|

|
AÇIK RADYO SOHBETLERİ
2004 |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
Haftanın Konuğu :
Eda ÇETİN
Tuana Okuma İstekli Çocuklar Eğitim Vakfı
Kız Çocukların Eğitimi
Polat :
Bu haftaki konumuz kız çocuklarının eğitimi. Konu sadece eğitim
değil, kız çocuklarının eğitimi. Burada vurgu yapıyoruz çünkü
özellikle kız çocuklarının eğitimi çok önemli. Türkiye’nin
yaşadığı çok sorunlar var. ‘Türkiye neden atılım yapamıyor?’,
‘Neden sorunlarını aşamıyor?’, ‘Neden halen şiddeti, yoksulluğu,
eğitimsizliği yaşıyor?’ gibi sorunlardan bahsediyoruz ama
çözümlerde sıkıntılıyız. Sosyal sorunlar içerisinde sürekli
hepimizin ortaklaşa birleştiği ancak sürekli gözardı edilmiş bir
konu var ki aslında saydığımız ‘neden’ sorularının ortak
cevaplarından biridir; kız çocukların eğitimi.
Kız
ve erkek çocuklarımız okula başlıyorlar ama ilköğretimden sonra
kız çocuklarımızın eğitime devam etmeleri maalesef sekteye
uğruyor. Bu durum büyük illerimizde çok fazla yaşanmasa da
gecekondu bölgelerinde bu sorunla karşılaşıyoruz. Doğu Anadolu’da,
Güneydoğu Anadolu’da ise ağırlıklı olarak ve sürekli yaşadığımız
problemlerden bir tanesidir kız çocukların evlerine kapatılması.
Daha çocuk yaşlardayken kızlarımız evlendiriliyorlar. Böylece çok
erken yaşta çocuk statüsünden çıkarılıp kadın statüsünde görülmeye
başlanıyorlar ve daha sonrasında da eğitimsiz, dünyadan habersiz,
hiçbir şey bilmeyen, çocuklarını olması gerektiği gibi yetiştirme
fikrinden ve yeteneğinden uzak anneler oluyorlar. Eğitimiz çocuk
anne, çocuklarına hiçbir doğruyu gösteremiyor, onlara hiçbir yön
çizemiyor ve kuşaklar boyunca devam eden bir kısır döngünün içinde
yok olmaya başlıyoruz. Bence kız çocuklarının eğitimi, nüfus
planlamasıyla beraber Türkiye’nin çıkışıdır.
Günümüzde artık en azından kız çocukların eğitimi konusu
konuşulmaya başlandı. Yıllardır hiç çalışılmadan bırakılmış bir
konu olarak sadece konuşulmaya başlanmış olması dahi iyi bir
adımdır. UNICEF’in başlattığı ‘kız çocuklarını eğitime katma’
kampanyasıda atılan adımların çoğalmasına vesile oldu.
Bu
haftaki konuğum Eda Çetin. Kendisi uzun dönem Çocuk Hakları
Koalisyonu’nda görev yaptı ve yurt dışında Koalisyonu temsil etti.
Halen eğitimle ilgili çalışan, bu alanda çok önemli işler yapan
TOÇEV’de çalışmakta. Kendisine “kız çocuklarının eğitimi
Türkiye’de problem midir?” diye soralım ve konuya girelim.
Çetin :
Tabii ki problem ancak çözülemez değil. Aslında Türkiye’de uzun
yıllardır bu konuda çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşları var.
Bir yandan da farklı kuruluşların destekleri alınıyor. Ama 2003
yılında UNICEF ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortaklaşa başlattığı
“Haydi Kızlar Okula!” kampanyasıyla Türkiye sorunun daha bir
farkına vardı. Ne kadar sıfıra indirgeyememiş olsak da, problem
halen yaşanıyor olsa da en azından insanlar böyle bir sorunun
artık farkındalar ve birşeyler yapma konumuna gelindi. Bu konuda
bizde TOÇEV olarak Güneydoğu Anadolu bölgesinde olsun, İstanbul’da
olsun kız çocuklarının eğitimi konusunda somut projeler üretmeye
çalışıyoruz. Keza 2003 yılında ve 2004 yılında, Güneydoğu Anadolu
Bölgesinde iki okulumuza bu konuda destek verdik. Tabii biz bir
ucundan tutabiliyoruz sadece. Hepsine maalesef ulaşamıyoruz ama
ilgili diğer sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içerisinde daha
kapsamlı ve etkin işler yapılabilir.
