz; Can’ın babası, bunu fark
ediyor ve bulduğu maddeleri yok edip, bunlardan hesap soruyor. Bu
sebeple çocuklar Yavuz ile kavga ediyorlar ve evi terk ediyorlar.
Bunun üzerine Yavuz beni aradı ve ne yapacağını bilemediğini,
hemen yanlarına gitmem gerektiğini söyledi. Hemen Bodrum’a gittim.
Gitmeden önce Emre’nin babasını aradım. Kendisine; “Bakın ben
Bodrum’a gidiyorum, sizin oğlunuz da uyuşturucu kullanıyor,
benimle birlikte gelin, birlikte hareket edelim.” Bu arada
Emre’nin dedesi de doktor ve O da Bodrum’da yaşıyor. Emre’nin
babası herhangi bir tepki vermedi, inanamadı.
Polat
:
Baba uzun bir süre durumu inkar etmiş galiba.
Tanyeli
:
Bodrum’da Yavuz ile birlikte Emre’yi ve Koray’ı yanımıza alıp bir
yerde oturduk. Neler yaşandığını ikisine de anlattırdım. Emre o
sırada 2 yıldır madde kullandığını söyledi.
Polat
:
Çocuk 2 yıldır eroin kullanıyor, ailenin haberi yok ve
duyduklarında da inanmakta istemiyorlar.
Tanyeli
:
Evet. Ailenin hiçbir şekilde haberi yoktu. O sırada Marmara
Üniversitesi’nde okuyan Koray ise yaklaşık 6 veya 7 yıldır
kullandığını söyledi.
Polat
: Hesaplayınca çocuğun orta sonda falan yani çok küçük yaşta
uyuşturucuya başlamış olduğu ortaya çıkıyor.
Tanyeli
:
Evet. Çok enteresandır; Emre’nin anne ve babası avukattır.
Koray’ın ise kendi ifadesine göre; babası doktor, annesi eczacı.
Koray’ın ailesi biliyor. Yani Koray’ın bu durumunu biliyorlar ve
hatta Koray’ın bana ifade ettiği; “Babam öğrendi bu yüzden kalp
krizi geçirdi.“ Bunu da o çocuk bana söyledi. Aslında hep
kurtulmak isteyen ama bir türlü kurtulamayan çocuklar bunlar.
Genel çerçevede değerlendirdiğinizde böyle olduğunu görüyorsunuz.
Acımakla öfkeyi bir arada yaşıyorsunuz o çocuklara baktığınızda.
Görmeniz lazım. Gayet düzgünler. Birisi üniversiteli, öbürü lise
öğrencisi çocuklar. Oğlum da öyle idi. Son derece düzgün, son
derece insancıl. Hepsi böyle. Güler yüzlü, iyi çocuklar.
Polat
:
Doğru, evet. Baktığınız zaman iyi özellikleri olan çocuklar
aslında hepsi.
Tanyeli
:
İyi görüyorsunuz onları. Daha sonra Bodrum’dan Can’ı aldım ve
İstanbul’a geldim. Öncesinde şunu belirtmem lazım; Can Bodrum’a
gittikten sonra Emre ve Koray Bodrum’a O’nun peşinden gitmişler.
Çünkü biz Can’ı zorlamayla gönderdiğimiz için Bodrum’a. O pek
gitmek istememişti.
Polat
:
Gitmek istemedi ama siz dediniz ki; “Gideceksin, bu ortamdan
çıkacaksın”.
Tanyeli
:
Ortamdan çıkıp biraz da dinlensin ve kendisine gelsin diye.
Sonrasında Can ile birlikte İstanbul’a geri döndük. Hemen tekrar
Emre’nin babasını aradım. Dedim ki; “Bakın ben Bodrum’a gittim
oğlumla ve diğer arkadaşlarıyla konuştum. Oğlunuz bana 2 yıldır
uyuşturucu kullandığını söyledi.“ Babasının bana cevabı şu oldu;
“Siz, ona mutlaka tehditle zorlayıp söyletmişsinizdir. Benim oğlum
kesinlikle kullanmaz böyle bir şeyi.” dedi ve telefonu yüzüme
kapattı. Bunu ben ömrüm boyunca hep acıyla hatırlayacağım. O
çocuğa benim dahi yardım edememem inanılmaz bir şey. Bu çocuğun
babası da belirli bir kariyeri olan, avukat olan bir bey, annesi
de avukat aynı şekilde.
