|

|
AÇIK RADYO SOHBETLERİ
2004 |
|
Prof. Dr. Oğuz POLAT |
Haftanın Konuğu :
KAHRAMAN EROĞLU
İstanbul Sosyal Hizmetler İl Müdürü
Çocuklar İçin Sosyal Hizmetler
Polat :
Bu hafta Sayın Kahraman Eroğlu ile beraberiz. Kahraman Eroğlu uzun
süre Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu İstanbul İl Müdürlüğü
‘nü yaptı ve çok başarılı işlere imza attı. Yakın bir zamanda da
görevden alınma durumu oldu. Bu son zamanlarda sıklıkla
yaşadığımız bir şey. Konusunda başarılı olan, işlerini çok iyi
yapan kadrolarda değişiklikler hep oluyor. Konuğumla sosyal
hizmetlerde çocuklar için neler yapılıyor, neler yapılmalı,
sokakta çalışan çocuklar ve çocuk fuhuşu konularını tartışacağız.
Türkiye ‘de çocukla ilgili en önemli sorunlardan biri sokakta
çalışan çocuklar sorunudur. Kamuoyunda bilinen adıyla Selpak
çocukları diye andığımız çocukların sayıları yoğun göç, ekonomik
sıkıntılar gibi global nedenlere bağlı olarak her geçen gün
artıyor. Sosyal hizmetler tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bu
konunun sorumlusu. Bu konuda uzun yıllar çalışan biri olarak şunu
izliyorum; ülkemizde sosyal hizmet uzmanları çok kahramanca işler
yapıyor. Türkiye ‘de sosyal hizmet uzmanı yetiştiren sadece bir
tane okul var. Hacettepe ‘den sonra ikincisi maalesef kurulamadı.
Az sayılarına rağmen gerçekleştirdikleri özverili çalışmaları
ortadayken sürekli eleştiri alıyorlar. Birçok eleştirinin de haklı
olduğunu söylemek durumundayım. Tabii bunun nedenleri var ama
istenince iyi işler de yapılabiliyor. Kahraman Bey, sosyal hizmet
uzmanlarını sizden dinleyelim. Sosyal hizmet alanı nasıl bir alan?
Eroğlu :
Bundan yaklaşık 6,5 yıl önce İstanbul ilinde toplumu rahatsız eden
en önemli sorun sokakta yaşayan ve sokakta çalıştırılan çocuklar
sorunuydu. Herkesi yakından ilgilendiren bu hassas konuya
Devlet’in ve sivil toplum örgütlerinin niçin müdahale etmediği
konusunda da çeşitli tartışmalar vardı. Bu tartışmalar benim İl
Müdürlüğü ‘ne başladığım dönemde sizinde Çocuk İstismarını Koruma
ve Rehabilitasyon Derneği Başkanı olarak içinde bulunduğunuz sivil
toplum kuruluşları ile İstanbul Valiliği‘nin ve İl Sosyal
Hizmetler Müdürlüğü‘nün örnek iş birliği ile konuyla ilgili çok
iyi çalışmalar yapıldı ve ülkemizde ilklere imza atıldı.
Polat :
Model oluşturuldu.
Eroğlu :
Sokakta yaşayan ve sokakta çalıştırılan çocuklar sorununa
getirilen etkin çözümler ve bu etkin çözümlere bağlı olarak açılan
birbirine bağlantılı kurumların ülke genelinde gerçekleştirdikleri
iyi örnekler Avrupa ülkeleri tarafından da örnek alınmaya
başlandı. İngiltere, Fransa, Almanya, İsviçre ve Polonya
çalışmalarımızı kendi ülkelerinde de uygulamak üzere model olarak
benimsediler. Sosyal Hizmetler olarak sokakta yaşayan ve sokakta
çalıştırılan çocukların biz hep en son aşamasıyla uğraştık. Çocuk
sokakta halkı rahatsız ettiğinde, tehdit ettiğinde “Niçin müdahale
edilmiyor” dendiği zaman ancak devreye girdik. Oysaki konu çok
daha derindir. Çocuk sokağa itilmeden önce çeşitli çalışmaların
yapılmış olması gerekir. Göçün önlenmesi, vergi sistemi, eğitimde
eşitlik sağlanması, işsizliğin engellenmesi…
Polat :
Göçün engellenmesi, işsizliğin önlenmesi, eğitimin
yaygınlaştırılması global sorunlar ve ancak devlet politikası ile
halledilebilirler. Bireyselleştirecek olursak Sosyal Hizmetler
olarak neler yapılıyor, ne kadar yeterli olunabiliyor?