Polat :
Niye sadece kız çocuklarının eğitiminden bahseder durumdayız da
erkek çocukların eğitiminden bahsetmiyoruz? Kız çocuklar neden
eğitimden uzaklaştırılıyorlar, hangi düşünce ile eğitimsiz
bırakılıyorlar?
Çetin :
Ağırlıklı olarak Güneydoğu Anadolu bölgesinde gelenekler ve
görenekler bu konuda bize set çiziyor. Gelenek, görenek baskısı
çok yoğun olarak hissediliyor. Kız çocuklar, ayıp ve günah olduğu
gerekçesiyle aileleri tarafından okuldan uzaklaştırılıyorlar ve
çok erken yaşlarında evlendirilerek kadın statüsüne sokuluyorlar.
Belli yaştan sonra okulda erkek çocuklarla birarada okumaları
yörede mevcut namus kavramları açısından tolere edilmiyor. Ayrıca
kırsalda ilköğretim kurumundan sonrası yok bildiğiniz gibi.
Çocuklar eğitimlerine devam edebilmek için merkezlere gitmek
zorundalar. Aileler, toplumun baskısıyla da kız çocuklarını uzağa
göndermiyorlar ve böylelikle kız çocuklarının okul hayatı bitiyor.
Polat : Gelenekler,
göreneklerden başka bulunulan yerde yakın eğitim kurumunun
olmayışı da kız çocukların eğitimden koparılması açısından en
önemli faktörlerden birisi. Aile çocuğu kendi baskıcı kontrolünden
uzağa yollamak istemiyor ve “kız çocuğu okuyup da ne olacak” gibi
bir gerekçeyle çocuğu evde tutuyor.
Diğer bir faktör ise halen kız çocuklarının bir birey olarak kabul
ediliminin erkek çocuklara göre daha az olması; kız çocukların
ikinci sınıf insan olarak görülmesi. Tabii ailede çok sayıda çocuk
olması ekonomik yetersizlikleri gündeme getiriyor ve önlem olarak
öncelikle erkek çocuklar okula yollanıyorlar. Bu da başka bir
faktör değil mi?
Çetin :
Evet, çok doğru. Aslında ailede çok çocuk olma sebebi çocukların
tarlalarda işçi olarak çalıştırılıyor olmalarıdır. Çocuklar
ücretsiz işçiler olarak sömürülüyorlar. Aile bizim bildiğimiz
anlamda çocuk yetiştirmiyor aslında, tarlada çalıştıracağı işçiyi
yetiştiriyor. Okul anne-baba için ön planda değil. Aile öncelikle
varlığını korumaya çalışıyor. Böylece 5-6 yaşlarından itibaren
çocuklar bahar döneminden sonbahara kadar bölge bölge göç ederek
tarım işlerine gidiyorlar.
Polat :
Tabii mevsimlik işçi talebi işin içine girdiği zaman Çukurova
başta olmak üzere bütün bölgelerde ailece mevsimsel işçilik
yapmaya başlıyorlar. Bunun yanısıra okullarda da öğretmen, malzeme
ve derslik sıkıntıları var. Çocuk okula gitse de eğitimin
kalitesinin düşük olması sebebiyle okuldan uzaklaşmak gibi bir
eğilimin içine giriyorlar. Çocuklar okuldan kazandıklarını
farkedemiyorlar.
TOÇEV neler yapıyor konuyla ilgili olarak? Öncesinde TOÇEV kimdir?
Çetin :
Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı 1994 yılında kurulmuş, 5 çocukla
başlayıp şu anda 1200 çocuğa destek veren bir sivil toplum
kuruluşu. Biz çocuğu ilköğretim çağında alıp üniversite sona kadar
tüm eğitim hayatı boyunca her türlü sosyal, sağlık, eğitim araç ve
gereç ihtiyaçlarını karşılayarak eğitim hayatı boyunca destek
veriyoruz. Bunun yanı sıra 2001’den itibaren de Güneydoğu Anadolu
bölgesinde somut projelere imza atıyoruz. Bölgede kız çocukların
okula gönderilmemesi, çocuk oyun parklarının olmayışı, çocuk
intiharlarının yüksel olması gibi gerekçeler neticesinde
projelerimizi yapılandırıyoruz. 2003 yılında Adıyaman’ın
Salkımbağı köyünde, köy okulu onarımı yaptık. Bu okul taşımalı
sistemli olup koşulları çocuklar açısından çok kötü durumdaydı.