Polat
:
İnsanlar gözlerini kapatıp, görmezlikten geliyor demek ki
problemi.
Tanyeli
:
Fakat yıllarca sonra; tabii Emre hep inkar etmiş ailesine, Can,
Emre’nin yine Türkiye’ye, geleceğini söyledi. Bunun üzerine tekrar
Emre’nin anne-babasını aradım. Çünkü Can ile Emre’nin görüşmesini
kesinlikle istemiyordum. Aslında iyi arkadaştılar ikisi ama eroin
konusunda yaşadıklarımız nedeniyle görüşmelerini hiç arzu etmedim.
Hep buna çabaladım.
Polat
:
Can eroini ilk nereden bulmuş?
Tanyeli
:
Bildiğim kadarıyla, Can’ın anlattıklarına göre İlk defa benim
bildiğim kadarıyla, Emre tedarik etmiş. Daha doğrusu; Emre ile
birlikte bir yere gidiyorlar, orada başka çocuklar da kullanıyor
ve birlikte kullanıyorlar. İlk böyle başlamış oğlum ve benim oğlum
ne sigara içerdi, ne içki içerdi. Bunlarla en ufak bir ilgisi
yoktu. Ne acıdır ki ilk eroinle başladı. Ve tamamen yanlış arkadaş
seçtiği için.
Polat
: Tamamen yanlış arkadaş seçtiği için... Can çok yönlü bir
çocuktu. Biraz önce şiirini okudum size. Şimdi ise kendi yaptığı
bestelerinden oluşan bir CD var. Onun ilk parçasını çalacağım.
Parçalarına isim vermekten çok part 1, part 2, part 3 diye gitmiş.
O CD’yi size dinleteceğiz. Can’ın müziği ile baş başa bırakıyorum
sizi. ...
Polat
:
Can eroini ilk defa Emre’den buldu ve sonra da Emre okumak için
yurtdışına mı gitti? Nasıl oldu?
Tanyeli
:
Can da gitti. İlk Emre ile birlikte gittikleri bir yerde
kullanmışlar dedim ama gittikleri yer Emre’nin tanıdığı bir yer.
Emre o sırada zaten kullanıcı. Daha sonra Dr. Fatih Bey ile
geçirdiğimiz 8 aylık bir tedavi süreci oldu. Tedavi sürecinde Can
kendini toparladı ve düzeldi. Yanında hep ben vardım.
Polat
:
Can’ı sürekli kontrol altında tutuyordun.
Tanyeli
:
Sadece üç aydan beri kullanmasına rağmen uyuşturucu o kadar
korkunç bir şey ki sürekli kontrol altında tutmak gerekli.
Polat
:
Sadece üç ay, öncesi de yok …
Tanyeli
:
Sadece üç ay. Tabii sonrası da yok. Üç ay kullanmış olmasına
rağmen Can’ın üzerindeki etkisi yaklaşık yine iki, üç ay sürdü.
Sekiz aylık tedavinin üç aylık ilk döneminde Can bir robot
gibiydi. Zaman zaman doktora zorla götürüp getirdim. Sonrasında
Can toparladı kendisini ve bizim çok üzüldüğümüzü gördü. Aynı
zamanda bizim perişan olduğumuzu ve bu durumu saklamadığımızı
gördü. Ben oğlumun uyuşturucu kullandığını öğrendiğim zaman bütün
çocuğu olan arkadaşlarımı arayıp; “Bakın benim çocuğum böyle bir
durumdaydı, 3 ay boyunca hiçbir şeyden haberimiz olmadı.