Eroğlu :
Bunlar gibi çeşitli sebeplerle karşıkarşıya kalan çocuklar her
türlü tehlikeye açık yaşamaktadırlar. Göçe bağlı sosyal ve
ekonomik olanaksızlıklar ve eğitim olanaklarından yoksun olmaları,
küçük yaşta anneleri, babaları tarafından zorla sokakta çalışmaya
gönderilmeleri, çocukların sokakta önce masumane başlayan bu
çalışma isteklerinin daha sonra kendilerini sokakta yaşayan,
sokakta madde kullanan duruma dönüşmesine, erkek veya kızların
sokakta tacize uğramalarına ve giderek kız çocukların para
karşılığı seks yapan ve cinsel ticari sömürüye maruz kalan kızlar
durumuna gelmesine meydan vermektedir. Çocuk ancak bu duruma
düştükten sonra çocukların öncelikle ailelerine daha sonra da
topluma kazandırma çalışmalarının yapılması gündeme geldi.
Polat :
Deneyimlerinize dayanarak; sorun yaşayan korunmaya muhtaç çocuklar
yada özel bakım gereksinimi içinde olan çocuklar konusunda bir
sıralama yapsanız hangi grup çocukları ilk beş-altı sıraya
alırsınız?
Eroğlu :
Birinci sırada anne-babası olmayan veya anne-babası tarafından
terk edilen, anne-babası tarafından ihmal ve istismara uğrayan
çocuklar korunma kararı çıkartılarak yuvaya alınırlar. İkinci
grupta ise ailesi tarafından sokakta çalışmaya, sokakta yaşamaya
ve sokak çocuğu olmaya itilen çocuklar gelirler. Bu tarz çocuklar
da çocuk ve gençlik merkezlerine alınarak önce rehabilite
edilirler. Rehabilitasyon süreci sonrasında da bu çocuklar yine
haklarında korunma kararı çıkartılarak yuvaya veya yurtlara
yerleştirilirler. Üçüncü grupta kız çocuklar var. Bu konuda bugüne
kadar çok sağlıklı çalışmalar yapılmadı. İstanbul Valiliği ‘nin
ticari cinsel sömürüye maruz kalan kızlar için açtığı Çocuk ve
Gençlik Merkezi’nden sonra bu işin ne denli önemli ve ne denli
acil olduğu ortaya çıktı. 4 yıllık çalışma içerisinde yaşları 10
ile 17 arasında 172 kız çocuk; Çocuk ve Gençlik Merkezi’nde tedavi
ve rehabilite edilerek yeniden ailelerine döndürüldü. Bunlar
içerisinden ailesine dönebilme şansı olmayanlar çeşitli yurtlara
alınarak meslek edindirildiler ve işe yerleştirildiler veya tekrar
okulla bağlantı kurulup eğitime dahil edildiler. Dördüncü sırada
da sokakta çalıştırılan çocuklar var. Bu çocukların önce aileleri
ile gerekli çalışmalar yapılır, aileleri ziyaret edilir, eğer
aileler ekonomik yoksunluk sebebiyle çocuklarını sokakta
çalıştırmaya mecbur kalmışlarsa ailelere çeşitli destek ve
yardımlar yapılarak çocukların ev ortamı içerisinde okula
gönderilmelerine yardımcı olunur. Ancak, eğer aile çocuklarını
bilinçli olarak sokakta çalıştırmak istiyorsa, çocuklarını ihmal
veya istismar etmiş ise, bu gibi aileler hakkında Cumhuriyet
Savcılıklarına suç duyurusunda bulunularak çocuklarını ihmal ve
istismardan dava açılır. Çalışmamız kapsamında bu tarz olguların
sayısı 622 civarında olmuştur. Yani; ‘çocuk benim, istediğim gibi
davranırım, ister çalıştırırım, ister okula göndermem, ister
sokakta yaşamasına müsaade ederim, sokakta çalışması için de
çocuğu zorlarım’ anlayışının kırılması gerekir. Çocuk bu
toplumundur, çocuk bu Devletindir. Eğer anne-baba çocuğa karşı
görevlerini yapmıyorsa veya anne-babalık hakkını kötü şekilde
kullanıyorsa sosyal bir devlet olarak bu aileye müdahale edilmesi
gerekir.
Polat :
Biz Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalamış bir ülke olarak Taraf
Devletiz ve Taraf Devlet olarak da çocuğun yüksek yararı, çocuğun
en iyi şekilde bakımı, korunması, geliştirilmesinden sorumluluğu
kabul etmişiz, Meclisimiz bunu onaylamış, kanunlar değiştirmeye
başlamışız. Anlattıklarınızdan şunu anlıyorum; Sosyal Hizmetler
ağırlıklı olarak kurum bakımında yoğunlaşmış bir durumda.
