|

|
AÇIK RADYO SOHBETLERİ
2004 |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
Haftanın Konuğu :
Dr. Halis
DOKGÖZ
Adli Tıp Uzmanı
Cinsel İstismar
Polat
:
Bu hafta yine çocukla ilgili oldukça önemli bir konudan
bahsedeceğiz. Çocukta cinsel istismar. İstismar deyince; çocuğa
zarar vermek, çocuğun gelişmesini engelleyen davranışlarda
bulunmak gibi çok geniş kapsamlı olaylardan ve davranışlardan
bahsediyoruz. Ama cinsel istismar deyince orada bir dakika durmak
gerekiyor. Cinsel istismar her geçen gün artarak karşımıza çıkan
ve anne-babalar başta olmak üzere herkes için artık kabus haline
gelen bir olay. Sıklıkla rastlanan çok basit bir cinsel istismar
örneği vermek gerekirse; çocuğunuz okuldan çıkmış, evine doğru
yürüyor. Köşede uzun pardesü giymiş bir adam bekliyor. Adam, çocuk
yaklaşınca pardesüsünün önünü açıyor ve cinsel organını
gösteriyor. Yetişkinlerin bile korktuğu, çaresiz kaldığı bu tip
bir olayın bir çocuğun başına geldiğini düşünün. Çocuk panik halde
evine koşuyor ancak adamın takip edip belkide asansörde çocuğu
taciz etmeye devam etme ihtimali de var. Çocuğu çok derinden
sarsan bu tarz olaylara artık çok sık rastlıyoruz. Bu tarz olgular
giderek artıyor. Cinsel istismarın bir boyutu bu. Birçok başka
boyut var ama hemen söylenmesi gereken ‘çocuk pornosu’ sorunumuz
var. Günümüzde bilimsel araştırma yapmak için internette arama
motoruna ‘ensest’, ‘aile içi cinsel ilişki’ kelimelerini
arattığınızda karşımıza gelen sayfada aşağı yukarı tüm siteler
porno sitesi oluyor. Ensest konulu yüzlerce -ki bunların oldukça
mühim bir kısmı Türkiye’de çocuk pornosu daha yeni yeni oluşmaya
başlamasına rağmen Türkçedir, porno sitesiyle karşılaşıyorsunuz.
Gerçekten dünyada ki çalışmalara baktığımız zaman da çocuk
pornosunun Türkiye’de daha yeni yeni başladığını, halbuki dünyada
çok daha yaygınlaştığını görüyoruz. Ensest; aile içi cinsel ilişki
yani babanın kız çocuğuna, annenin erkek çocuğuna yada kardeşler
arasında gördüğümüz cinsel ilişki; tarihten beri hep var olan bir
olgu. Ama tabuydu, hiç konuşulmazdı. Artık konuşulmaya başlandı.
Ve görüyoruz ki hiç aklımıza gelmeyecek olaylar karşımıza çıkıyor.
Olgular var ama hala kanun yapıcılar Ceza Kanunu’nun yeni
tasarısına “aile kurumu zedelenmesin, aile kurumunun saygınlığı
kaybolmasın, boşanmak üzere olan anne-babalar birbirlerine çamur
atarlar, o zaman biz bunu ayıklayamayız” deyip ensest için ayrı
bir kanun maddesi koymuyorlar. Bu gerçekten büyük bir sorun. Bunu
zaman zaman tartışacağız bugünkü konuğumla ama çok önemli bir
boyut var ki gerçekleri görmezsek kanunlar bugün olduğu gibi hep
arkadan gelmeye devam edecek. Bunu özellikle belirtmek istedim
çünkü Yeni Türk Ceza Kanunu Tasarısı henüz komisyona girdi, hala
eklemeler ve/veya düzeltmeler yapılabilir. Haliyle enseste ilişkin
bir madde içermiyor.
Konuya böylece giriş yaptıktan sonra bu haftaki konuğuma
dönüyorum. Dr. Halis Dokgöz çocukta cinsel istismar konusuyla
ilgili çok etkin çalışan bir adli tıp uzmanı. Önce kendisine
“çocukta cinsel istismar konusu nasıl çalışma alanının içerisine
girmiş?” diye soralım.
Dokgöz
:
Çocuk istismarı ve çocukta cinsel istismarla ilgili çalışmalar
aslında adli tıp ve diğer acil branşlarda çalışan hekimlerin sık
karşılaşabileceği bölümler, alanlar. Benim karşılaşmamda sizin
fazlasıyla rolünüz oldu. Adli Tıp Kurumu’nda birlikte çalıştığımız
dönemde sizin önerileriniz ve teşviklerinizle diyelim bu konu
ilgimi çekti. Gerçekten oldukça sık görülmesine rağmen az
bilinmesi ve önlenebilir olmasına karşın; gerekli yaptırımların
yada gerekli şeylerin yapılmaması bu alana yönelmeme daha da bir
pozitif katkı sağladı. Bu alanla ilgili, Adli Tıp’a gelen olgular
nelerdir, durumumuz nedir, ne tür olgularla karşılaşıyoruz ve bu
tür olgular adli yada hukuksal süreçte nereye ulaşıyor, tıbbi
yaklaşım nasıl olmalıdır gibi kafamızı kurcalayan meseleleri
eşelemeye başladık ve bu şekilde konuyla ilgili olarak çalışmalara
başlamış oldum.