Çocuklarınıza dikkat edin!” önerisinde bulundum. Doğrusu ben
oğlumun eroin kullandığını hiçbir şekilde saklamadım. Bunu bütün
insanları uyarmak adına, tanıdığım, çevremde ki bütün insanları
uyarmak adına hep anlattım ve konuştum. Bu arada sürekli
uyuşturucuyla ilgili bilgi edinmek için sormaya, okumaya,
araştırmaya başladım. Tabii başka kimler kullanıyor? Can’ın
okulunda başkaları var mı? Can’ın çevresinde var mı? Bütün bunları
araştırırken baktım ki lisede, üniversitede aslında birçok öğrenci
maalesef bunu kullanıyor ve satıyor. Yani böyle bahtsız bir sonuca
ulaştım.
Sekiz aylık tedaviden sonra Can gerçekten kendisine geldi. Bu
arada hem ilaç tedavisi, hem doktorun söylediği şekilde davranma
ile İtalyan Lisesi’ni bitirdi. Üniversite sınavına girdi ve Yıldız
Teknik Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi’ni kazandı. Hazırlık
sınıfında okurken Milano Devlet Üniversitesi’ne başvurdu ve
Filoloji Bölümünü kazandı. Bir yıl Fransızca, İngilizce gibi
yabancı diller okudu ve geri döndü. Orada da çünkü şu tür
problemler yaşadık; okul bir devlet okuluydu ve fazla bir ücret
gerekmiyordu ancak Milano’da Can’a ev bulmakta inanılmaz
zorlandık. Hiç kimse Türkler’e ev vermek istemedi.
Polat
:
Neden Türkler’e kimse ev kiralamıyordu?
Tanyeli
:
Daha önce orada kalan öğrenciler hep problem olmuşlar. Can orada
böyle bir sorun yaşadı ve bunu bize aktardı. Can Hande adlı çok
tatlı kız arkadaşıyla gitmişti Milano’ya. Sekiz aylık tedavi
sürecinde Hande’nin de ciddi çabaları ve bırakması için Can’a
büyük yardımı oldu. Billur gibi bir kız çocuğuydu ve ben bana olan
yardımları ve katkıları için O’na burada çok teşekkür etmek
isterim. Hande halen İtalya’da okuyor.
Polat
:
Can İtalya’da kaldığı sürece eroin kullandı mı?
Tanyeli
:
Hayır, Milano’da hiç kullanmadı. Yanında Hande vardı. O, Can’a
destek oluyordu.
Polat
:
Can İstanbul’a dönünce neler yaşandı?
Tanyeli
:
İstanbul’a geldi. “Anne ben bu okulu 10 senede bitiremem, dersler
çok ağır, Milano’daki yaşam koşulları da çok zor onun için okula
burada devam edeyim.” dedi. Burada hazırlık sınıfından ayrılıp
gitmişti, sınava girdi ve birinci sınıfa başladı. Can ile ilk sene
yine hiçbir problem yaşamadık.
Polat
: Uyuşturucudan uzak durdu. Peki uyuşturucudan uzak durduğunu
anlamak için neler yapıyordun, nelere dikkat ediyordun? Uyuşturucu
kullanıp kullanmadığını nasıl anlıyordun?
Tanyeli
:
Bir anne olarak korku içime yerleşmişti. Her akşam Can görmeden,
bilmeden, o uyuduktan sonra çantasını ve diğer eşyalarını
araştırıyordum. Daha sonraları çok enteresan bir şeyin farkına
vardım. Uyuşturucu kullanan çocuklar mutlaka kullandıkları belli
olsun diye bir iz bırakıyorlar. Bu çok ilginç bir şey. Banyoda
lavabonun yanında üzeri siyahlaşmış bir kaşık yada limon tuzu
parçası gibi evle hiç ilgisi olmayan, evimizde hiç kullanılmayan
maddeler. Bunları hep zaman geçtikçe anlayabiliyorsunuz. Dikkat
ettikçe, bilgilendikçe.
Polat
:
Bilgi sahibi oldukça, eşyaların ne işe yaradığını öğrendikçe arada
ilişki kurabiliyorsunuz.