Kurumlarda kurum bakımı hizmeti ne durumda?
Eroğlu :
Evet kurum bakımına yoğunlaşıldığı söylenebilir. İstanbul
ilimizdeki kurumların durumundan bahsedecek olursak; İstanbul
Valiliği’nin çok önemli katkısı, desteği ve özelliklede sokakta
yaşayan çocuklarla ilgili öncülük yapmasının neticesinde
kurumlardaki çocuklara verilen hizmetler şu an için çok başarılı.
İstanbul Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nda 130
civarında personel, 22 minibüs, 2 otobüs ile sokakta yaşayan,
sokakta çalıştırılan ve diğer korunmaya muhtaç çocukların
korunması, rehabilite edilmesi ve eğitimleriyle ilgili gerekli
çalışmaların yapılmaktadır. Valiliğin bu desteği, yardımı ve
öncülüğü olmasa kurumların ayakta kalmaları, yaşamlarını idame
ettirmeleri mümkün olmaz. Bence kurum bakımı yanında ağırlıklı
olarak aileye destek, aileye yardım ve ailenin güçlendirilmesi
çalışmalarının yapılmış olması da gereklidir. Bu amaçla
İstanbul’da da halen 8 olan toplum merkezlerinin sayısının 50’lere
çıkartılması uygun olacaktır. Toplum Merkezleri; göçün yoğun
yaşandığı kır, şehir arasındaki geçiş aşamasında aileleri
bilinçlendirme, aileleri eğitme, aile içi kopuk ilişkilerin
düzeltilmesi, kadının bilinçlendirilmesi, çocuklara yaklaşım
konusunda eğitim verilmesi, çocukların okula gönderilmesi, okulda
başarısız olan çocukların çeşitli çalışmalarla eğitimsel ve sosyal
yönden desteklenmesi konularıyla ilgili çalışmalar yapmaktadırlar.
Böylece hem çocukların aile içerisinde tutulması sağlanır hem de
ailenin güçlendirilmesiyle ailenin bir dönem sonra parçalanarak
çocuklarının korunmaya muhtaç duruma gelmesini veya sokakta
yaşayan çocuklar durumuna gelmesini engellemiş oluruz. Bu yüzden
aileye destek, aileye yardım kurum bakımından çok daha önemlidir.
Polat :
Özetle kurum bakımı var ancak, problemi çözebilmek için ailelere
önem vermek ve desteklemek gerekiyor. Problemin çözümü için
gerçekleştirilen çabalara baktığımız zaman Devlet’in yaptıklarını
konuştuk ve tabii bir de toplum var. Toplumu temsil eden sivil
toplum kuruluşları ve akademisyenler var. Devlet ve sivil toplum
ilişkileri nasıl? Sivil toplum kuruluşları neler yapıyorlar?
Eroğlu :
Çocuk ailesi tarafından itilmiş, savunmasız ve korunmasız
bırakılmışken yasa ile düzenlendiği üzere bu çocuklara yardımcı
olmak gereklidir. İl Müdürlüğü olarak ve Sosyal Hizmet Uzmanları
olarak çocuğun nasıl bir kurum bakımına ihtiyaç duyduğunu ve
çocuğun yüksek yararının, menfaatinin nasıl olması gerektiğini
biliriz. Bir de bu konuda uzmanlaşmış, çocuk üzerine kitaplar
yazan, araştırmalar yapan akademisyenler var. Akademisyenlerde
çocukları ailesiyle, çevresiyle, toplumla bütünleştirmek ve
çocuğun yüksek yararının, çocuğun yüksek menfaatinin nasıl olması
gerektiği konularında değerli düşünceleri olan kişilerdir. Bundan
başka çeşitli belediyeler, dernekler de yardımcı olmak amacıyla
donanımlılar. Bu üç kurumun; devlet, üniversiteler, yerel
yönetimler vesivil toplum kuruluşlarının biraraya gelmesi,
birlikte hareket etmeleri gereklidir. Biz eski Devlet Bakanımız
Hasan Gemici’nin önderliğinde bunu çok iyi başardık. Çocukla
ilgili çalışan ne kadar sivil toplum kuruluşu varsa hepsini
biraraya getirdik. Bunlardan bazıları; Çocuğu İstismardan Koruma
ve Rehabilitasyon Derneği, Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği,
Sokak Çocukları Vakfı, İstanbul Barosu, Kadıköy Belediyesi olarak
sıralanabilirler. Siz, Prof. Dr. Oğuz Polat ve Prof. Dr.
Esin Küntay, Prof. Dr. Türkan
Saylan gibi çocuklar üzerine çeşitli araştırmalar yapmış, çocuk
haklarının kurtarılması, çocukların ailesi ve diğer kişiler
tarafından ihmale, istismara uğramaması için çaba sarfetmiş,
çocukları koruyan çocuk dostu akademisyenler de mevcut.