Polat
:
Cinsel istismar ile ilgili tüm boyutları tartışmaya başlamadan
önce bir yol haritası oluşturmak amacıyla tanım yapmamız gerekir.
Çocuk istismarı içerisinde cinsel istismarı nasıl tanımlıyoruz?
Dokgöz
:
Öncelikle belirtelim; Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları
Sözleşmesiyle 0-18 yaş grubundaki herkesi çocuk sayıyor. Çocuk
istismarı da çocuğun kaza dışı ve önlenebilir bir davranışa maruz
kalması. Bu davranışın; toplumun kültür değerleri dışında kalması
gerekiyor. Çünkü farklı kültürlerde, farklı davranışlar bir şiddet
yada istismar olarak kabul edilmeyebiliyor. Çok önemli bir nokta
ise olgunun uzmanı tarafından da bir istismar olarak tanımlanması
gerekiyor. Cinsel istismarda tablo biraz daha değişik. Çocuğun
cinsel amaçlı herhangi bir uyarı aracı olarak kullanılmasından
başlayıp; en basit haliyle yanaktan makas almayı örnek
gösterebiliriz, ırza geçmeye kadar geniş bir yelpaze içine giren
her türlü davranışı cinsel istismar olarak tanımlayabiliriz.
Burada çocuğa illa zor kullanılması da şart değil. Bunu özellikle
belirtmek - altını çizmek - gerekiyor çünkü toplumda zor kullanım
olmazsa cinsel istismar olmaz yada şiddet olmaz gibi bir yaklaşım
var.
Polat
:
Cinsel istismar hangi davranışları kapsar derken çocuğun
yanağından makas alınmasını örnek verdiniz. Burada bir soru
işareti olabilir. Bir çocuğu sempatik, çok cici bulup yanağından
bir makas alınabilir, bunu hepimiz yapıyoruz hatta zaman zaman. Bu
bir suç mu? Öncelikle bunu biraz açalım. Amerika’da yada
İskandinav Ülkelerin’de yaşanan paranoyaya dönüşmesin. Amerika’da
hemen hemen her davranış çocuk istismarı olarak algılanıyor.
Başımdan geçen bir hikayeyi anlatmak istiyorum. Konuştuğumuz
konuya iyi bir örnek teşkil ediyor. Amerike’da John’s Beach’de
oturuyoruz. Üç yaşlarında bir çocuk sahilde bir tümseğe çıkmaya
çalışıyor ancak çıkamıyor sürekli geri düşüyor. Arkadaşlarımızdan
birisi çocuğu arkadan iterek yardım etmek istedi. Bir diğer
arkadaşımız hemen arkadaşımızı engelledi; “Sakın çocuğa elleme,
anne-babası görürse çocuklarına cinsel istismarda bulunduğun
gerekçesiyle dava edebilir” diye.
Dokgöz
:
Evet, bu nokta çok önemli gerçekten. Tanımı yaparken eylemin
kültürel değerlerin dışında kalması şartını belirtmiştik.
Verdiğiniz örnek hakikaten bunu çok güzel şekilde vurguladı.
Polat
:
Bunun yanı sıra davranışın motifi de önemli. Eylemin hangi sebeple
gerçekleştirildiğini iyi anlamak lazım. Cinsel istismarda
özellikle şu var; çocuk cinsel amaçlı heyecan ve doyum sağlamak
için kullanılan bir araçsa davranışın boyutu ne olursa olsun hemen
cinsel istismar olarak sınıflandırılır. 15 yıldır bu konuyu
çalışıyorum ve arada kendime “acaba paranoya düzeyine mi
ulaşıyoruz” diye soruyorum. Ancak, maalesef Türkiye’de gördüklerim
ve yaşadıklarım bana biraz paranoyak olmakta fayda var duygusunu
veriyor. Her geçen gün yeni yeni inanılmaz olaylarla
karşılaşıyoruz.
Kavramlara devam edecek olusak; cinsel istismarda ‘temasla olan’
ve ‘temasla olmayan’ diye bir sınıflandırma var. Temasla olmayan
cinsel istismar denilince akla çocuk pornosu, teşhircilik,
röntgencilik gibi eylemler geliyor ve bu olaylarda çok fazla artış
izliyoruz.
Cinsel istismar özellikle ilkokul çocuklarına yönelik
gerçekleştiriliyor. Bu yaşta çocukları kandırmak oldukça kolay
oluyor çünkü çocuklara yönelik bilinç oluşturma faaliyetleri yok.
Dokgöz
:
Öncelikle değindiğiniz bu paranoya konusunda çok sevdiğim bir sözü
paylaşmak istiyorum; Paranoyak olmanız izlenmediğiniz anlamı
taşımaz.
Gerçekten cinsel istismar; çocuğa bir erişkinin yada çocuğa
tahakküm kurabilecek yaştaki bir kişinin; çocuk da olabilir bu,
cinsel doyum amacı ile bir sözlü ifadesinden ırza geçmeye kadar
geniş bir yelpazede karşımıza çıkıyor. Olgularda hekim olarak
bizler yada dava konusu olduğunda hakimler cinsel istismarı
belirlemede sıkıntı yaşıyoruz. Bu aşamada daha ileri çalışmalara
gerek var diye düşünüyorum.