Tanyeli
:
Bildikçe, dinledikçe, okudukça ama en çok dikkat ettikçe
anlıyabiliyorsunuz. Müthiş bir dikkat ve müthiş bir şefkat
gerektiren bir olaydır bu. O’nun kurtulması adına yapılabilecek
her şeyi yapıyorsunuz ama aslında sonucu da biliyorsunuz. Hep
yanlış arkadaş...
Polat
:
Can bir yıl boyunca uyuşturucu kullanmadı. Sonra başladığını nasıl
anladın?
Tanyeli
:
Can Yıldız Üniversitesi’ne devam ederken “ayrı eve çıkmak
istiyorum” diye tutturdu. Ben içimdeki korku nedeniyle izin
vermedim. Beni ikna edemeyince babasını ikna etti. Can aslında
İtalyan Lisesi’ne giderken biz Kadıköy’de oturduğumuz için okula
giderken sabah altıda kalkmak zorunda kalırdı ve akşam geç
dönebilirdi. Bu yol probleminden nefret ediyordu. “Anne, ben
üniversiteye gidince okulun karşısında bir ev tutacağım.” derdi.
Bu eskiden beri söylediği bir şeydi. Büyük tartışmalar sonucu
Can’a Beşiktaş’ta, Yıldız Üniversitesi’nin karşısında bir ev
tuttuk. Ufak bir daireydi ama bir aile apartmanı içerisindeydi.
Polat
: Kontrollü ve güvenli olması açısından çevre çok önemli ve sen
bunun için tutulacak evin ailelerin bulunduğu bir apartmanda
olmasına dikkat ettin.
Tanyeli
:
Evet, bir aile apartmanı içerisindeydi. Hatta üst katta evsahibi
hanım oturuyordu. Bir problem olduğunda ilgilenecek biriydi ve
benim bütün telefonlarım kendisinde vardı. Can çok istediği için
bu eve taşındı. Bu arada herkese sordum bir anne-baba olarak acaba
doğru mu yapıyoruz, yanlış mı yapıyoruz? Herkes bizi Can’ı ayrı
bir eve çıkartmamız konusunda destekledi. Bir de Can’ın birçok
müzik aleti vardı. Müzikle iç içe bir çocuktu. Piyanosu,
gitarları, diğer müzik aletleri vardı. Düşündük ki orayı bir nevi
stüdyo gibi kullansın, müzik yapsın. Zaten her zaman bize gelip
kalıyordu. Anahtarı vardı. Bizimle istediği gibi gelip yaşıyordu.
Odası var, her şeyi var. Biz orayı aslında bir stüdyo gibi
düşündük müziğini yapabilsin diye. Ev tutuldu, Can çok mutlu oldu,
çok sevindi. Oradan okula gidip gelmeye başladı gerçekten.
Polat
:
Yine bir müzik arası verelim. Yine Can’ın parçalarından
dinleyeceğiz. ...
Polat
:
Can’ın artık bir stüdyosu vadır ve eve de gidip geliyordu.
Türkiye’de bütün koşullar lehine. Her an gözetim altında ve
kullanmıyor. Sonrası?
Tanyeli
:
Daha sonra Can ikinci sınıftayken yani 2,5 sene kadar önce sürekli
gözüm üzerinde olduğu için Can’da bir takım değişiklikler görmeye
başladım.
Polat
:
Bunlar nasıl değişikliklerdi?
Tanyeli
:
Böyle bir ilgisizlik, bir duyarsızlık. Mesela yeni bir kızarkadaşı
oldu ve bunu saklamaya başladı. Çok istememize rağmen
kızarkadaşını bizimle tanıştırmıyor ve saklıyordu. Evine
gidiyorumdum, eve bakıyorum, temizletiyordum. Can’a hep iyi
koşullar sağlamaya çalışıyorum. Eve gittiğimde limon tuzu
parçaları görüyorum. Artık daha bilgili olduğum için bunlar benim
şüphemi çekti.
Polat
:
Evde neden limon tuzu var diye merak ettin.
Tanyeli
:
Limon tuzunu kullanmasını gerektiren bir şey yoktu.
Polat
:
Bunun dışında Can’ın genel halinde değişiklikler olmuşmuydu?