Polat : Gerçekten;
özellikle birkaç kişiyi siz andınız ben de bahsetmek istiyorum,
Hasan Gemici çok güzel bir yol açtı. Sivil toplum kuruluşlarını,
Devlet’i, üniversiteleri, belediyeleri biraraya getiren ortak bir
modeli başlattı. İlk toplantıda Türkan Saylan, Hasan Gemici, Yusuf
Kulca, siz ve ben beraberdik. Buradan çıkan fikirle Yeldeğirmeni
modeli doğdu. Diğerleri bu modeli takip etti. Peki, sivil toplum
kuruluşları bu çalışmanın neresinde olmalı? Açık sormak gerekirse
sivil toplum kuruluşlarının; uzman olan kuruluşların, her türlü
istismara uğramış çocuklar için kendi kurumlarını açmaları ve
çocuk bakımını ve rehabilitasyonunu üstlenmeleri yasak. Devlet
hala bunun önemini anlamadı ve önünü açmadı. Halbuki dünya böyle
çalışıyor. Bu çok büyük bir sıkıntı çünkü Devlet kurumları tek
başına sayıca yeterli olmadığı gibi uzmanlık anlamında da
yetersiz. Bu çok açık ifadeden sonra sizin görüşlerinizi alalım.
Eroğlu :
Aslında keşke sivil toplum kuruluşları Devlet’in tüm kurumlarında
aktif görev alma, Devlet’in memurlarıyla ortak çalışma yapabilme
şanslarını her zaman bulabilseler. Ancak bu, Bakan’ın sivil toplum
kuruluşlarına bakışı, SHÇEK Genel Müdürü’nün sivil toplum
kuruluşlarıyla çalışma yapılmasıyla ilgili hoşgörüsü, Valiliğin ve
SHÇEK İl Müdürü’nün bakışıyla bağlantılı bir olay. Bazen şuan için
çok iyi giden bu birlikteliğin, güzel oluşumun bir dönem sonra
sekteye uğratılabileceği konusunda endişeliyim. Çok iyi niyetle
çalışan sivil toplum kuruluşlarının bir dönem sonra kurumlardan
itilmeleri veya kurumlardaki iyi çalışmalardan soyutlanmaları bu
güzel çalışmaları bir dönem sonra bitebiliyor. Örneklerini daha
önce gördük. Keşke sivil toplum kuruluşları bilgi donanımlarına,
birikimlerine ekonomik anlamda da destek bulabilseler de onlar da
böyle kurumlar açabilseler. Halen bilgi anlamında her türlü
donanımla teknik altyapıya sahip sivil toplum kuruluşlarının en
önemli sıkıntısı ekonomik güçsüzlükleridir. Bina bulsalar bile
buranın işletme ve hizmet masraflarını karşılayacak durumda
olmadıkları için çok iyi niyetlerle açılan bir merkez, bir dönem
sonra kapanma tehlikesiyle yüzyüze gelecektir. Bu yüzden;
Avrupa’da ve diğer gelişmiş ülkelerde yerel yönetimler ve Devlet,
çocuğa hizmet etmekte samimi gördükleri sivil toplum kuruluşlarına
her türlü yardımı yapmaktadırlar. Ülkemizde ise ancak çeşitli
işbirliği protokolleriyle sivil toplum kuruluşları tarafından
başlatılan ve hizmete sokulan kurumlar ortak işletilmektedir. Bu
kurumların başında yine mutlaka meslek elemanlarının olması
gerekir. Çünkü çocuğu en iyi tanıyan, çocuğun ailesi ile, çocuğun
çevresiyle, toplumla diyaloğunun, ilişkisinin nasıl olması
gerektiği konusunda çocukla ilgili eğitim alan sosyal hizmet
uzmanı, psikolog, pedagog, çocuk gelişim uzmanı veya bu konuda
doktora çalışmaları yapmış meslek elemanlarının mutlaka bu işin
başında olması gerekir.
Polat :
Yeldeğirmeni modelimize baktığımızda; sivil toplum kuruluşu,
belediye ve üniversite bir işbirliği protokolüyle kurumu
yapılandırdılar. Burada özellikle günlük gereksinimleri karşılamak
amacıyla Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneğini kurmuştuk. Halen
bu dernek kuruma büyük destek aktarmaktadır. Ama bundan iki ay
önce (2004) kurumlara bir
genelge geldi. Genelgede özetle Devlet’in hiçbir kurumunda sivil
toplum kuruluşlarına yerverilemeyeceği söylenmektedir. Buna uygun
olarak derneği kurumdan uzaklaştırmak ve başka bir yere taşımak
gerekmiştir. Bu durumda kurum ile dernek arasındaki çok güzel
yapılanmış organik bağlantı kesildi. Sivil toplum kuruluşları ile
Devlet tamamen birbirinden kopmuş bir vaziyete geldi. Eskiden
sıkıntılar vardı, şimdi sıkıntıları bıraktık kopma noktasına
geldik. Bu konuda söyleyecekleriniz nelerdir?