Polat
:
Çok doğru. Bu konuda çalışan profesyonellerin bilgi eksikliğinden
dolayı çok sayıda olgu atlandığını biliyoruz. Tabii sadece bilgi
eksikliği de değil olay, aile içi cinsel ilişkide bizim en çok
yaşadığımız sıkıntılardan bir tanesi değer yargılarında. Ailenin
dağılmasını önlemek amacıyla, eğer baba çocuğu istismar etmişse,
anne bunu bilse dahi inkar ediyor. Şikayete rağmen çocuk
anne-babadan ayrılmaz ilkesini her durumda benimsemiş hakimler
çıkıyor karşımıza. Tanıda hakikaten büyük bir sıkıntı var. Bunun
yanı sıra cinsel istismara maruz kalmış çocukların muayenesinde de
sıkıntılar var. Bu çocukların muayenesi, muayene edildikleri yer
çok farklı olmalı. Bu çocuklara yaklaşım çok farklı olmalı. Bunu
gözönünde bulundurarak Adli Tıp Kurumu Başkanı olduğum dönemde
Halis Dokgöz ile bir çalışma yürüttük ve çocuk istismarı muayene
birimini oluşturduk. Biraz bu muayene biriminden bahsedelim.
Dokgöz
: Bu
tür olgular gerçekten özelleştirilmiş ortamlarda uzmanlaşmış
kişiler tarafından müdahale gerektiriyor. Muayene sadece kurban
yada istismar edilmiş çocuk açısından değil, eylemi gerçekleştiren
kişinin belirlenmesi açısından da bize yükümlülük getiriyor.
Çocuk, muayenesi esnasında içinde bulunduğu birimin bir istismar
muayene yeri olduğunun farkına varmamalı ve burada kendisini
emniyette ve rahat hissedebilmelidir. Muayene esnasında çocuğun
tekrar tekrar istismar edilmesine fırsat vermemek ve muayene
sürecini mümkün olduğunca kısalaştırmak için farklı alanlardan,
farklı birimlerden kişilerin kolayca bir arada
değerlendirebilecekleri, delillerin yok edilemeyeceği bir birimin
oluşturulması gerekli. Biz sizinle o dönemde bunu gerçekleştirdik.
Öncelikle muayenelerin uzamaması için tedbir alındı. Ayrıca,
cinsel istismara uğrayan çocuğun cinsel istismara uğradığının
delilleri toplanırken aynı zamanda enfeksiyon kapma, hamile kalma
gibi durumlar açısından da gerekli önlemlerin alınması, çocuğun
yaşadığı gerek fiziksel gerekse psikolojik travmaların kalıcı
etkilerine karşı girişimlerde bulunulması gerekliydi. Bütün
bunlara ek olarak eylemi gerçekleştirdiği düşünülen sanığın
tanımlanması yani belirlenmesine yönelikte çalışmaların aynı yerde
yapılması önemliydi. Hakikaten farklı disiplinlerin birlikte
çalıştıkları multi-faktöriyel bir birim oluşturuldu. Bu tarz
birimlerin yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor.
Polat
: Muayene sisteminden bahsederken de vurgulanması gereken çok
önemli bir husus var: yaşadığı olaydan dolayı zaten travmatize
olmuş çocukların muayene edilirken bir kez daha travmatize
olmamalarını, zarar görmemelerini sağlayacak bir sistemi oturtmak.
Bu nasıl yapılabilir? Tabii öncelikle çocuğun bir kerede
muayenesini bitirmek lazım ki çocuk sürekli farklı kişilere tekrar
tekrar olayı anlatmak zorunda kalmasın, olay çocuğun beynine
böylelikle kazınıp kalmasın.
Muayene alanından bahsederken de çocuğun yabancılık çekmeyeceği,
dostça bir yer yaratılmasının önemli olduğunu söyledik. Kurduğumuz
birimde buna dikkat etmiştik ve çocuk oyuncaklara ve renkli duvar
kağıtlarına bakınca kendisini oyun odasında zannediyordu.
Üçüncü olarakta çocukla görüşecek kişilerin mutlaka çocukla kolay
iletişim kurma becerisine sahip olmaları bekleniyor. Çocuğun bu
kişileri sevmesi, onlara güvenmesi ve dolayısıyla başından
geçenleri çekinmeden ve doğru anlatabilmesi çok önemli çünkü, bu
tip olayları yaşadığı zaman çocuklar genellikle içlerine kapanıp
anlatmamayı tercih ediyorlar.
Dokgöz
:
Evet, çocuklar genelde saklamayı tercih ediyorlar. Oysa çocukların
söyledikleri genellikle doğrudur ve alanında uzmanlaşmış bir kişi
- çocukla iyi diyalog kurabilen hekim yada diğer disiplinlerde
çalışan uzmanlar - iyi bir diyalogla çocuktan gerekli bilgiyi
alırlar. Öyküyü ayrıntılarlar ve bazen bu öykü, çocukla görüşme o
kadar önemlidir ki fiziksel bulgulardan daha çok istismarın kesin
kanıtı da olabilir.
Polat
:
Cinsel istismarda özellikle anal ilişkinin söz konusu olduğu
livata olgularında bazen hiçbir bulgu ortaya çıkmayabiliyor.
İyileşme çabuk oluyor. Bu durumda sadece fiziksel bulgularla yola
çıkıp istismarı ispatlamak mümkün olmuyor. Eğer sadece fiziksel
bulguların varlığı sözkonusu edilirse, bu bir çok olayın gözardı
edilmesi anlamına geliyor.
Muayene sistemlerine baktığımızda, dünyada yaygın olarak uygulanan
ancak Türkiye’de henüz birkaç yerde bulunan ‘aynalı sistem’ var.