Mesela dalgınlık gibi.
Tanyeli
:
Can daha iyi halli bir çocuk oldu.
Polat
:
Daha yumuşak, daha söz dinleyen...
Tanyeli
:
Evet, söylenenlerin tam tersine daha iyi, daha olumlu, daha
ılımlı, daha söz dinler bir haldeydi. Ama Can’ı tanıdığım için
normal koşulda tepki vermesi gereken bir olayda beklenen tepkiyi
vermiyor ve uzaklaşıyor olduğunu farkettim.
Polat
: Kayıtsızlık var.
Tanyeli
:
Bir kayıtsızlık başladı. Bu arada okulda inanılmaz başarılı.
Polat
:
Dersler iyi.
Tanyeli
:
Dersler çok iyi. Derslerde hocaları çok seviyor, okulda hiçbir
sorun yok. Ama benimle olan ilişkisinde böyle bir durum sezdim. Bu
arada ben tabii O’na belli etmemeye çalışarak kollarına bakıyorum.
Polat
:
Var mı herhangi bir şey? İzleri görebiliyor muydun?
Tanyeli
: Üç
ay boyunca kullandığı zamandan kalma izler vardı kollarında. Bir
kere kolunuza enjekte ettinizmi izler çok uzun süre kalıyor.
Mevcut izlere bir iz daha ekleniyor mu bunu anlayamıyorsunuz.
Polat
:
Bunlara ‘iğne picur’ izi deniliyor. İğne picur izi var ama acaba
bu geçmişten kalan bir şey mi, yeni bir şey mi kararsız
kalıyorsun. Çocukla da konuşmak istesen tepki verecek, ilişki
kopacak bekli de bu sefer. Onu da istemiyoruz ve o yüzden soru
işaretli bir dönem yaşandı.
Tanyeli
:
Böyle şüphe içinde bir dönem yaşandı maalesef. Ve Can yine
Bodrum’a babasının yanına gitti. Babasıda aynı duyarlılıkla
kendisini takip etti. İkimiz de uğraştık.
Polat
:
Bu arada polis rolüne de girmek istemiyorsunuz tabii.
Tanyeli
:
İkinci eşim de var devrede, O’da uğraşıyor.
Polat
:
Herkes dört koldan uğraşıyor yani.
Tanyeli
:
Bütün arkadaşlarım, dostlarım, bütün doktor arkadaşlarım, herkes
ne yapabilirse. Yani; “Can bunu kullanıyor mu?” nun cevabı önce
aranıyor. Aradan bu kadar yıl geçtiği için.
Polat
: Kullanmıyor da.
Tanyeli
:
Bir iz yok. Bu arada babası “Şüpheleniyorum.” dedi. O sırada
babasının yanındaydı.
Polat
:
Baba neye dayanarak şüpheleniyorum dedi?
Tanyeli
:
Bir takım izler bulduğunu düşündü. Can bu arada Nilüfer adlı kız
arkadaşıyla birlikte Bodrum’da diğer evimizde kalıyordu. Yavuz,
Can’a Bodrum ve Marmaris çevresini gezdiriyordu, deniz kenarında
vakit geçiriyorlardı. Bu şüpheyi ortadan kaldırmak için elimizdeki
tüm imkanları seferber ettik. Böyle bir şey varsa da O bize
söylemeyeceği için biz keşfedelim ve tedbir alalım istedik.
Polat
:
Hiç yüzüne “Can sen bunu kullanıyor musun?” diye soruyor muydun?
Tanyeli
:
Sonraki aşamada sordum.
Polat
:
Henüz sormuyordunuz, çünkü sadece şüphe ediyordunuz ve size
kırılmasını da istemiyordunuz.
Tanyeli
:
Çünkü ters tepebilir. Doktorla devamlı sorsak mı sormasak mı diye
konuşuyorduk. Sorsanızda inkar edecektir zaten. Bunu kabul
etmeyecektir ki.
Polat
:
Sorsan bile faydası olmayacaktır zaten.
Tanyeli
:
Kuşkuyu bir delille ispat etmelisiniz ki O bunu inkar etmesin.