Öğretmen eksiği yoktu ama tuvaleti yoktu, tavanları akıyordu,
camları kırıktı. Onarımı gerçekleştirdik ve Adıyaman bizim için
ilk deneyim oldu. Ardından Diyarbakır Kırmasırt Köyü okulu geldi.
Orada kız çocukların beşinci sınıftan sonra taşımalı sistemle
eğitim görecekleri merkeze gönderilmediklerini öğrendik.
Dolayısıyla buradaki okulu ilköğretim okuluna çevirmek üzere bir
proje sunduk. Valilikle, Milli Eğitim Bakanlığıyla işbirliği
içerisinde, özel sponsorlarla bu okul 2004-2005 öğretim yılına bir
ilköğretim okulu olarak başlayacak. Kırmasırt köyünde bundan böyle
kız çocuklar en azından ilköğretimi tamamlamış olacaklar.
Polat :
Kız
çocukları ile ilgili Türkiye’de sorunlar çok büyük. Kızların
ikinci sınıf vatandaş kabul edilmeleri, ailelerinin yanlış
algılama problemlerinden kaynaklanan bir durum. Tabii çocuklarında
kendilerini ifade edebilmeleri, birey olarak kendilerinin
varlıklarını gösterebilmeleri için en azından donanımlı, eğitimli
olmaları gerekiyor. Çocuklar eğitimsiz kaldıkça bu gerçekleşemiyor
ve böylece yok olan bir kuşaktan bahsediyoruz.
Kız
çocukların ailenin namusunu korumak azmi içerisinde okula
yollanmadıklarından bahsettik. Bu çok karşı olduğumuz olayın çok
daha vahim başka bir boyutu daha var. Biraz bundan bahsedelim.
Türkiye Batman’ı birçok olayla hatırlar ama bunlardan bir tanesi
kız çocukların intiharlarıdır. Tespit edildiği üzere Batman’da
diğer illere oranla çok daha fazla sayıda kız çocuğu intihara
maruz kalıyor, intihar ediyor. Maruz kalıyorları özellikle
kullandım, dilim sürçmedi. Maruz kalıyorlar çünkü kız çocukları
herhangi bir şekilde karşı cins ile iletişim kurdukları takdirde -
ki adölesan çağa geldikten sonra karşı cinsten birisi ile
konuşmak, iletişime girmek, etkileşime girmek çok doğal süreçler
ve sosyal yaşamda bunun olması gereklidir de - bu kızlar töre
nedeniyle aile meclisinde yargılanarak ailenin şan ve şöhretine
leke getirdikleri gerekçesiyle ölüme mahkum ediliyorlar. Burada
kıza kendini öldürmesi için baskı uygulanıyor. Bu gibi 10 olaydan
8’inde kız çocuğu intihar ediyor, 2’sinde kaçıyor. Kaçanlar
yakalanıyor ve bunlarında yaşamına son veriliyor. Daha çok yakın
bir zaman önce evlilik dışı doğan çocuğuyla İstanbul’a kaçan
Gülbahar’ın öyküsü geliyor aklımıza. Çocuk bir yakını kendisini
saklamasına rağmen kardeşleri tarafından sokakta yakalanıp
yaralanıyor. Hastaneye kaldırılıyor ve burada diğer kardeş
tarafından yaşamına son veriliyor. Bu dramın ardından Gülbahar’ın
evlilik dışı doğan çocuğunun da aile tarafından öldürülmesi
beklendi. 2004 yılında Türkiye’de bunun gibi çok dramatik, çok
tüyler ürpertici olaylar yaşanıyor. Hiçbir töre insan hayatından
önemli değildir. Töreler insanları bütünleştirmek onlara refah
sağlayacak bir ortam yaratmak için varlarken kız çocuklarının
yaşadığı bu durum açıkçası beni dehşete düşürüyor. Türkiye
Cumhuriyeti olarak çocuk kavramını kabul etmişiz, Çocuk Hakları
Sözleşmesi’ne imza atmışız, çocuğun birey olarak en iyi
imkanlardan yararlandırılması ilkesini benimsemişiz ve biz bir
hukuk devletiyiz ama hala kızlarımıza eziyet etmekten, onları
mahrum bırakmaktan, ikinci sınıf muamelesi yapmaktan halkımız
vazgeçmiyor. Bunun çıkışı sadece ve sadece eğitimle kişilerin
bilinç düzeyinin yükseltilmesiyle mümkün olacaktır. Kız çocukları
eğitime dahil edilmeliler tabii ama önce ailelerinin de yasa, hak,
hukuk, adalet gibi kavramlardan haberdar edilmesi gerekiyor. Aksi
takdirde şimdi eğitimsiz evde oturan kız çocuklar, eğitim aldıktan
sonra eğitimli olarak evde baskı altında yaşamaya mahkum
bırakılacaklar.