Bu çok güzel bir sistem. Buna göre; uzman çocuğun her davranışını
dışarıdan izleyebiliyor fakat çocuk izlendiğinin farkında olmuyor
ve çok daha rahat davranmaya başlıyor. Böylece çocuk ve olayın
çocuk üzerindeki etkilerini rahatça gözlemleyebiliyorsunuz.
Bir
de anatomik bebekler uygulaması var. Bu sistem bir dönem çok
yaygın olarak kullanılıyordu fakat sonradan kalktı. Bence çok da
iyi oldu.
Dokgöz
:
Anatomik bebekler cinsel istismara uğradığı düşünülen çocuklara
veriliyor ve bu araçlarla çocuğun kendi cinsel yönelimlerini yada
cinsel istismara uğrama biçimlerini ortaya koymaları izleniyor. Bu
bebekler aslında normal oyuncak bebekler ancak genital organları
normalden daha büyük oluyor. Bu sistemin kullanıldığı birimler
hala var. Ancak ben bu sistemin kullanılmasını sakıncalı
buluyorum. Bu bebek aletlerle çocuğa bazı şeyleri öğretmiş
oluyoruz ve çocuk bunlardan yola çıkarak bazen hikayesini
değiştirebiliyor. Uygulamanın bu tür sakıncaları olduğunu
düşünüyorum.
Polat
:
Çocuk bu bebeklerden yola çıkarak hikayesini anlatır diye umuluyor
ama hiç de öyle olmuyor. Çocuk hiçbir şey yokken bile sadece bu
bebeklerden yola çıkıp yepyeni bir hikaye uydurmaya
başlıyabiliyor. Çocuk istismarı olayları ilk çalışılmaya
başlandığında ilk 5-10 yıl acaba çocuk doğru mu söylüyor, yanlış
mı söylüyordan tedaviye geçilememiş. Böyle bir dönem yaşanmış.
Çocuk istismarı; özellikle cinsel istismar söz konusu olduğu zaman
işin içinde sadece adli tıp uzmanları yok. Başka hangi dallar da
işin içinde olmalı acaba?
Dokgöz
:
Çocukta cinsel istismar sözkonusuysa adli tıp uzmanının buradaki
görevi olayı belgelemek ve ortaya çıkartmak. Bunun yanında çocuk
hekimlerinin ve cerrahlarının bazı görevleri var. Bulguyu ortaya
koymak ve tedavi etmenin dışında ek hastalıklar çıkabilir. Bu
durumda bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına görev var. Halen
Türkiye’de uygulanan sistemde çocuk cinsel istismara uğramışsa
çocuk hekimine, acilde bir pratisyen hekime, kadın hastalıkları ve
doğum uzmanına, psikiyatriste yada çocuk psikiyatristine
gidebiliyor. Birçok doktora gidilebiliyor ve en sonunda bir de
adli tıp uzmanına geliyor. Bu arada hukuksal süreçte başlamış
oluyor ve jandarma, polis gibi kolluk güçleri de devreye giriyor.
Zaten bir travma yaşamakta olan çocuk tüm bu kişilerlerle ayrı
ayrı muhatap olmak zorunda kalıyor. Uzmanlar teşhis ve tedavi
için, olayı aydınlatmak ve yasal prosedürleri yerine getirmek için
çocuktan tek tek hikayeyi duymak istiyorlar. Böylece travma
katlanarak büyüyor ve zaman zaman çocukta onarılmaz yaralara sebep
oluyor. Bu nedenle, sizinle kurduğumuz birimde ve dünyanın pekçok
başka yerinde olduğu gibi farkı disiplinlerden uzmanlar; klinik
hekimler, adli tıp uzmanı, sosyal hizmet uzmanı, psikolog,
psikiyatrist, kolluk güçleri, biraraya geliyorlar - buna ‘çocuk
dostu muayene birimi’ diyebiliriz - ve birlikte bir yandan
muayeneyi ve tedaviyi yapıyorlar diğer yandan da görüşmeyi ve
bulguların belirlenmesini, ayrıca çocuğun rehabilitasyonunu ve
korunmasını sağlıyorlar. Bu tarz birimlerin mutlaka
yaygınlaştırılması gerekiyor.
Polat
:
Buna ben de katılıyorum. Çocuk istismarı bir çok daldan farklı
olarak multidisipliner bir çalışma gerektiriyor ve gerçekten bu
kadar çok uzman tek tek çocukla görüşmeye kalkarsa çocuk yaşadığı
olayın ardından tekrar tekrar travmatize edilebiliyor. Tüm
uzmanların birlikte hareket ederek çocuktan hikayeyi dinlemesi ve
görevlerini belli bir düzen içerisinde yapmaları zamanı da
kısaltacağından çocuk açısından çok daha rahat oluyor.
Peki, muayeneden sonra çocuğun cinsel istismara uğradığı tespit
edilirse, tanı bu şekilde çıkarsa, bundan sonraki ki süreçte nasıl
bir prosedür takip ediliyor?