Bütün uyuşturucu kullananların hepsi bir yanıyla ömür boyu
uyuşturucuyu bırakmaya çalışırken ve asla istemezken diğer yanıyla
da bunun esiri oluyor. Bağımlılık adı üstünde, bağımsızlığı yok
eden bir şey. Bütün gençliği, bütün insanlığı yok eden bir şey.
Bence uyuşturucu satıcıları aslında vatan haini. Bir nesli yok
ediyorlar. Bu bir savaş ve bu bizim kendi ülkemize ait olan bir
şey değil. Eroin; uyuşturucu olarak bize ait, bizim geçmiş
kültürümüzde mevcut bir şey değil. Yine de üniversiteler felaket
halde.
Polat
:
Evet maalesef çok yaygın.
Tanyeli
:
Bunları hep araştırmalarımla buldum. Satıcı üniversite
öğrencilerine ulaştım. Aynı zamanda bunlar kullanan çocuklardı.
Polat
:
Para bulmak için tabii. Kullanıcı para bulup madde alabilmek için
satıyor aynı zamanda.
Tanyeli
:
Konuyu saptırdım. Yaşadıklarım zaman zaman birbirine geçiyor.
Oğlumu çok özlüyorum. Belki onunda çok etkisi var. Basından takip
ediyorum uyuşturucu kullanan çocuklardan sürekli kötü insanlar,
felaket çocuklar olarak bahsediliyor. Ben oğlumda hiç bir kötülük
görmedim. Oğlum bütün çocuklar gibi bir çocuktu. Öyle söyleyeyim.
Yani doğdu, ben öğrenciyken onu doğurdum; fakültede. O’nu ben çok
seviyordum. O da beni çok seviyordu. Can ile birbirimizi çok
sevdik. Yaş farkımız da azdı. Onun için de çok dosttuk.
Birbirimizle her şeyi paylaşıyorduk, konuşuyorduk ve Can bana
kullandığı dönemde hep; “Anne ben eroin dışında sana hiç yalan
söylemiyorum ama eroin konusunda hep sana yalan söylüyorum. Sen
bunu bil.” dedi. Ayrıca ben onu sürekli takibe alıp, peşinde
koştururken hep; “Anne, eroin satıcıları gibi peşimde dolaşma, ne
yaparsan yap ama beni rahat bırak.” da derdi.
Polat
:
Eroin satıcıları hep kullanıcıların çevresinde geziyor değil mi?
Tanyeli
:
İnanılmaz bir olay anlatmak istiyorum. Ben bunu gerçekten tüylerim
ürpererek hep hatırlayacağım. Can’a eroini veren aynı üniversitede
ve aynı bölümde okuyan Sezer adında bir çocuktu. Can’ın vefatında
Savaş Ay’ın bir yazısı çıkmış gazetede, ertesi gün Sezer ile
annesi oraya gitmişler ve ben şikayetçi olursam diye kendi
kendilerine beyanda bulunmak istemişler. Neden? Çünkü ben Sezer’i
telefonla uyardım. O’nu defalarca uyardım. Sezer beni aradı. Bana
“Nemeksin” adlı bir ilaç satmaya çalıştı. O’na; “Sen bir taraftan
oğluma uyuşturucu madde verirken, diğer taraftan nasıl bana
Nemeksin gibi bir şeyi satmaya, bunu söylemeye cesaret ediyorsun?
Senin yüzünden oğlum bu halde.” dedim. Can’ın 2,5 yıl önce ikinci
kez eroine başlaması Sezer ile olmuş. Oğlum bana bütün bunları
anlattı.
Polat
:
Can, Sezer ile okulda mı tanışmış?
Tanyeli
:
Hayır. Sezer ile aynı okuldalar ama Babylon’da bir konser
sırasında tanışmışlar.
Polat
:
Sezer kadın mı, erkek mi?
Tanyeli
:
Erkek. Adı Yusuf Sezer. Aynı okuldalar ama bir samimiyetleri yok.