Yaşanan bu dramlar yüzünden TOÇEV’in yaptıklarını gerçekten çok
önemsiyorum. TOÇEV’in başkanı Ebru Yarcan’a da buradan selam
yolluyorum. Çalışma alanı seçerken Güneydoğuyu seçtiniz. Saha
İstanbul’da da olabilirdi. Gecekondularda da yani hemen
yanıbaşımızda da aynı problemler yaşanıyor. Güneydoğu uzak ve
hakikaten zorlu bir alan. Projelerinizi gerçekleştirirken ne kadar
zorlandığınızı bilerek soruyorum: Neden Güneydoğu’yu seçtiniz?
Çetin :
Özellikle sadece Güneydoğu Anadolu bölgesinde çalışma yapmıyoruz.
Bunun altını çiziyorum. İstanbul’da da yapmış olduğumuz çalışmalar
var. 2003 Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine bakarsak sadece
İstanbul’da ilköğretim sistemine geçirilmemiş 660 okul var.
Güneydoğu’yada gitmeye gerek yok aslında. İstanbul’un çevresinde
bile çok adette eğitime geçmemiş, ihtiyacı olan okullar var. Biz
İstanbul, deprem bölgesi ve Güneydoğu Anadolu bölgesi ağırlıklı
olarak çalışıyoruz. Neden Güneydoğu Anadolu Bölgesi? Tabii ki tüm
Türkiye’de ihtiyaç duyulan yerler var ama Güneydoğu gerçekten
ihtiyacın ana merkezi. Siz de belirttiniz, bu bölgeye hizmet
ulaştırmak belki de uzak olduğu için arka plana atılıyor. Biz de
bunu aşalım, geride kalmış bölgeye hizmet götürelim düşüncesi ile
oraya yatırım yapıyoruz. Oradaki çocuklar da bizim çocuklarımız ve
yörenin eğitime her yerden çok daha fazla ihtiyacı olduğunu
düşünüyoruz.
Polat :
Bunlar iyi niyetle yaılandırılan işler ancak, toplumda varolan
duyarsızlığın önünün alınması gerekiyor. Birçok konuya göre
eğitimde biraz daha bir kıpırdanma görülüyor. Sizin gibi çalışan,
çok iyi işler yapan diğer kuruluşlar da burada söz konusu. Türkiye
Eğitim Gönüllüleri Vakfı’ndan tutun da diğer birçok kuruluş çok
güzel çalışmalar yapıyor, kampanyalar düzenliyor ama yine de
sokaktaki adamın çok da umurunda değil gibi gözüküyor şu andaki
vaziyet. Kız çocukların eğitimi için ben bir şeyler yapmalıyım,
vaktimden harcamalıyım, katkıda bulunmalıyım duygusuna henüz
ulaşılamadı.