Dokgöz
: Bu
sürecin nasıl gelişeceği çocuğun içinde bulunduğu koşullara göre
değişiyor. Öncelikle “Cinsel istismarı gerçekleştiren(ler) kim?”
sorusuna cevap bulmak gerekiyor. Eğer aileden birisi ise yapılacak
ilk şey, aileden çocuğu uzaklaştırmak oluyor. Aileden
uzaklaştırılan çocuk; Türkiye koşullarında ne yazık bahsettiğimiz
özel birimler pek yaygın değil ama varsa öncelikle bu tarz
birimlere yönlendirilebiliyor yada çocukta travma çok yüksek
seviyelerde görülüyorsa hastane ortamında kalması uygun
olabiliyor. Bu arada hukuksal süreçte devam ediyor ve sosyal
hizmet uzmanları ile diyaloğa girip çocuğun Türkiye’de çok yaygın
bir ağa sahip olan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na
çocuk bakım ve rehabilitasyon için teslim ediliyor. Çocuğu bu
şekilde aileden soyutlamak, eğer cinsel istismarı gerçekleştiren
kişi(ler) ailedense çok önemli. Eğer aileden birisi değilse, biraz
daha şanslıyız demektir. Bu durumda çocuğun gerekli muayenesini
yapıp, bulgularını derleyip, sanığın belirlemesine yönelik
çalışmaları da yaptıktan sonra çocuğu ailesine teslim ediyoruz.
Tabii her iki durumda da çocuk, psikiyatrist tarafından düzenli
şekilde izleniyor.
Polat
:
Sosyal hizmet uzmanları gerçekten bu konuda kilit görevde olan
kişiler. Türkiye’de maalesef bir tane sosyal hizmet uzmanı
yetiştiren okul var. Oysa Sosyal Hizmet ve Çocuk Esirgeme
Kurumu’nun iş tanımına baktığınızda çocukta istismardan tutun,
sokak çocukları, suça itilen çocuklar, madde bağımlı çocuklar,
özürlü çocuklar, bunlara ek olarak özürlü vatandaşlar, erişkinler
dahil olmak üzere düşkünler, bakıma muhtaçlar ve yaşlılar gibi çok
geniş bir yelpazede hizmet verilmeye çalışılıyor. Buna karşılık
Kurum’a çok küçük bütçeler ayrılıyor ve eleman sayısı kısıtlı;
kadro yetersizliği var. Son dönemde de meslek elemanlarının aktif
görevlerden alınıp, pasif görevlere gönderilmesi gibi yeni bir
uygulama da dikkatimizi çekiyor. Tabii tüm bunların ışığında çok
verimli ve randımanlı işler çıkıyor diyemeyiz ama şunu da hemen
kabul etmek gerekir ki sosyal hizmet uzmanları olmadan bu konuda
çok fazla yol alınamaz.
Cinsel istismar tanısı konduktan sonra çocuğun bu durumdan en az
zararla çıkmasını sağlamak çok önemli.
Dokgöz
:
Çocuğun en az zararla kurtulacağı, kendisini diğer çocuklar gibi
normal hissedeceği yada rehabilite edilip topluma yeniden
kazandırılabileceği koşulları yaratmak çok önemli.
Polat
:
Cinsel istismarın varlığı kolay kolay ortaya çıkmıyor demiştik.
Çocuklar okulda veya sosyal hayatlarında karşılaştıkları taciz
olaylarını genellikle saklıyorlar ve aileye dahi bundan
bahsetmemeyi seçiyorlar. Bu durumda aileler veya eğitimciler hangi
bulguların varlığına dikkat etmeliler ki çocuğun istismar edilip
edilmediğini anlayabilsinler? Nelerden kuşkulanmalıyız?
Dokgöz
:
Çocuktaki karakter veyadavranış değişiklikleri aileleri veya
çocukla ilgili çalışanları kuşkulandırmalı. Çok canlı, çok aktif
çocuklar birdenbire durgunlaşabiliyor, çocuk sıklıkla odasına
kapanıyor ve yalnız kalmayı tercih ediyor. Özellikle anneler
çocuklarına banyo yaptırırken yada üstlerini değiştirirken
fiziksel bulgularla karşılaşabiliyorlar. Konumuz cinsel istismar
ama, cinsel istismarda mutlaka cinsel bölgelerde bulgu olacak diye
bir şey yok. Eylem gerçekleştirilirken vücudun değişik
bölgelerinde değişik bulgular da ortaya çıkabiliyor. Hekimlerin en
sık karşılaştığı bulgulardan biri ekimoz dediğimiz cilt altında,
doku içi kanama lezyonları oluyor. Bunlar vücudun değişik
bölgelerinde bulunabilir. Onun dışında cinsel eylem gerçekleştiren
kişilerin emmesine bağlı, yumuşak dokularda emme izi dediğimiz,
nokta nokta görülen ekimoz benzeri lezyonlar olabilir. Çocuğun
değişik bölgelerinde travmalar, çizikler olabiliyor. Yine iç
çamaşırlarında kan lekesi yada eylemi gerçekleştiren kişiye ait
olabilecek sperm veya salgı buluntusu olabiliyor. Kıl döküntüsü
olup olmadığına da bakılabilir.