Eroğlu :
Kurumlarımız yardıma muhtaç çocuklara, gençlere, yaşlılara,
özürlülere hizmet veren kurumlar oldukları için halkın gönüllü
desteği, maddi ve manevi desteğine çok büyük ihtiyaç var. Zaten
biz İstanbul’da ki 48 kurumun bugüne kadar çok başarılı işler
yapmasında en önemli desteği ve yardımı da sivil toplum
kuruluşlarından ve kurumların bünyesinde yapılandırılan yardım
derneklerinden sağladık. Bugün Eyüp Çocuk Yuvası’nın Derneği,
Küçükyalı’nın Derneği Devletten daha güçlü olarak kurumlarda
barınan çocukların gereksinimlerini karşılamaktadırlar. Dernekleri
kurumlardan çıkarttığımız takdirde hem dernek yardımını ve
ilgisini kuruma yönlendirmeyecek hem de vatandaş derneğin
kurumdaki çocuklar yararına çalışmayacağı düşüncesiyle yardımı
kesecek. Burada bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünüyorum. Kararı
veren merciye kurumlarımızın özelliklerinin doğru anlatılmadığı ve
bir yanlışlık yapıldığı endişesini taşıyorum. Bazı kurumlarımızın
binası bile sivil toplum kuruluşlarına ait. Hem sivil toplumun
binasında barınıyorsunuz hem de sivil toplum kuruluşuna binayı
terket diyorsunuz. Sivil toplum kuruluşu da buna karşılık olarak
kuruma “siz çıkın” diyor haklı olarak
Polat :
Bu basitçe anlattığımız örnekten anlaşılacağı gibi Devlet ile
sivil toplum kuruluşları arasında yaşanan sıkıntılar çok fazla.
Eroğlu :
Bu yüzden kurumlarımızın özelliklerinin Genel Müdürlük ve Bakanlık
tarafından iyi anlatılması ve kurumlarımızda ki bu derneklerin,
vakıfların, hayırseverlerin durumunun anlatılmış olması çok
önemlidir.
Polat :
Şimdi gelelim başka önemli bir soruna. Türkiye’de bence gerçekten
çok önemli olan ama çok az kişinin tartıştığı yada yavaş yavaş
tartışmaya başladığı bir konu; Kız çocukların fuhuşa itilmeleri -
ticari bir cinsel meta olarak kullanılmaları. Sokaklara
baktığımızda 9 yaşından büyük kız çocuklarını artık göremiyoruz.
Benim görüşüm; mafya belli yaşa gelen kız çocukları sokaktan
alıyor ve çocuklar fuhuş sektİşte yeraltına indiriyor ve öründe
kullanılmaya başlanıyor. Sayısal veri yok. Türkiye’de birçok
konuda sağlıklı veri bulmak çok zor ama bu konuda hiç veri yok. Bu
durumda analiz yapma ve durumun boyutlarını tespit etmek mümkün
değil. Ancak, konuyla ilgili bir ilk adım atıldı aslında. Biraz
bu ilk adımdan bahsedelim. Çocuk fuhuşunu önlemek adına veya
fuhuşa itilmiş çocukların rehabilitasyonu adına neler yapılmakta?
Eroğlu :
İstanbul Valiliği tarafından sokakta yaşayan, ticari cinsel
sömürüye maruz kalan kızlar için bir ‘gençlik evi’ açıldı. Yerini,
adresini çocukların güvenliği açısından gizli tutmak zorundayız.
Bu merkeze çocuk kendi isteği ile veya herhangi bir sivil toplum
kuruluşunun aracılığıyla veya güvenlik güçleri tarafından
getirilip teslim ediliyor. Çocuk kuruma ilk geldiğinde hem
fiziksel hem ruhsal örselenmeye maruz kaldığı için kendisine önce
tıbbi tedavi uygulanması gerekiyor. Tedavisi bittikten sonra
çocuğun ailesi ile çeşitli görüşmeler yapılıyor. Aile ile yapılan
görüşmeler neticesinde kızın evden kopma biçimi ortaya çıkıyor.