Çetin :
Aslında duyarsızlık değil bu. Tamamen çekince ve vatandaşın
aslında konuya hakim olmamasından kaynaklanıyor. İnsanlar ne
yapacaklarını bilmiyor. Yönlendirmeler yok, yeteri kadar tanıtım
yapılmıyor. Tabii ki kulak dolgunluğu ile herkes bir şeyler
biliyor ama bunu gerçek anlamda, haber anlamında ne kadar
duyurabiliyoruz vatandaşa sorgulamak lazım. Bir de çekinceler var;
insanlar destek verdikleri zaman bunun gerçekten doğru yere gidip
gitmediğinden, doğru çocuğa doğru hizmet verilip verilmediğinden
emin olamıyorlar. Bu duygu çok önemli. Onu hissederse zaten gerisi
geliyor ve bir çok insan var bu konuda duyarlı olan yada olayları
takip eden yanı sıra da yardımcı olan. Ama tabii ki herkese
ulaşamıyoruz ve herkesten aynı duyarlılığı da göremiyoruz. Bu
biraz da bilinçsizlikten kaynaklanıyor. Hep başkalarından bir
şeyleri beklemekten kaynaklanıyor. Bu konuda da sanırım basının
desteği gerekli. Herşeyi Devlet’ten beklememeliyiz düşüncesindeyiz
ama Devlet’ten belki tanıtım konusunda destek alabiliriz. Herşey
maddiyat değil. Biz zaten onu firmalardan, kişilerden, kurumlardan
bir şekilde toparlayıp hizmetimizi sunmaya çalışıyoruz. Devlet’in
bu konuda biraz daha tanıtıma yönelik çalışmalar yapması
gerekiyor. Bu sene gördük; “Haydi Kızlar Okula!” kampanyasında
birçok insan bilinçlendi, en azından böyle bir şeyin, böyle bir
sorunun varlığını farketti.
Polat : ‘Advocacy’
dediğimiz bir kavram var. Sivil toplum en çok bu konuda bir şeyler
yapmak zorunda. Sosyal problemlerini çözmüş ülkelere baktığımız
zaman özellikle de İskandinav ülkeleri, Amerika, İngiltere gibi
ülkelerde ‘advocacy’ - tam türkçesi olmadığı için buna destek
oluşturma diyebiliriz - büyük bir beceri ile
gerçekleştirilebiliyor. Destek oluşturma, problemi tanımlama ve
gerçekten problem olduğunu anlamayla başlıyor. Bundan sonra sosyal
sorun toplumla etkin şekilde paylaşılıyor ve bireyler
bilinçlendiriliyor. Toplumsal sorunların halli öncelikle sorunun
varlığının toplum tarafından kabul edilmesiyle başlıyor.
Kız
çocukların eğitiminden bahsederken de öncelikle bunun toplumsal
bir sorun olduğunu ifade edebilmek önemli. Kız çocukları
okutmazsanız ne olur? Bunun sonuçları çok açık bir şekilde ortaya
koyulmalı. Sonrasında sorunun rakkamsal olarak ifade edilmesi
gereklidir ki bizde böyle bir sorun yaşandığına işaret edebilelim.
Çok fazla sayılarla boğulmayada gerek yok. “Kız çocuklarının
erkeklerle beraber ilkokula başlama oranları %88-90’lardadır ama
beşinci sınıftan sonra kız çocukların eğitime devam etme oranı,
oran erkek çocuklarda %80’lerdeyken %40’lara düşmektedir” şeklinde
basitçe bir analiz bile sorun yaşadığımızı anlatacaktır. Zaten
insanlarımızın bilinç ve eğitim düzeylerine baktığımızda bundan
daha fazla veri sunulması sadece karışıklık ve beklenenin tam
tersi olarak ilgisizlik getirecektir. Böylece problem
tanımlandıktan ve sorun olduğu kabul edildikten sonra “ben ne
yapabilirim” sorusuna sivil toplum kuruluşları cevap vermeye
hazırlıklı olmalıdırlar. Pilot uygulamalarla modeller
oluşturulmalıdır. Aynı zamanda Devlet’in de bu yönde
bilgilendirilmesi ve sorun olduğunu kabul etmesi ardından çözüm
önerilerine kulak vererek gerekli tedbirleri bu yönde almaya ikna
edilmesi gereklidir. Yapılan çalışmalardan toplum sürekli ve
periyodik olarak haberdar edilmelidir. Bunun için geniş kitlelere
en çabuk en etkin ulaşımı sağlayan araç medyadır. Dolayısıyla
medyada toplumsal sorunla ilgili olarak bilinçlendirilmelidir.
Bunları ifade ettikten sonra kız çocukların eğitimine dönecek
olursak, kız çocukları eğitime dahil edildikleri ve kaliteli
eğitim alabildiklerinde toplum yaşamımızda ne gibi artılar olacak?
Yaptığınız projelerde, çalışmalarda ne gibi sonuçlar alıyorsunuz?
Sonuç almak çok uzun vadede mümkün ama yine de bunun kısa dönemde
ortaya çıkan güzellikleri oluyordur. Siz neler yaşadınız? Hep
karanlık tablolar çizmeyelim. Biraz güzel şeylerden bahsedelim.