Polat
:
Burada bir örnek olay anlatıp anne-babanın sorumluluğuna değinmek
istiyorum. Annenin anlattığına göre; anne zaman zaman 5 yaşındaki
erkek çocuğunu karşı dairelerinde oturan 16-17 yaşlarında lise son
sınıf öğrencisi komşusunun daveti üzerine yolluyormuş. Anne içinde
hep bir huzursuzluk duymuş ama nedense çocuğuna izin vermiş. Bir
gün anne ile çocuk oynarken; anne yatar pozisyonda, çocuk
annesinin üstüne çıkıp gidip gelmeye başlamış. Anne, “Ne
yapıyorsun oğlum?” diye sorduğunda, çocuk, birlikte oynadıkları
ağabey ile bu şekilde oynadıklarını ifade ediyor. İşte bu tarz
tesadüflerle de cinsel istismar ortaya çıkabiliyor. Bu olayda
dikkat edilmesi gerekli olan nokta; annenin 5 yaşındaki çocuğuna
17 yaşında bir oyun partneri seçmekle yaptığı hata - annenin
bilinçsizliği. Bakıcılık sözkonusu değilse ki çocuğa bakıcı
seçerken de çok titiz olunması ve bakıcının çok iyi tanınması
gerekli, oyun partneri aynı yaş grubundan seçilmeli. Sonuçta;
anne-babanın yaşanan istismar olaylarında kusuru ve ihmali oluyor
diyebiliriz. Çocuk, hayatının akışını çok kötü etkileyebilecek bu
tarz olaylara muhatap kalıyorsa, bunda ailenin sorumluluğu çok
büyük. Bunu vurgulamak zorundayız. Anne-baba şüphe etmeli ve
sürekli çocuğuna dışarıdan gelebilecek hertürlü istismara karşı
dikkatli olmak durumunda. Bu olmazsa olmaz bir kural.
Tıp
Fakültesinde öğrenciyken çocuk psikiyatrisi hocam Prof. Dr. Ulvi
Etener’in çocuğu istismara maruz kalmış anne-babalara sert
davrandığına şahit olurdum. Çocuklara ise o denli iyi davranırdı.
Hocamın aileleri çok zor durumda bıraktığını, dövmekten beter
ettiğini düşünürdüm. Bunu kendisine sorduğumda; “çocuk buraya
gelecek kadar kötü bir duruma sokulduysa, hastalıkları varsa ve
anne-baba bu durumu son ana kadar farkedemedilerse o zaman
kendileri de suçludur, o yüzden böyle davranıyorum” demişti.
Hocama buradan saygılarımı yolluyorum. Bugüne kadar gördüğüm onca
istismar olgusundan sonra kendisine katıldığımı söyliyebilirim.
Hikayeler hemen hemen aynı oluyor ve anne-babanın sorumluluklarını
ihmal ettiklerine sıklıkla şahit oluyoruz. Anne-babalara bu konuda
da sorumlulukları olduğunu öğretmek istismarı önlemek açısından
çok önemlidir.
Tanı
için dikkat edilmesi gereken; davranış ve karakter değişiklikleri,
fiziksel bulgular ve çocuğun içine kapanma hallerinin yanısıra,
bir diğer hususda çocuğun cinsel konulara birden bire ilgisinin
fazlalaşmasıdır.
Dokgöz
:
Burada çocuğun genital organlarıyla oynama eğiliminin artmasından
bahsedebiliriz. Böyle bir durumla karşılaşıldığında muhakkak bir
uzmana danışmakta fayda var. Kesinlikle gözardı edilmemesi
gerekli.
Polat
:
Bu şekilde ortaya çıkan çok istismar olgusu var. İstismarı
önlemekte, istismarı anlamakta ebeveynler yetersiz kalıyor dedik
ama cinsel istismar ortaya çıktığı zaman da anne-babaların duruma
karşı tepki verişleri de bilinç düzeylerinin düşük olduğuna işaret
ediyor. Birçok olgu biliyorum ki anne-baba, istismar ortaya
çıktığında çocuklarının yaşadıkları travmayı unutup, çocuklarıyla
daha fazla ve daha büyük bir şefkatle ilgileneceklerine,
yaşadıkları hayal kırıklığıyla yada kendi suçlarını, ihmallerini
kabullenemedikleri için çocuklarını dövüyorlar. Çocuğu suçlu
görüyorlar. Halbuki çocuğun hiçbir suçu yok, hatta çocuk
kullanıldığının bile farkında olmayabiliyor.
Dokgöz
:
Tabii. Küçük yaşta çocuk bunu bir oyun olarak algılıyor.
Gerçekleştirilen eylem çocuğa nasıl sunuluyorsa; verdiğiniz
örnekteki gibi kendisinden yaşça büyük biri tarafından
gerçekleştiriliyorsa, çocuk gerçeği bilmediği için sunulduğu gibi
algılıyor. Kendisine karşı yapılan bu eylemin kötü olduğunu,
kendisine zarar verici olduğunun farkına bile varamıyor. Bu
nedenle çocuğun gerçekten kendi yaş grubundan çocuklarla oynaması
ve mümkünse yalnız bırakılmaması çok önemli. Örneğin, biliyoruz
anne-baba çalışıyor ve çocuklarda anahtar var, okuldan yalnız
kalacakları bir eve geliyorlar. Bu çok sık rastlanan bir durum. Bu
bile çocuğun ihmali demek ve ihmal de çocuğu istismara açık konuma
getiriyor. İstismar, cinsel istismar da olabilir, uyuşturucu da
olabilir, başka şekillerde de ortaya çıkabilir.
Polat
:
Çocuğa aile dışından gelen bir istismardan bahsettik. Bir de
ensest dediğimiz, aileden biri tarafından gelen cinsel istismardan
bahsedelim. Ensest çok eski yüzyıllardan beri var olan ancak tabu
olduğu için hiç konuşulmayan bir kavram. Türkiye’de de var ve
sayıca çok fazla olma ihtimali hayli yüksek.