Bazı durumlarda çocuk, aile içi şiddete, cinsel ve fiziksel
istismara maruz kaldığı için ev ortamından uzaklaşmak düşüncesi
ile sokağa çıkıp sokakta daha olumsuz ve daha kötü koşullara maruz
kalıyor. Bazı durumlarda ise aile içi iletişim eksikliği sebebiyle
veya ailenin çocuğa küçük bir müdahalesi neticesinde çocuk medyada
sıklıkla gördüklerine özenerek evini terk edip daha iyi yaşantı
bulma hevesiyle kötü durumlara düşebiliyor. Eğer yapmış olduğumuz
bu durum incelemesi sonucunda çocuğun eve dönebilme ihtimali
varsa, çocuk açısından aileye geri dönüşe ikna olmuşsak kız çocuğu
ailesine teslim ediyoruz. Eğer ev ortamı çocuğu sokağa itmişse
veya evine dönmesi halinde daha olumsuz koşullara düşeceği
endişesi uyanmışsa kızı ailesine teslim etmiyoruz. Çocuk
merkezimizde kalarak sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve
psikiyatristlerin yardımıyla rehabilite ediliyor. Yeniden yaşama
merhaba demeye, güzel şeylere yönlenmeye, okulla bağı kopmuş ise
tekrar okullu olmaya, okula gidebilme şansı yok ise kendisinin de
benimseyeceği çeşitli mesleklere, çeşitli branşlardaki kurslara
gitmeye başlıyor. Yapılan çalışmalar çocuğun kendisine olan
güvenini geliştirmeye yönelik oluyor.
Polat :
Çocukların çoğu çocuk haklarıyla ilgili çok az şey biliyorlar veya
hiçbir şey bilmiyorlar. Bilenler de çok genel kavramdan
bahsediyorlar. Halbuki hepimiz çocuklar için bir şeyler yapıyoruz,
çabalar sarfediyoruz. Ancak görülen o ki çocukların bunlardan
haberi yok. Haklarından habersizler ayrıca başları sıkıştığında
nereye gideceklerini bilmediklerinden sokağa çıkıyorlar. Demek ki
bir sıkıntımız. Yapılan çalışmalarla çocukların buluşturulması
gerçekleşmiyor diyebilirmiyiz?
Eroğlu :
Çocukların ve ailelerinin çocuk hakları konusunda
bilgilendirilmeleri öncelikli görev aslında. Bilinçlendirmek
koruyucu önleyici faaliyetlerimiz açısından çok önemli. Bundan
başka okullarda öğretmenlere de çocuğun haklarını anlatmak
gerekir. Bu kapsamda 2002 yılında İstanbul Çocukları Vakfı 3
milyon civarında Çocuk Hakları Tanıtım Kitapçığı bastırdı ve
bunlar dağıtıldı. Okullara ve muhtarlıklara posterler asıldı. Bu
malzemeler sivil kuruluşlara, çeşitli partilere, bunların diğer
organlarına gönderilerek mümkün olduğu kadar çok kişinin
çocukların haklarına saygılı davranması konusunda eğitilmelerini
amaçladık.
Polat :
Diğer ülkelerin parti programlarında çocukların haklarından azami
olarak faydalandırılmaları mutlaka yer alıyor. Belediyeler de
konunun asıl sahipleri. Ama Türkiye’ye baktığımızda;
belediyelerden birkaçını ayrı tutuyorum, bir şeyler yapmaya
çalışan belediyeler var ama sayıları çok az. Toplam 33 belediyede
üç yada dördü geçmez. Hatta Şişli ve Kadıköy’ü güzel örnekelr
olarak hemen söyleyebiliriz. Partilere baktığımızda ise çocukla
ilgili çalışmalara rastlamıyoruz. Programlarında bir satır ya var
ya yok. O da göstermelik olsun diye. Kimse böyle bir konunun
önemine inanmıyor. Genel zihniyet şu; “Asıl başka büyük sorunları
çözelim, onlar çözüldükten sonra bu konuyla uğraşırız.” Konudan
yemek üstüne içilecek kahve gibi bahsediliyor.
Eroğlu :
Haklısınız, çocuklara ilgi ancak; bir çocuk bir yüzbaşıyı
öldürmüşse, bir çocuk Serpil öğretmene tecavüz etmişse, çocuk bir
yeri yakmışsa veya tinerci çocuklar bir iş yerine zarar vermişse,
sokakta gezenleri rahatsız eder duruma gelmişse, doğuyor. Oysa
çocuklar bu duruma gelmeden önce bunlara sahip çıkılması gerekir.