Çetin :
Biz
geleceğe yatırım yapıyoruz. Başlattığımız çalışmalar daha çok
yeni. Henüz meyvelerini görmek mümkün değil. Ancak destek
verdiğimiz çocukları sürekli takip ediyoruz. Fire verdiklerimiz
oluyor, olmuyor değil. Her koşulda onları tabii ki yönlendirmeye
çalışıyoruz, aileleriyle görüşmeler yapıyoruz. Ailelerinde bize
birebir ulaşabilme imkanları var. Çocuğun okutulması konusunda
aile içinden genellikle anneden destek buluyoruz. Anne kendiside
okutulmadığı için bunun eksikliğinin farkında olabiliyor ve
çocuğunun okuması için kimi zaman törelere rağmen, kimi zaman
babanın şiddetine rağmen destek veriyor, bizden babanın ikna
edilmesi için talepte bulunuyor. Genellikle babanın ikna edilmesi
gerekiyor ama annelerden aldığımız destek işimizi yaparken bize
güç veriyor.
Polat :
Çok
güzel. Kız çocukların eğitimi konusunda bir şeyler yapmaya
çabalıyorsunuz. Bu çabalar için kaynak yaratmak zorundasınız.
TOÇEV’in defileleri meşhur ama fon bulmak adına bunun dışında
neler yapıyorsunuz?
Çetin :
Genelde firmalardan proje bazında sponsorluklar alıyoruz. Ayrıca
son 3 yıldır modacı Cengiz Abazoğlu defilelerinin gelirini
TOÇEV’e bağışlıyor. Bu sene İpekyol Firması’da bu konuda bize
destek verdi. Defilesinin tüm gelirini yine TOÇEV’e bağışlıyor.
Buradan elde edilecek gelirle de Mardin’de yine bir köy okulunun
ilköğretim sistemine geçirilmesi, ikinci kademesinin tamamlanması
için bir çalışma yapılacak. Eğitimle ilgili projeler sunulduğu
taktirde birçok ticari firma konuya sıcak bakıyor ve katkıda
bulunuyorlar.
Polat : Özellikle
kaynak yaratma açısından bir sponsora gittiğiniz zaman elinizdeki
projenin dört başı mahmur, sürdürülebilir, bütçesinin mantıklı,
realize edilebilir bir proje olması gerekiyor. Bunu yapabilmek
çoğu sivil toplum kuruluşlarının başaramadığı şeylerden bir
tanesi. Sizler çok güzel projeler yapıyorsunuz biliyorum ama sivil
toplum kuruluşlarının böyle bir sıkıntısı var; öyle değil mi?
Çetin :
Evet. Bu sıkıntılar neden kaynaklanıyor? Doğru işletim sistemi
yok. Bu konuda son yıllarda, özellikle son 2 senedir sivil toplum
kuruluşlarına yönelik bir eğitimler gerçekleştiriliyor. Bu
eğitimlerle sivil toplum kuruluşlarına profesyonel işletme
teknikleri öğretiliyor. Önceden bunlar yoktu. Tamamen gönüllülük
ruhuyla çalışılıyordu. Sadece gönüllülük yetmiyor. Biraz da
profesyonel bakmak lazım. Sadece profesyonel de olmak yeterli
değil tabii ki gönüllülük ruhunu kaybetmemekte önemli.
Polat :
Gerçi HABİTAT bir dönüm noktası oldu ama bugün hala geniş bir
kitle tarafından gönüllülük ‘hobicilikle’ aynı tutuluyor. HABİTAT
sonrasında gerçekten profesyonelce çalışan gönüllülerin sayısı
arttı ve sivil toplum kuruluşlarının çalışması değişti. Gönüllü
derken artık sadece boş vakitlerini ayıran değil, konuya inanan,
soruna çözümler üretebilen insanlara ihtiyaç var. Bunların
profesyonel disiplin ve profesyonel bakış açısıyla çalışması
gerekiyor. Sivil toplum örgütleri artık gerçekten profesyonel gibi
düşünmeye başlayan kurumlar olmaya başladılar. Zaten olamayanlar
da çok ayakta duramıyorlar, yok olup gidiyorlar. Tabii sivil
toplum sadece gönüllülerle de yapılanamıyor. Bünyelerinde gerçek
anlamda işletmeciler, iletişimciler, vs gibi profesyonellere yer
vermek zorundalar.