Biz
kapalı bir toplumuz. karşı cinsten bireylerin ilişki kurmakta
zorlandığı, insan ilişkilerinin zayıf olduğu bir toplumuz. Kapalı
toplum olma özelliklerine sahip; özellikle Karadeniz ve Güneydoğu
Anadolu’da ensestin yoğun çıkacağını söyleyebiliriz. Ensestte en
büyük sıkıntı ya hiç ortaya çıkmaması yada çok ileri yaşlarda
çıkması. Bu da cinsel istismarın uzun süreli olması anlamına
geliyor. Bu durumda fiziksel travmadan çok ruhsal travmanın
büyüklüğünden bahsetmek lazım. Çocuk ebeveyni tarafından istismar
edilirken bunun bir sevgi gösterme biçimi olduğuna inanıyor.
Kendisine yapılan kötü bir hareket olarak algılamadığı için olayı
rızasıyla yaşıyor. Ancak, ileri yaşlarında cinsel ilişkinin
farkına varınca, çevresinde daha farklı şeylerin yaşandığını
keşfedince kötü olayı anlıyor.
Ensest o kadar önemli bir olgu ki bunu ileride tek başına bir
uzmanla konuşacağız ama cinsel istismarı konuşurken de değinmeden
olmaz. Türkiye’de ensestle ilgili durum nedir?
Dokgöz
:
Ensestin sanılandan daha fazla görüldüğü düşüncesindeyim.
Türkiye’de maalesef ensestle ilgili yeterince çalışma yok.
Dolayısıyla veriler üzerinden konuşamayacağız. Ancak, bahsetiğiniz
gibi ensest toplumumuzda bir tabu. Gizli kalıyor ve en önemlisi
gizli tutuluyor. Tesadüfen ortaya çıkan olaylarda bile ailelerden
gizli tutulması için baskı yapıyorlar. Adli tıbba gelen olgularda
ensest kurbanının yakınlarından, “Aman bunu kimse duymasın, aman
yok yazın” şeklinde yaklaşımlar görüyoruz. Bulguların ortaya
çıkması, raporlandırılması ve kişilerin cezalandırılması
gerekirken “aman kimse duymasın” diyerek olayı örtbas etmek
istiyorlar. Bu Türkiye’de bir gerçek. Öncelikle ensest kavramını
öğrenmemiz ve olguların varlığını kabullenmemiz gerek. Daha sonra
sorunu nasıl çözeriz diye düşünmemiz ve tartışmamız gerekiyor.
Polat
: Ensestin gizli kalma sebeplerinden bir tanesi de kadınların;
annelerin, ailenin dağılmasını önlemek amacıyla suskun kalmaları.
Genellikle olgularda anne haberim yoktu demesine rağmen bunun
doğru olmadığını görüyoruz. Anne güvencesini kaybetmemek gibi bir
kaygıyla enseste gözyumuyor. Bu tutum içinde olan kadınlara ‘pasif
istismarcı’ diyoruz; suça iştirak diyebiliriz çünkü istismarı
önlememenin de istismar boyutu var.
Annelerin bu suskunluğu, bu kabullenmişlikleri karşısında zaten
ağır travma yaşayan çocuk bir de ailesinin kendi yüzünden
dağıldığını zannederek suçluluk duygusuyla karşı karşıya
bırakılıyor. Anne, ailenin dağılmasından kendi ensest kurbanı
çocuğunu suçlu olarak görebiliyor. Çocuğa susması yada inkar
etmesi için baskı yapabiliyor. Ensest hakikaten bir dramdır.
Bunları gördük, yaşıyoruz. Derhal tedbirlerin alınması gerekli.
Dokgöz
:
Yeni Türk Ceza Yasası Tasarısından bahsetmiştiniz. Gerçekten de
doğrudan ensestle ilgili hiçbir maddeye yerverilmemiş. Bu
olgularının nasıl değerlendirileceği belirtilmemiş. Bu herhangi
bir dışarıdan gelen cinsel istismar değil. Ebeveynin sorumluluğu
altındaki çocuğa uyguladığı bir cinsel istismar. Hem çocuğa zarar
veriyor hem de koruma yükümlülüğünü yerine getirmiyor. Türk Ceza
Kanunu’nda bunlar soru işareti.
Polat
: Kanunların derhal düzenlenmesi lazım tabii ama toplumun
içselleştirmesi çok uzun zaman alıyor. Aile birliğinin korunması
kavramı da çok önemli ama “Neye rağmen?” diye kendimize
sormalıyız. Asıl olan çocuğun korunmasıdır. Çocuğu çiğneyen şeref,
haysiyet, aile birliği kavramları benim için yok. Çocuk bir zarar
görüyorsa öncelik mutlaka çocuğun korunmasındadır. Aile, yakın
çevre, Devlet ve nihayet tüm toplum olarak çocuğu korumakla
yükümlüyüz. Ancak çocuk korunma altına alındıktan sonra diğer;
aile birliği nasıl korunacak, şeref ve haysiyet nasıl korunacak
gibi konuları tartışabiliriz.
Cinsel istismar toplumda gerçekten çok sayıda var ve bunlar ancak
saptanıp üzerine gidildiği taktirde toplumun dikkati çekilebilir,
bilinç oluşturulur. Önce olguların saklanması zihniyetinden
sıyrılmak gereklidir. Çocuğa karşı cinsel istismarı önlemeye
yönelik neler yapılabilir, neler yapılmakta?