Bunun da yolu belediyelerin her türlü çalışmalarında,
hazırladıkları planlarda, programlarda çocuklara öncelikli olarak
yer vermeleridir. Çocuk haklarını sadece kağıt üstünde değil
yaşamsal faaliyetlerde de kullanmak gerekir. Çocukların ailelerine
karşı da çocukları korumak gerekir. Bir Mc Donald’s olayı çıktı,
herkes Mc Donald’s’a yüklendi, “nasıl çocuk buzdolabına kapatılır”
diye. Hiç kimse demedi ki “bu yaştaki çocuğun gece saat 11:00’de
tek başına sokakta ne işi var?”, “anne-babası kız çocuğunu sokağa
mendil satmaya ne için gönderiyor?” Biz çocuğun evine gittik,
inceleme yaptık ki kişinin 3 katlı evi var, dükkanı var ve o çocuk
o ev ortamı içerisinde okula gitmesi gerekirken, sokakta ip
atlaması, top oynaması gerekirken, aile bütçesine yardım, katkı
adı altında sokağa çalıştırılmaya gönderiliyor. Aile hakkında dava
açtık. Dava açılmasına herkes ilk defa duyuyormuş gibi hayret etti
ve bize bu yönde sorular sordu. Oysa, gelişmiş ülkelerin hepsinde
olan çocuk haklarıyla ilgili her türlü kanunlar, her türlü
yaptırımlar bizde de var.
Polat :
Kağıt üzerinde aslında her şey var değil mi? Aslında her şey
mükemmel gözüküyor değil mi? Uygulamada ise gerçek anlamda büyük
sıkıntılar var. Gerçekten bu tip ailelere gidildiğinde inanılmaz
manzaralarla karşılaşıldığını biliyoruz. Demek ki kanunların
mevcudiyeti yetmiyor. Yurttaşların bilgilendirilmeleri şart.
Kurum bakımına geri dönecek olursak, böyle bir olay yaşandığında;
ailenin üç katlı apartmanı var ama çocuğunu sokakta çalıştırıyor
gibi, çocuğun o ailede kalmasının hiç kimseye yararı yok. Çünkü
çocuk artık çocukluktan çıkmış bir ticari metaya dönmüş vaziyette.
O zaman kuruma getiriyoruz. Kurumlarla ilgili sorunlarımız da var
ve bunları konuştuk. Uzman sayımız yetersiz, maddi sıkıntılarımız
var ama gene de kurum önemli bir çıkış noktası çocuklar için.
Ancak kurumda korunma altına alınan çocuklarla ilgili ileride bir
sıkıntı doğuyor. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin birinci maddesi 0-18
yaş arası herkesi çocuk olarak niteliyor. 18 yaşından sonra artık
birey çocuk değil. Bu durumda çocuk 18 yaşına kadar kurumda
yaşıyor, okula gidiyor, çok iyi de eğitim alıyor, hakikaten
topluma kazandırdığımız bir birey olmak yolunda hızla ilerliyor
ama 18 yaşına girince kanun ve yönetmeliğe göre kurum dışına
çıkartılıyor. Toplum kültürümüzde çocuklar 18 yaşına gelince
aileden uzaklaştırılmıyor. Kurum bakımı altında olanlar için ise
bu sözkonusu değil. Çocuk barındığı, güven duyduğu, aile bildiği
ortamdam tekrar sokağa itiliyor bu sefer genç yaşında. Bu doğru
mu? Yürütmede neler yapılıyor? Aslında doğru olan nedir, ne
yapılmalı?
Eroğlu :
Bundan altı, yedi yıl kadar önce 18 yaşından sonra çocukların
“ref edilmesi” yani koruma
kararının kaldırılmasıyla ilgili çalışmalar vardı ama son yapılan
değişiklikten sonra eğer çocuk okula devam ediyorsa, üniversiteye
devam ediyorsa 25 yaşına kadar, kız ise evleninceye kadar,
erkekler için de askerliğini yapıncaya kadar koruma kararının
uzatılması yapılıyor. Hatta kız çocuklar için İstanbul’da İmren
Aykut ile işbirliği içinde Gençlik Evi kurduk. 18 yaşından sonra
işe giren kızların bir anda hemen ev tutup hayata atılmaları
çeşitli sıkıntılar yaratacağı düşüncesi ile bir evde kızlara
aldıkları maaşı harcamayı, maaşları ile geçinmeyi, eşya almayı ve
ayaklarının üzerinde durabilme bilinci ve yetisi verildikten sonra
gencin ayrı bir ev tutarak ayrılması sağlanıyor. Erkekler için de
askere gidip geldikten sonra kurumdaki müdürle, çalışanlarla iyi
bir diyalog içindeyse aynı bir ailenin evladı gibi - nasıl bir
çocuk askere gidip de baba evine dönmüşse - genç tekrar yurda
döndüğü zaman kendisine yardımcı olunuyor. Bence en önemli konu
çocuklara Atatürk ilke ve devrimleri ışığında çağdaş bakımı,
çağdaş eğitimi en iyi şekilde vermek ve bir ev havası, ev
sıcaklığı içerisinde tüm bu çocukları kucaklamak, tüm çocukları
sevmek. Bu alanda da sivil toplum kuruluşlarının bizim
kurumlarımızda aktif rol oynamalarının çok iyi olacağı
düşüncesindeyim. Çünkü sivil toplum temsilcileri ve gönüllü
anneler, gönüllü babalar kurumlardaki çocuklar için çok daha
objektif davranan kişiler oluyorlar. Kurum yönetimde çeşitli
değişiklikler olabilir, yönetimdeki kişilerin çocuklara
yaklaşımları farklı olabilir, çocuklar yönetimle anlaşamaz
olabilirler ama sivil güçler her zaman çocukların yanında yer
aldıkları için çocukların hem içinde bulundukları durumu
benimsemelerine, içinde bulundukları durum içerisinde eğitimlerini
daha iyi bir şekilde devam ettirebilmelerine yardımcı olurlar veya
yapılan yanlışlıklar konusunda ilgilileri uyarırlar ve yanlışlığın
düzeltilmesine vesile olurlar. Bu uyarılarla ve desteklerle
çocuklarla birlikte geleceği yakalayabiliriz inancındayım.