Sonra Babylon’da konsere gidiyorlar. Orada bir samimiyetleri
doğuyor ve sonra Sezer oğluma temin ediyor ilk uyuşturucuyu.
Polat
:
Ve sonra devam ediyor.
Tanyeli
: Bu
arada ben tanışmak için sürekli ısrar ettiğim halde Can asla
kızarkadaşı Nilüfer’i tanıştırmak istemiyordu. Tesadüfen Nilüfer
ile, bir gün Can’ı okuldan almaya gittiğimde aynı araca bindiğimde
tanıştım. Esmer, hoş bir kızdı. Öyle hatırlıyorum ve hatta içimden
düşündüm; “Niçin Can bunca zamandır böyle bir çocukla bizi
tanıştırmıyor ve söylemiyor?“
Polat
:
Neden saklıyormuş? O’da kullanıcı olduğu için mi?
Tanyeli
:
Hayır değildi ama ben Can’dan emin değilim. Nilüfer’in daha önce
birlikte olduğu arkadaşının da aşırı doz eroinden ölmüş olduğunu
öğrendim. Artı, Nilüfer’e durumu anlatıp korkularımdan
bahsettiğimde bana; “Asla böyle bir şey yok, siz hayal
görüyorsunuz” diyordu. O bizi aslında çok büyük bir yanılgıya ve
zaman kaybına sevk eden bir davranış oldu maalesef. Ve daha sonra
Can’ın tekrar kullanmaya başladığından emin olunca hakiki anlamda
ortaya çıkınca Nilüfer’den yardım istedim. Yalvardım O’na. Dedim
ki; “ Bak Nilüfer, kullanıyormuş. Lütfen bana yardımcı ol. Can’ı
seviyorum, annesiyim. Sen de onu seviyorsun. O’nunla ilerisi için
bir takım planlar yapıyorsunuz. Lütfen gel ve Can’ı elbirliği ile
kurtaralım, beni destekle.” Bu arada benim yanımda birçok
arkadaşım var bana destek olmaya çalışan. Hep birlikte
araştırıyoruz. Kimler satıyor? Ne yapıyor? Hepsine çok teşekkür
ediyorum. Bu destek olmasa belki biz bu kadar uğraşamazdık. Yani
benim eşim, babası, hepimiz, herkes elbirliği ile uğraştı. Nilüfer
ile bu konuşmayı yaptığımın ertesi günü Can eve geldi ve; “Nilüfer
beni terk etti.” dedi. “Neden?” dedim. “Çünkü Nilüfer ile
konuşmuşsun.” dedi. Ben Nilüfer’e ne söylediysem Nilüfer bunları
Can’a söyledi ve Can ile birlikteliğini devam ettirdi büyük bir
küstahlıkla. Ne büyük bir kötülük yaptığının belki farkında
değildi ama yine de bunu bilmemesi imkansızdı diye düşünüyorum. En
sonunda Nilüfer’in babasını aramak zorunda kaldım. Oğlumun
uyuşturucu kullandığını, Nilüfer’in bunu bizden gizlediğini ve
bize boşuna zaman kaybettirdiğini, bir insanı seven biri olarak
bunu saklamasından daha büyük bir kötülük olmadığını kendisine
anlattım. Kızının oğlumla bu ilişkiyi bitirmesini yoksa oğlumu
kaybedeceğimi, bunu gördüğümü söyledim.
Polat
:
Eroin artık öyle bir duruma geldi ki temin etmek için çok büyük
paralar bulmak gerekmiyor. Çok ucuzladı ve herkes kolaylıkla
bulabilir. Öyle değil mi? Peki son günlere gelelim. Can’ı
kaybetmemizden iki gün önce yemekte beraberdik sizin evde.
Tanyeli
:
Evet, beraberdik.
Polat
:
Orada Can biraz daha durgundu. Hatta hatırlarsan; “Biraz dikkat
edelim acaba bir şeyler var mı?” dedim sana. Bundan iki gün sonra
öğle vakti telefon geliyor sana değil mi?