Şimdi biraz çocuk haklarından bahsedelim. Kız çocukların eğitimine
yoğunlaşmış bir sivil toplum kuruluşusunuz ama çocuk hakları bir
bütün olarak ele alınmalı ve eğitimde bu bütünün bir parçası.
1989’da imzaladığımız Çocuk Hakları Sözleşmesi çerçevesinde bugün
Türkiye’de çocuklar bir birey olarak kabul edilip görüşleri
alınıyor mu?
Çetin :
Maalesef henüz o boyuta ulaşamadık. Evet belli kesimlerde iyi
eğitim alan şanslı çocuklar var ve bu çocuklarda böyle bir gelişim
söz konusu. Onlar gerçekten ifade edebiliyorlar kendilerini. Kendi
akranlarıyla ilgili çok ciddi,
iyi projeler yaratabiliyorlar. Tabii genel olarak değerlendirecek
olursak ‘çocuk görüşünün alınması’ henüz kanıksanmış değil. Çocuk
Hakları Sözleşmesini imzalayalı onbeş yıl oldu ama henüz
Sözleşme’nin toplumda etkin tanıtımı yapılmadı. Tanıtımı
yapılmadığı ve çocuk hakları eğitimleri verilmediği için toplum ve
özellikle çocuklar henüz çocuk haklarının bilincinde değiller.
Gelişim çok çok yavaş ilerliyor. Bu konu üzerine çalışan bir grup
sivil toplum kuruluşu var; Çocuk Hakları Koalisyonu yaklaşık 10
yıldır bu konuda çalışmalar yapıyor fakat etkin olabildiklerini
söylemek mümkün değil. Bu konuda biraz karamsarım.
Polat :
Çocuk Hakları Koalisyonu’nu kuran kişi olarak bugün ben de pek
iyimser değilim. Koalisyonun son dönemde çocuk odaklı grupların
koordinasyonunda olmamasından kaynaklanan sıkıntılar var. Tabii
bir şekilde Koalisyon ile toplum arasında kaynaşmada olamadı.
Buradan hareketle ‘Çocuk Hakları için Yurttaş Hareketi’ olarak
başlattığımız sivil toplum hareketi bu eksikliği gidermek;
bireyleri de içine dahil etmek üzere yapılandırıldı. Açıkçası
sivil toplum kuruluşları tek başlarına hiçbirşey değiştiremezler.
Zaten amaçları bu olmamalıdır. Demokratik ortamlarda sivil toplum
kuruluşlarının vazifesi sorunları tespit etmek, tanımlamak,
problem olduklarını bilimsel olarak açıklamak, çözüm önerileri
geliştirmek ve bunu bireylerle paylaşarak destek bulmaktır.
Sorunun çözümü için bilinçlendirilen bireyler Devlet’ten
değişiklik talep edeceklerdir. Bunu toplum talep etmeli ve kendi
kusurları üzerine bilinçlenmelidir. Değişim ancak böyle
yakalanabilir. Bizdeki sıkıntı maalesef sivil toplum kuruluşları
henüz iletişim konusuna eğilmediler ve projecilik hüküm sürmekte.
Sonuç olarak ülkemizde sivil toplum ve yurttaş kaynaşması henüz
başarılamadı. Çocuklardan örnek verelim: projeler hep çocuklar
için büyükler tarafından yapılıyor ve sonuçlarından çocuklar ve
aileleri haberdar edilmiyor. Halbuki çocuklar adına birşey yapmak
yerine çocuklar için çocuklarla birlikte birşeyler yapılmalı. Bu
bilinç düzeyine erişmek gerekli. Hep çocuklar adına konuşuyoruz,
onlar için iyi şeylerden bahsediyoruz ama çocuklar bu konu
hakkında ne düşünüyor diye sorgulamıyoruz. Giderek çocuklarda
düşünmemeye başlıyorlar ve kendilerine dayatılanlarla yaşama
alışıyorlar.
Eda
Hanım, elinize sağlık. Hakikaten güzel işler yapıyorsunuz. TOÇEV
ve benzeri tüm kuruluşların sayısının artmasını diliyorum.
Lütfen kız çocuklar dahil olmak üzere tüm çocuklar okusun. Her
şeyin başı eğitim diyor ve size iyi haftalar diliyorum. |