Polat :
Burada çok hassas bir konuya değindiniz. Ben de bir iki cümle
konuşmadan geçmek istemiyorum doğrusu. Sosyal Hizmetler belli
dönemlerde liyakate bakılmadan, meslek grubuna bakılmaksızın
atanan kişiler nedeniyle çok farklı boyutlara gitti. Atamalar İmam
Hatip okullu olupta meslekten olmayan kişilerle yapıldı. Günümüzde
de benzeri atamalar yaşamaya başladık. Bununla ilgili olarak
sizden bir yorum istemiyorum elbet. Bunlar benim kişisel
görüşlerim. Kurumda yaşayan çocukların hayat görüşlerinin etki
altına alınması mümkün. Kurum yöneticisiyle arası iyi olan
gençlerin askerden geldikten sonra da kurumdan yardım
alabildiklerini söylediniz. Bu durumda çocukların, kuruma atanan
kişilerin dünya görüşlerini benimsemeleri gibi, bunun çocuklara
dayatılma ihtimali olduğu gibi fikirler geliyor akıllara. Bunların
aşılması lazım. Bu konuda çok dikkatli olunması lazım. Çocukların
bu şekilde istismar edilmesinin de, eğer ediliyorlarsa, önüne
geçilmesi önemli. Kurum denetimlerinde bu hususda gündeme
alınmalı.
Bu
çocuklar hepimizin. Anne-babaları yok. Onlara hepimiz sahip
çıkmalıyız. Toplumda bu bilinci uyandırmamız, toplumun
duyarlılığını kazanmamız gerekiyor. Ancak, duyarlılık çocuğa
üzülüp, acıyıp ona kişisel yardımlar yapmak anlamında
gelişmemelidir. Bu yanlış olur. Yardımlara, desteklere sivil
toplum kuruluşlarının aracı olması destekten doğru çocukların
mümkün olduğunca efektif şekilde fayda bulmasının önünü açar.
Yardımlar bilinçsizce heba edilmez. Diğer bir husus ise kurum
bakımının alternatiflerinin olması gerekliliğidir. Koruyucu aile
kavramının toplumla etkin şekilde paylaşılması, duyurulması yada
uzman olan sivil toplum kuruluşlarına çocuklara bakım ve
rehabilitasyon hizmeti izninin verilmesi gibi.
Dördüncü ve bence en önemli husus ise konuyla ilgili çalışmalar
yapmış, deneyim kazanmış, kişilerin bazı nedenlere bağlı olarak
kenara itilmemesi gerekliliğidir. Mutlaka tecrübelerden
yararlanmamız lazım çünkü zaten deneyimlilerin sayıları çok az.
Güzel modellerle az da olsa iyi şeyler yapılıyorsa bunları
bitirmek değil sürdürmek gerekiyor ve bütün bu işler insanla
yapılıyor. Deneyimler, bakış açıları, yaklaşımlar çok önemli.
Kimseyi dışalmadan birlikte çocuklara hizmet verilmesi gerekiyor.
Sayın Eroğlu, programa katılarak toplumda bilinç oluşturma ve
destek bulma çabalarımıza katkıda bulunduğunuz için, bugüne kadar
gerçekleştirdiğiniz ve bundan sonrada aynı azimle devam
edeceğinize inandığım çocuk çalışmalarınız için çok teşekkür
ederim. Başarılarınızın devamını diliyorum. |