Tanyeli
:
Evet. Oğlum gece eve gelmeyince, saat 02:00 – 02:30 a kadar
bekledim. Ertesi gün sabah erkenden duruşmaya gidecektim. Can eve
gelmeyince babasını aradım o da geldi. O gece saat 23:30’da bir
arkadaşımın kızı olan, Can’ın ve Sezer’in de okuldan arkadaşı
Yazgülü aradı. Can’ı sordu. Eve gelmediğini söyledim, o gün okulda
Can’ı görüp görmediğini sordum. “Gördüm, iyiydi.” dedi. Can, o
sırada belimden rahatsız olduğum için bana evde bakıyordu, bana
yardımcı oluyordu. Bu yüzden kesinlikle eve gelmemezlik etmezdi
normalde. Yazgülü’nün de aramasıyla çok rahatsız oldum. “Yanında
kim vardı?” diye sorduğumda Yazgülü; “Sezer vardı” dedi ve
telefonu kapattı.
Tanyeli
: Daha sonra kim vardı dedim yanında Can’ın, “Sezer vardı” dedi ve
telefonu kapattı. Ben tabii şunu da belirtmek istiyorum. Ben tabii
bu aslında dediğim gibi herhalde devam etmesi gereken bir şey
olacak, ki Can’ın uyuşturucu kullanması nedeniyle Bodrum
Hastanesi’ne uyuşturucuyu kargoyla göndermiş satıcı çocuk. Togan.
O da Güzel Sanatlar Akademisinde öğrenci. Togan adındaki; kullanan
ve satan bir çocuk bu Togan Atlan; O’da Can’a babasının yanına son
gittiğinde uyuşturucuyu kargo ile gönderiyor. Can O’na parayı
banka hesabına yatırmış. Ve biz bütün bunları tesadüfen Can’ı yine
son artık nişanlanıp evlenmeyi düşündüğü kızarkadaşı vardı,
İsveç’te yaşıyor, O’da yine dans okulunda okuyor. O da dünya
güzeli, dünya iyisi, O bize haber verdi. Yani böyle bir durum var,
Can para yatırdı diye. Çünkü O da Can kurtulsun diye bizimle
mücadele ediyor, uğraşıyor. Ve düşünebiliyor musunuz, kargoyla
gönderiyorlar? Ve Can onu alıyor, biz babasıyla sürekli, her an
yanında olmasına rağmen bunu yapabiliyor ve bunu kullanıyor ve Can
koma halinde Alman Hastanesi’ne kaldırılıyor. 3 gün komada kaldı.
Ben yine hemen gittim oraya 10 gün orada kaldı, hastanede kaldık.
Ve ben daha sonra O’nu alıp Foça’ya götürdüm Can’ı. Artık işi
falan her şeyi bırakıp, iş olarak Can’ı edinip; ben ve diğer bütün
avukat çocuklarım, herkes bana yardımcı olarak; çünkü bu işin, bu
uğraşların, bu mücadelenin manevi boyutu yanında bir de inanılmaz
bir maddi boyutu var.
Polat
: Tabii şimdi daha Canla ilgili anlatacak çok şeyin var
biliyorum.
Tanyeli
: Çok şeyim var.
Polat
: Olayın asıl bundan sonra ki aşamalarını da izleyicilerimizin
bilmesini istiyorum. O yüzden programımızda bir değişiklik
yapacağız, haftayada devam edeceğiz.
Tanyeli
: Evet. İnsanların aydınlanması lazım.
Polat : Çünkü
bunun işte emniyette yaşananlar boyutu var, onları herhalde
anlatacaksın. Son aşamada doktorla ilgili kısımlar var. Bunların
hepsini bütün izleyicilerin bilmesi lazım. O yüzden şimdilik
programı burada bırakacağız. Bu hafta ki süremiz de doldu. Zor bir
programdı hem benim için hem Ayda için. Vurursan Kırılır, Çocuk
Hakları programında bu hafta 4 Martta kaybettiğimiz, uyuşturucu,
eroin kullanımı sonrasında pırıl pırıl, çok cici Can Tanyeli’nin
annesi Ayda Tanyeliyle beraberdik. Haftaya devam edeceğiz,
görüşmek üzere.
|