Dokgöz
:
Birlikte çalıştığımız dönemde, 2001 – 2005 yılları arasında
gerçekleştirilecek çocuk istismarını ve ihmalini önlemeye yönelik
bir proje başlatıldı. Bu UNICEF’le Adli Tıp Kurumu’nun ortak bir
projesiydi. Bu tür olgularla sık karşılaşan adli tıp uzmanları,
acil birimde çalışan hekimler yada diğer olguyla karşılaşma
olasılığı yüksek olan hekimlerin eğitimi hedeflenmişti. Proje
kapsamında ilk önce gerçekten bu alanda çalışan, çalışma olasılığı
olan, çalışan ve bizim haberimiz olmayan bütün birimler biraraya
getirildi ve ‘Türkiye’de durum nedir’ tartışıldı enine boyuna. Çok
çarpıcı gerçeklerle karşılaştık. Buradan yola çıkarak neler
yapabiliriz tartışıldı ve konuşmamızın başında belirttiğimiz
özelleşmiş çocuk dostu muayene birimlerin oluşturulması ve
çocukların travmatize olmayacağı muayene ortamlarının yaratılması
gibi temel noktalarda anlaşıldı. Çocuk istismarı ve ihmalini
önlemeye yönelik, bulgularını saptamaya yönelik ve bu tür
durumlarla karşılaşan çocuğa neler yapılabilir üzerine bir eğitim
modülü oluşturuldu. Interaktif olarak yapılandırılan eğitimler
için önce Türkiye’nin 8 farklı bölgesinden yaklaşık 15’er kişi
eğitici olarak eğitildiler. Bunlar uzman kişilerdi. Böylece bölge
eğiticileri oluşturulmuş oldu. Eğiticiler kendi bölgelerinde
olgularla karşılaşma olasılığı yüksek olan hekimleri, sosyal
hizmet uzmanlarını, psikologları hatta çeşitli okullardan
öğretmenleri de kapsayan eğitimler gerçekleştirdiler. Eğitimler
yavaşlamış da olsa halen devam etmekte.
Bunun dışında neler yapılması gerekli: Sadece bu işle uğraşan
profesyoneller değil, toplumun da konuyla ilgili bilgilenmesi
gerekiyor. Toplumun çocuğu istismar ve ihmal etmemesi gerektiğini
öğrenmesi gerekiyor. Çocuk istismarcılarına karşı bir muhalefet
oluşturulması, karşı duruş yaratılması çok önemli. Bunun için
radyo, gazete, televizyon hatta internet gibi kitle iletişim
araçlarını zorlamak gerekiyor.
Polat
: Profesyonellerin eğitimi çok önemli. Bunun için UNICEF projesi
başlatıldı ve istismar vakasına doğru müdahale edebilecek ekipler
oluşturuldu. Ayrıca Sağlık Bakanlığı ile de başka projeler
üzerinde çalışıyoruz. Bunun ötesinde ve en önemlisi Türkiye’nin
her bölgesinde ailenin, çocuğun ve topyekun yurttaşların
karşılaştıkları olgular için başvuracakları yerleri olduğunu
bilmeleri gerekli. Toplum eğitimi önemli çünkü bazı konuları eğer
anlatmazsanız, tartışmaya açmazsanız, konuşmazsanız o zaman herkes
sanki problem yokmuş gibi davranıp susuyor. Olaydan canı yananlar
ortada kalıyor. Bunu aşmak için tüm kanalları kullanmak lazım.
Zaten Açık Radyo Programları da böyle bir fikirden doğdu. Amac;
konuyaduyarlı, sosyal sorumluluk sahibi kişileri bilgilendirerek
onlarında gönüllülük esası içerisinde bir şeyler yapabilmeye doğru
yönlendirmek. Aynı şekilde bu radyo programıyla aynı adı taşıyan
“0-18 Vurursan Kırılır” Çocuk Hakları Ulusal İletişim Ağı,
www.0-18.org internet adresinde yayına girdi. Bu tamamen
bilgilendirme ve bilinçlendirmeye yönelik yapılandırılmış
etkinliktir. Sitede hem bilgi aktarılıyor hem de tepkileri
alıyoruz. İnsanlar sorular soruyorlar, cevaplıyoruz. Bilgi
paylaşımı gerçekleşiyor. Güzel olan toplumun her katmanından
katılım oluyor. Medyanın tabii olaylara sadece sansasyonel açıdan
değil biraz da eğitmek amacıyla yaklaşması gerektiğini
vurgulamalıyız. Herşeye rağmen konuyu gündemde tutmak önemli.
Dokgöz
:
Evet, medyaya düşen görev gerçekten çok fazla. Ama görevini
yaparken gerçekten çok ince bir ayırım, çizgi var, o çizgiye çok
dikkat etmesi gerekiyor. Gazetelerin üçüncü sayfaları aslında
yaşamın merkezi, gerçek yaşam orada. Fakat o üçüncü sayfaları
hazırlarken çok dikkatli olmak gerekiyor. Haberi yaparken zaten
mağdur olan çocukları yada erişkinleri tekrar tekrar travmatize
etmemek ve toplumu bilgilendirici haberler şeklinde vermek
gerekiyor ki koruyuculuk ya da rehabilitasyon açısından da bir
işlevi olsun medyanın diye düşünüyorum.
Polat :
Çok haklısınız, medyanın katkısı büyük olacaktır. Burada
habercilerin eğitimlerinden de bahsedilebilir. Dr. Halis Dokgöz
ile çocukta cinsel istismar konusunu konuştuk. Kendisine teşekkür
ederim.
|